Kutsal Sükûnetin Ağıtı

Dönüş yolunda zihninin derinliklerine çekilmekten alıkoyamadı kendini. Yüzeyde neler olup bittiğine dair en ufak bir fikri yoktu. Liman kalesi hâlâ ayakta mıydı, Yutan Bulut şehrin surlarını aşmış mıydı, bilmiyordu. Okyanusun bu soğuk, karanlık, sessiz ve boğucu uçurumunun ötesinde bir dünyanın varlığı düşüncesi bile yabancı ve uzak geliyordu artık.

Kan Dalgası onları Falcon Scott surlarının altına ulaştırır ulaştırmaz muhtemelen yeniden dövüşmek zorunda kalacaktı.

Fakat bedenen de zihnen de öyle tükenmişti ki bunu düşünecek hali kalmamıştı. Her şeyi unutup dinlenmekten, en azından kısa bir an olsun nefes almaktan başka bir şey istemiyordu.

Şansına, katil balina derinliklerden yukarı doğru tırmanırken hızını bayağı düşürmüş gibiydi. Muhtemelen bunu ikisinin iyiliği için yapıyordu. Usta olsalar da özlerinde hâlâ insandılar sonuçta. Vurgun yemek onları öldürmezdi belki ama zaten yıpranmış ve hırpalanmış bedenlerine ciddi zararlar verebilirdi.

Damarlarında akan o tuhaf ve inatçı kan düşünüldüğünde, vurgunun ona işleyip işlemeyeceğinden kendisi bile emin değildi aslında. Yine de bu kısa dinlenme anını memnuniyetle karşıladı.

Soğuk derinliklerden çekilirlerken, kasvetli ve değişmez okyanus aynı karanlığıyla etraflarını sarmaya devam ediyordu. Hissedebildiği tek fark, üzerine dev bir taş blok gibi çöken o amansız baskının yavaş yavaş, kademeli olarak hafiflemesiydi. Geçen her dakikayla birlikte bedeni biraz daha hafifliyor, nefes alması kolaylaşıyordu.

Gözlerini kapattı, kendini soğuk akıntıların kollarına bıraktı.

Doğru ya. Bir hafıza kazanmıştı. Muharebe alanına dönmeden önce... belki de... onu incelesem iyi olacak.

Savaşacak durumda değildi ama yakında çatışmaya girmekten başka çaresi kalmayabilirdi. Elindeki her türlü avantajı kullanmalıydı.

Rünleri çağırdı. Karanlıkta parıldayıp yavaşça anlamlı şekillere bürünmelerini izledi. Dikkatini hafızalara vermeden önce gölgelerin listesine hızlıca bir göz attı. Aziz de Kabus da hayattaydı. Rahatlayarak zihninden derin bir soluk bıraktı ve bakışlarını yukarı kaydırdı.

Hafızalar listesinin en altında yeni bir rün dizisi belirdi.

Hafıza: Zarafetten Yoksun Alacakaranlık Kefeni.

Bir an duraksadı.

Bak sen.

Cenaze giysisi adı taşıyan ikinci hafızaydı bu. Büyü bir şeyleri ima etmeye mi çalışıyordu acaba?

Bunu önemseyemeyecek kadar ruhsuz bir halde omuz silkti ve okumaya devam etti.

Hafıza Rütbesi: Yüce.

Hafıza Aşaması: VI.

Hafıza Türü: Zırh.

Gözlerini bir anlığına tekrar kapattı.

Altıncı Aşamadan Yüce bir hafıza, bir düşmanı katlettikten sonra elde ettiği en güçlü ganimetti... Düşmüş Zarafetin kâhini şimdiye kadar öldürdüğü en güçlü rakip olduğuna göre, bu çok doğaldı tabii. Aşağılık Hırsız Kuş'un Dölü de vardı ama o zaferi hak edilmiş, dürüst bir galibiyet olarak görmüyordu pek.

Her halükarda, Zarafetten Yoksun Alacakaranlık Kefeni son derece kudretli bir hafıza olmalıydı. Üstelik zırh türündeydi, tam da şu an çaresizce ihtiyaç duyduğu bir şey.

Şanslı günümdeyim.

Bir nebze moral bularak gözlerini açtı ve rünlere geri döndü.

Hafıza Açıklaması: Kâhinler tanrıların müjdecileri, ilahi rahmetin kanallarıydı. Sayısız gizem ve pek çok gerçek malumdu onlara. Ancak her şeyden çok daha fazlasını bilen bir varlık vardı: Zarafetten yoksun, alçak Korku İblisi. Bilinen her gerçeğe hakimdi, çünkü tanrılar dahil herkesin korkusunu bilirdi.

Böylece sonun felaketinden kurtuluş arayan kâhinler, ölümlüler diyarını terk edip halklarına uzun ve çetin bir yolculukta rehberlik ettiler. Onları savaşın yakıp yıktığı diyarların çok ötesine götürdüler...

