Neden... neden bu boktan durum üst üste iki kez başıma geliyor? Ne biçim bir bela bu!
Sunny boğazlanıyor, bir yandan da boğuluyordu. Yaralı yanına tuzlu suyun girmesiyle, o çirkin yara alev alev yanmaya başladı. Şu nefretlik çöpçü, o minyon cüssesinden hiç beklenmeyecek kadar güçlü çıkmıştı... ya da belki de Sunny çok güçsüz düşmüştü. Zaten tüm özü tükenmişti, bir titan tarafından ezilmenin şokunu henüz atlatamamıştı ve tüm bunların üstüne damarlarında ölümcül bir zehir dolaşıyordu.
Her halükarda, bu küçük piçi üzerinden atmak için ne kadar debelenirse debelensin, hepsi nafileydi.
Kahretsin!
Düşmüş bir titanla karşı karşıya gelip hayatta kaldıktan sonra, bu aciz, süprüntü ucube yüzünden ölme düşüncesi içini burktu, ağırına gitti. Hele ki o lanet ifritin kendi boyunun yarısı kadar bile olmaması...
"Vazgeç artık. Nasılsa hayatının hiçbir anlamı yok."
Bilincinin yavaş yavaş kapandığını hisseden Sunny hırlamaya çalıştı.
Kapa... o çeneni... kapa!
Teselli Günahı bir an sessiz kaldı, ardından kahkahayı bastı.
"Seni bekleyen tek şeyin ömür boyu köle olmak olduğunu bile bile hayatta kalmak için böyle çırpınman ne kadar da komik."
Bu bardağı taşıran son damlaydı... Hayır, aslında bu iğrenç küçük gulyabaninin arkadan saldırması bardağı taşıran son damla olmuştu. Aylardır üst üste gelen aksiliklerle boğuştuğu, felaketle sonuçlanan bir savaşta insanlara rehberlik etmenin stresine katlandığı ve yetenekli, sakin bir lider imajı çizmek için kendini sürekli dizginlemek zorunda kaldığı yetmemiş gibi, Sunny’nin artık sabrı tükenmişti.
Şimdi içine tarifsiz bir öfke çökmüştü.
Kelimenin tam anlamıyla kudurmuştu.
Sunny bizzat dünyaya öfke duyuyordu ama etrafındaki tek canlı bu kinci ifrit olduğu için, öfkesinin tek hedefi bu piç olacaktı.
Buraya gel, seni sefil sokak serserisi...
Aniden Sunny'nin sağ el başparmağında keskin bir acı yankılandı.
Şansına, bu sıska ucube bir Golyat değildi. Kemik Örgüsü devin taştan ayağının o muazzam darbesine boyun eğmiş olabilirdi ama çöpçünün aşırı keskin dişlerine geçit vermedi. Böylece Sunny parmağını kaybetmekten kurtuldu, gerçi parmağı feci şekilde hırpalanmıştı.
Acıyı hissetmedi bile. Nefretlik ifritin yüzünü kavradığı gibi sol başparmağını yaratığın gözüne olanca gücüyle bastırdı.
Bu hamle en azından bir tepki almasını sağladı.
Acıyla sarsılan çöpçü geriledi... Bir an için de olsa Sunny'nin boynundaki pençeleri gevşedi.
Ona sadece bu lazımdı.
Ucubenin altında hafifçe kıpırdayan Sunny, dizini büküp ikisinin arasına sokmayı başardı ve piçi üzerinden fırlatıp attı. Bu obur gulyabani sınırları zorlayan bir güce sahip olabilirdi ama yine de hafifti. Sıska bedeni havada süzülüp taşlık kıyıya çakıldı.
Nereye kaçtığını sanıyorsun... Seninle işim henüz bitmedi, lanet haşere...
Sudan doğrulan Sunny hırıltılı bir nefes aldı ve kan bürümüş, ölümcül gözlerle çöpçüye dik dik baktı.
"Gel buraya..."
Kinci yaratık bu davete canıgönülden uydu. Hemen ayağa kalkıp öne doğru atıldı ancak sonra tökezleyip şaşkın bir ifadeyle karnını tuttu.
