Ağır adımlarla geriye fırladı. Bütün mesele, ikinci savunma hattına varabilmekti. Kendilerini açık ovadan kurtarıp şehrin labirent gibi sokaklarına atabilirlerse, o yaratıklardan sıyrılmak çok daha kolaylaşacak, yolun son kısmı o kadar da belalı geçmeyecekti.
Göz ucuyla yoldaşlarına bakıp durumlarını süzdü. Herkes bitkin, üstü başı kir içinde ve kana bulanmıştı. Hem kendi kanları vardı üstlerinde hem de kâbus yaratıklarının... Ama en azından hepsi hayattaydı.
Tek mesele, kendilerini ve sağ kalan iki yüz kadar uyanmışı bu saldıran sürüden bir şekilde söküp alabilmekti.
Tam o sırada, zihnindeki düşüncelere cevap verir gibi Bloodwave arkasını dönüp yaratık yığınına baktı. Ardından, o gizemli aziz başını Usta Jet’e çevirdi.
"Askerlerini al ve git, Ruh Biçici. Yaratıkları biraz tutacağım... Savunma hattını geçer geçmez komutanlarına patlayıcıları ateşlemelerini söyle."
Sözler kulağa fazlasıyla... bir veda gibi geliyordu. Duydukları karşısında donakaldı.
"Siz... ama..."
Bloodwave ona tuhaf bir bakış attı.
"Yanlış anladın sanırım Sunless. Kendimi feda etmeye çalışmıyorum. Böyle bir patlama bir yüceye pek zarar vermez. Ama uyanmışlar, hatta senin gibi biri bile... risk almasanız daha iyi."
Ağır ağır başını salladı. Doğru ya... Yozlaşmış kâbus yaratıkları bile nükleer bir patlamadan ciddi bir yara almadan kurtulabiliyordu, bazı düşmüş olanlar da öyle. Kale Protokolü, Bloodwave gibi bir yüceyi öldüremez, hatta canını bile pek sıkamazdı.
Usta Jet onaylayarak başını salladı.
"Gidiyoruz öyleyse."
Aziz başıyla onaylayıp derin bir nefes aldı ve birkaç hafıza çağırmaya başladı. Bu hafızaların tam olarak ne olduğunu bilmiyordu ama Bloodwave’in koskoca sürüyü tek başına tutacağına söz vermesine bakılırsa, yaratıkları hiç de hoş olmayan bir sürpriz bekliyordu.
Jet ona bakıp kısık sesle konuştu:
"Koşmaya başladığımızda, kendinizi ordu mevzilerinin arkasına emniyete alana kadar durmayın. Hayatta kalan herkesin patlama alanından çıktığından emin olmak için ben biraz geride kalacağım. Ordu komutanlığı eğlenceyi başlatmadan yetişin. Birbirimizi tekrar gördüğümüzde güzel bir havai fişek gösterisi izleyeceğiz."
Yüzünde solgun bir gülümseme belirdi.
"Çok gürültülü olacak, değil mi? Kahretsin. Zavallı kulaklarım."
Son bir bakış fırlatıp birliğine döndü.
"Hadi! Yürüyün!"
Surlardaki en yakın yarığa doğru atıldıkları anda, Usta Jet’in sesi savaş alanının bir ucundan diğer ucuna gürleyerek yeniden yankılandı.
"...Geri çekilin!"
Birinci Ordu’nun sağ kalan uyanmışları bu emri ikiletmedi. Son bir hamleyle ellerindeki tüm gücü kullanarak düşmanı bir anlığına geriye püskürttüler, ardından arkalarını dönüp koşmaya başladılar.
Buna geri çekilme demek biraz zordu aslında. Ne bir düzen vardı ne de bir strateji; sadece canını kurtarma telaşı. Savunma hattı bir anda çöktü, askerler sırtlarını düşmana dönüp şehir surlarının yıkıntıları arasına daldı.
O keşmekeşin içindeki tek teselli Bloodwave’di. Nasıl yaptıysa sözünü tutmuş, o devasa kâbus yaratığı sürüsünü tek başına, en azından birkaç anlığına durdurmayı başarmıştı.
Surların dışında sonrasında neler yaşandığını göremedi. Kulağına coşkun bir su dalgasının kükremesi gelir gibi oldu ama arkasını dönüp bakacak vakit yoktu.