Ariel'in Mezarı'na.

Orada huzuru, güvenliği ve sığınağı buldular. Zamanla tanrıların sesleri birer birer sustu, geride sadece engin ve dehşet verici bir sessizlik kaldı. Kâhinler Ağız'ı işte böyle kucakladı, işte böyle düştüler.

Çatılan kaşlarıyla kalakaldı.

Yine mi o adam...

Rüyalar Diyarı'nın Kabus Zinciri'nin doğduğu bölgesinin ve içindeki gizli siyah piramidin Korku İblisi Ariel ile bir bağlantısı olduğuna artık neredeyse emindi. O piramit gerçekten onun mezarı mıydı yani? Bir iblis nasıl ölürdü ki ve kim ona böyle görkemli bir kabir inşa ederdi?

Peki zamanı geriye doğru akıttığı söylenen o büyük nehrin bütün bunlarla ne ilgisi vardı? Bastırılmış Çığlık'ın açıklamasında, nehrin döküldüğü o ağız dehşet verici bir sırrın saklandığı yer olarak geçiyordu. Bahsedilen yer aynı ağız mıydı?

Kâhinler, anlaşılan tanrılardan vahiyler alan bir tür kehanet merciiydi. Tanrılar ölünce bu vahiyler de doğal olarak kesilmişti. Zamanlama pek mantıklı gelmiyordu ama Ariel'in Mezarı görünüşe göre bundan çok daha önce de vardı.

Gizemli işler...

Yorgun bir iç çekişle zihnini üşüşen sayısız sorudan uzaklaştırmaya çalıştı ve dikkatini Alacakaranlık Kefeni'nin efsunlarına verdi. Altı tane efsun vardı:

Efsunlar: Zihin Kutsaması, Ruh Kutsaması,

Tın Kutsaması, Beden Kutsaması, Yüce İpek,

Alacakaranlık Kutsaması.

Canlanır gibi olup açıklamaları okumaya başladı:

Zihin Kutsaması Efsun Açıklaması: "Bu hafıza kişinin zihinsel keskinliğini artırır."

Ruh Kutsaması Efsun Açıklaması: "Bu hafıza kişinin pasif ruh özü yenilenme hızını artırır."

Tın Kutsaması Efsun Açıklaması: "Bu hafıza kişinin zihinsel yorgunluğa dayanma ve bundan kurtulma yeteneğini artırır."

Beden Kutsaması Efsun Açıklaması: "Bu hafıza kişinin fiziksel yorgunluğa dayanma ve bundan kurtulma yeteneğini artırır."

Yüce İpek Efsun Açıklaması: "Bu hafıza, yüce ve mistik bir ipekten dokunmuştur. Geçirgen değildir ve göz alıcı bir ihtişama sahiptir."

Alacakaranlık Kutsaması Efsun Açıklaması: "Bu hafıza, Ağız'ın son kâhini Alacakaranlık'ın kutsamasını taşır. Taşıyıcı, başka bir varlıkla zihinsel bir bağ kurarak onun sesini ve düşüncelerini duyabilir ya da kendi sesini ona duyurabilir."

Gözlerini birkaç kez kırpıştırdı, ardından kayıtsızca rünleri kaybetti.

Turnayı gözünden vurdum denebilir.

Zarafetten Yoksun Alacakaranlık Kefeni cidden inanılmaz bir hafızaydı. Son efsun hariç hepsinin pasif olması değerini katbekat artırıyordu, yüksek rütbeli hafızalarda nadir görülen bir durumdu bu.

Bu ipek giysi zihnini keskinleştirecek, pasif öz yenilemesini hızlandıracak, daha az yorulmasını ve yorgunluğu daha çabuk atlatmasını sağlayacaktı. Ayrıca insanlarla... hatta belki yaratıklarla... telepatik olarak iletişim kurabilecekti ki bu muazzam bir yetenekti.

Bu hafızaya dair içinde ukde kalan tek bir şey vardıysa, o da doğrudan savaşa yönelik olmaması, daha çok dövüş dışı alanlarda büyük kolaylıklar sağlamasıydı. Çok da şaşılacak bir şey değildi aslında, zırh türü hafızaların pek çoğu böyleydi. Yine de... çelik yerine kumaştan yapılmış olsa bile Yüce rütbede bir zırh hiç de fena sayılmazdı.

Zihninde, Alacakaranlık Kutsaması'nı insanlara dehşet verici zihinsel şoklar yaşatmak için nasıl kullanabileceğinin planları yapmaya başlamıştı bile. Bir zihinsel bağ üzerinden paylaşabileceği yeterince korkunç tecrübesi vardı sonuçta...

Bunları düşünürken etrafındaki okyanusun sıcaklığı hafifçe değişti. Başını kaldırdığında, su kütlesinin arasından süzülen cılız ışıkları gördü.

Yüzeye yaklaşıyorlardı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.