Sunny sırıttı.
"Ne o, karnın mı ağrıyor?"
Bu muhtemelen Kan Örgüsü’nün marifetiydi.
Sunny'nin kanı aslında zehirli değildi ancak bedeninden ayrıldığında kaynağına geri dönmek gibi tekinsiz bir eğilimi vardı. Yani onun etinden bir parça yutmak, bir avuç demir tozu yutup ardından güçlü bir mıknatısın önüne geçmek gibi bir şeydi.
Piç can çekişiyor olmalıydı...
Hayır... henüz değil, daha ölmedi...
Sunny rezil gulyabaniye doğru fırladı ve savaştaki bu kısa duraksamadan yararlanarak bakışını değiştirdi, düşmanının ruhuna odaklandı. Gördüğü şey onu şaşırttı.
Kabus canavarları arasında küçücük bir cüce olarak işe başlayan çöpçü, sadece fiziksel olarak değil, ruhsal olarak da katbekat büyümüştü. Ruhuna yayılan o iğrenç karanlığa bakılırsa, artık düşmüş bir iblis mertebesindeydi... Sunny, LO49’da öldürmeyi beceremediği o aciz ucubenin hem daha düşük bir rütbede hem de daha alt bir sınıfta olduğundan neredeyse emindi, bu yüzden bu gelişim şaşırtıcıydı.
Neyse, fark etmez. Ha öyle ölmüş, ha böyle...
İkisi suyun kenarında kafa kafaya vuruştu. Çöpçü güçlü, hızlı ve acımasızdı ama Sunny dört gölgeyle destekleniyordu.
Ne yazık ki gölgelerin desteği sabit bir güç sağlamıyor, mevcut fiziksel durumunu katlıyordu. Fiziksel durumu şu an yerlerde süründüğü için Sunny hâlâ zirve noktasından çok uzaktı. Zayıflığın beşle çarpılması bir tür güce dönüşmüş olabilirdi ama bu alışık olduğu türden bir güç değildi.
Yine de... aradaki fark olması gerektiği kadar büyük olmasa da, bu vahşi ifritten hem daha yapılı hem de daha güçlüydü. Yaratık sadece hız konusunda hafif bir avantaja sahipti.
Piçi kendi elleriyle ezmek isteyen Sunny, çöpçüyü yakalayıp yere sermeye çalıştı ancak nefretlik ucube son anda sıyrılmayı başarıp sakat eliyle amansız bir darbe indirdi... Tam da Sunny'nin yaralı böğrüne vurdu.
Patlayan acıyla Sunny'nin gözleri karardı. Ucubenin keskin dişlerinin arasından tuhaf bir hırıltı yükseldi; bu ses tıpkı... tıpkı kısık bir kahkahaya benziyordu.
"Seni gidi sefil!"
Sunny tıslayarak ucubenin kolunu yakalayıp büktü. Kırılan kemiklerin o tanıdık sesi yüzünde bir gülümseme yarattı ama bir an sonra bu gülümseme yerini acı dolu bir buruşmaya bıraktı. Kolu kırılan çöpçü hiç istifini bozmadan dişlerini Sunny'nin ön koluna geçirdi; kayaların üzerine daha fazla kan fışkırırken damarlarına daha fazla zehir sızdı.
"Lanet olsun!"
Öfkeden gözü dönen Sunny, sıska canavarın kafasına sert bir tokat atarak onu geriye fırlattı. Ucube yere bile çökmeden, küçük pişi tamamen yok etme kararlılığıyla mesafeyi kapattı.
Ancak...
Çöpçü taşlık kıyıda çok şanssız bir noktaya düşmüştü. Sakat eli, ıslak kayaların üzerinde duran Teselli Günahı’nın kabzasının hemen birkaç santim uzağına denk geldi.
O tanıdık ses soğukça güldü.
"Bak sen şu işe. Olaylar ne biçim gelişti öyle..."
Sunny kötücül gulyabaniye ulaşamadan, yaratık aceleyle öne uzandı, lanetli kılıcı kavradı ve vahşice Sunny'ye doğru savurdu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.