Birlik, terk edilmiş toplanma alanını bir çırpıda geçip ardındaki boş sokaklara daldı.
Burada her şey karanlığa gömülmüştü. Binaların çoğu çökmüş, kar ve kırık betondan karmaşık bir labirent oluşturmuştu. Ayakta kalanlar ise alevlerden kapkara olmuştu. Bazı sokaklara garip bir şekilde hiç dokunulmamıştı ve tekinsiz bir sessizlik hâkimdi. Birinci Ordu'nun surlara insan ve mühimmat taşımak için açık tuttuğu yollar da vardı tabii.
İnsanları bu yollardan birine yönlendirdi. Şanslarına, Kim sayesinde hepsi karanlıkta görebiliyordu, bu yüzden aydınlatma eksikliği sorun teşkil etmiyordu. Koşma hızları hareket hâlindeki bir zırhlı araçtan az değildi ama yine de içini ani bir pişmanlık kapladı.
Gergedan’ı kaybedecekti...
O güvenilir zırhlı personel taşıyıcı şu anda toplanma alanının başka bir kesiminde, vardiyaya başladıkları yere yakın bir yerde park edilmişti. Ne yazık ki savaş onları şehrin ana kapısından çok uzaklaştırmıştı, bu yüzden o heybetli aracı arayacak zaman yoktu.
Burası patladığında Gergedan da hiç şüphesiz yok olacaktı.
'Kahretsin! Kahretsin!'
Dişlerini sıkarak koşmaya devam etti. İnsanlarını güvenli bir yere götürmeliydi... Bu, her şeyden önemliydi.
Şu an geri çekilen diğer uyanmışların biraz önündeydiler. Güney kesimi çok geniş olduğu için görünürde başka kimse yoktu. Şu anda tek önemli şey hızdı ve her asker ikinci savunma hattına ulaşmak için kendi yolunu çiziyordu. Çoğunun açık tutulan yollara ulaşmaya çalışacağını tahmin ediyordu ama bu yolda Hırpaniler’in hırpalanmış birliğinden başka kimse yoktu.
Yanmış ve çökmüş binalar birer birer yanlarından kayıp gidiyordu. Karanlığın içinde ellerinden geldiğince hızlı koşuyorlardı; kondisyonları çoktan tükenmiş, ciğerleri yanıyordu. O karanlık, boş sokaklar... İçinde tekinsiz bir huzursuzluk uyandırıyordu.
Çevrenin neden bu kadar tuhaf hissettirdiğini anlaması birkaç dakika sürdü. Çok sessizdi... İki haftayı aşkın kuşatmanın ardından, uzakta bir yerlerde sur silahlarının gürlemesini duymaya alışmıştı.
Ama o silahlar Goliath’ın alevli bakışlarıyla yok edilmiş, sessizliğe gömülmüştü. En azından savunma bariyerinin tüm güney kesiminde tek bir taret bile ateş etmiyordu.
Bu sessizlik içini tarifsiz bir dehşetle doldurdu.
'Az kaldı... Sadece birkaç dakika daha...'
Etrafta hiçbir tehlike olmadığından emin olmak için gölge duyusunu dışarı doğru yaydı. Tedbiri elde bırakmamak için ilerideki yolu taramaları adına iki gölgesini öne gönderdi, Aziz ile Kâbus’a da tetikte olmalarını emretti.
Ama hiçbir şey yoktu; sadece terk edilmiş binalar ve karla kaplı yıkıntılar.
Birliğe tehdit oluşturabilecek hiçbir şey göremiyordu.
Gölgesi de bir şey görmüyordu.
Kâbus ve Aziz de öyle.
...Bunu fark eden tek kişi, tamamen şans eseri kafasını saldırının geldiği yöne çeviren Luster oldu.
Gözleri fal taşı gibi açıldı.
Ancak bir salise sonra hissetti... Ortada gölge yapacak hiçbir şey olmamasına rağmen birliğe doğru hızla uçan karanlık bir siluet belirdi. Ama tepki vermek için artık çok geçti.
O anda Luster aniden öne fırladı ve Kim’i yana iterek yere savurdu. Soğuk havada bir şey parıldadı ve ortalık bir anda sıcak kanla doldu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.