Kötü Şansın Sınırlarında

Sunny ani darbeden sıyrılamayacak kadar yakındı, leşçi de bu fırsatı kaçırmayacak kadar hızlı davranmıştı. Teselli Günahı neredeyse canavarın kendi boyundan uzun olsa da küçük iblis kılıcı o kadar hızlı savurmayı başardı ki Sunny’ye geri çekilme fırsatı bile tanımadı.

Neler oluyor lan burada?

Yeşim bıçağın kendisini rahatça ortadan ikiye böleceğini ya da en azından ölümcül bir yara açacağını bilen Sunny, bedenine doğru yaklaşan o ölümcül beyaz parıltıya kilitlendi. Zaman adeta yavaşlamıştı.

Şaka mı bu şimdi?

Sunny hiçbir çaba sarf etmeden Teselli Günahı’nı zihninde serbest bırakıp yok etti. Kusursuz yeşimin ölümcül teması yerine tenine sadece dağılan beyaz kıvılcımlar çarptı.

Küçük canavar kafa karışıklığı içinde gözlerini kırpıştırdı, ardından az önce tuttuğu kılıcın nereye gittiğini anlamaya çalışıyormuş gibi ellerini beceriksizce sıktı. Sunny tam o anda herifin göğsüne tekmeyi bastı ve bu ucube yaratığı bir kez daha havaya uçurdu. Hissettiği o tatmin edici çıtırtıya bakılırsa, leşçi göğsündeki kemik zırh plakasını ve muhtemelen birkaç kaburgasını kaybetmişti.

Her şeyden iyisi, o lanet olası kılıç sonunda çenesini kapamıştı.

Yaralı iblis kayaların üzerinden sekti, birkaç metre yuvarlandı ve ardından hemen ayağa fırladı. Savaşı sürdüremeyecek kadar ağır yaralanmış gibi görünmüyordu, hatta devam etmek için can atıyordu. Ancak yüzünde acı dolu bir ifade vardı ve harekete geçmeden önce kafasına birkaç kez vurdu.

Sunny gülümsedi.

Anlaşılan o sinir bozucu fısıltılar leşçi kafasının içini de darmadağın etmişti.

Şimdi yapılacak tek şey bu küçük belanın işini bitirmekti. Tercihen, daha fazla et parçası kaybetmeden ve zaten damarlarında dolaşan zehre yenilerini eklemeden...

Sunny tam bu küçük canavarı öldürmenin en iyi ve en acı verici yolunu düşünmeye başlamıştı ki kulağına nefis bir ses çalındı.

Yolun yukarısından bir yerlerden buraya doğru yaklaşan sert nalların tıkırtısıydı bu.

Yüzünde sinsi bir sırıtış belirdi.

"İşin bitti oğlum senin, piç..."

Kabus düşmanlarını darmadağın etmiş, ustasının yardımına koşuyordu.

Leşçi de nalların sesindeki anlamı kavramış gibiydi. Sunny’ye nefret dolu gözlerle bakarak tereddüt etti.

Ölüm vaktin geldi.

...Sonra birdenbire bir şeyler değişti. O çirkin ve acımasız canavarın yüzündeki ifade, tarif edilemez bir korku dalgasıyla gerildi. Küçük iblis kafasını çevirip Sunny’nin arkasındaki bir noktaya kilitlendi. Ama orada hiçbir şey yoktu ki...

Sunny alay etmek istedi.

Bu budala gerçekten de tarihin en eski numarasına kanacağımı mı sanıyor? O kitabın yazarı benim be, şapşal!

...Tabii deniz hariç.

Yine de... Sunny bugün arkasına bakmayı zaten bir kez ihmal etmişti. Bu ihmal de onu şu anki acınası haline getirmişti.

Aniden sırtından aşağı buz gibi bir ürperti indi.

Dört gölgesi de vücudunu sardığı için arkasında neler olup bittiğini göremiyordu. Dişlerini sıktı, pişman olacağını bile bile başını hafifçe çevirip karanlık suyun yüzeyine baktı.

Deniz bir dakika önceki gibiydi, soğuk dalgaların arasından üzerine atılan hiçbir dehşet yoktu.

...Hayır, hayır, hayır!

Gözlerini tekrar önüne çevirdiğinde leşçi çoktan ortadan kaybolmuştu.

Sunny o küçük piçin nereye kaybolduğunu anlayamadı, etrafta en ufak bir iz bile yoktu. Sanki leşçi buraya hiç gelmemiş gibiydi.

Sunny’nin yüzünde donakalmış bir ifade belirdi.

"Gerçekten... gerçekten elimden kaçtı mı? Yine mi?!"

Şaşkınlıkla ağzı açık kaldı.

...Lanet olsun!

Öfkeden deliren Sunny en yakındaki kayaya bir tekme savurdu, ardından bir umutla o nefretlik iblisi bulabilmek için etrafında döndü. Çok uzağa gitmiş ya da fazla iyi gizlenmiş olamazdı... Yine de bu iğrenç ucubenin sayısız kabus yaratığı yiyerek ne tür güçler kazandığını kestirmek imkansızdı.

Leşçi tamamen gitmişti.

"İnanılır gibi değil! Geberesice lanet yaratık!"

Sunny dişlerini sıktı ve gizlenen iblisi bulabilmek için duyu gücünü sınırlarına kadar zorlayarak etrafa yaydı.

Yaratığın cılız gölgesine dair hiçbir şey hissedemedi...

...Ancak başka bir şey hissetti.

Sunny bir anda buz kesti.

Yavaşça arkasını dönüp denize tekrar baktı. Dalgalanan suların yüzeyi aynıydı...

Ama deniz tabanının derinliklerinde, duyularının hemen sınırında, gölgelerin hareket ettiğini ve gitgide yaklaştığını hissetti.

Onlarca... hayır, yüzlerce, hatta binlercesi tek bir noktaya doğru ilerliyordu.

Ona doğru.

Sunny gerisin geri çekilirken yutkundu.

O küçük ucube rol yapmıyordu, değil mi?

Leşçiyi bu kadar korkutan ve Sunny’yi öldürme girişiminden vazgeçiren şey ne olabilirdi?

Öğrenmesem çok daha iyi.

Çekirdeklerinde tek bir damla öz kalmamışken ve damarlarında kara zehir dolaşırken, dalgaların altından yaklaşan dehşetlerle tanışmaya hiç niyeti yoktu.

Birkaç adım daha geriledi, sonra arkasını dönünce tanıdık bir silüet gördü.

Kabus, otobanın darmadağınık zemininde dörtnala koşarak görüş alanına girdi. Kara aygır, Sunny’nin zihinsel emrine uyarak hızını hiç kesmeden yanından rüzgar gibi geçti.

Sunny tam o geçerken eyerin halkasını yakalayıp kendini yukarı çekti ve dörtnala giden atın sırtına atladı.

Birlikte su kenarından uzaklaşıp olabildiğince hızlı bir şekilde kuzeye doğru at sürdüler.

Yol boyunca Sunny arkasına tek bir kez bile bakmadı. Yaklaşan gölgelerden yayılan o buz gibi dehşet hissi...

Ürkütücü derecede tanıdıktı.

Sikeyim böyle işi... Hepsinin canı cehenneme. Bu lanet olası gün için bu kadarı çok fazla!

Karanlık küheylanın ve onun yarı çıplak, hırpalanmış binicisinin silüeti dağ yamacının kıvrımında gözden kayboldu. Sadece birkaç saniye sonra, karanlık sular yarıldı ve o tekinsiz ziyaretçilerin ilki sudan çıkıp kıyıya adım attı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.