Surlar öyle şiddetle sarsıldı ki Sunny dengesini kaybedip düşeyazdı. Son anda toparlanıp hızla etrafında döndü, Kasvet Günahı’nı savunma pozisyonuna getirdi.
"Bu da neydi böyle?!"
Usta Jet, kargısına tutunarak ayakta kalmayı başardı ve etrafa bakındı. Savaşın başından beri ilk kez yüzü bu kadar karanlıktı. Birkaç saniye cevap veremedi. Ardından, buz mavisi gözleri hafifçe açıldı. Ruh Biçici, Sunny’ye dönüp bir şey söylemeye yeltendi ama Sunny durumu çoktan hissetmişti bile.
Sırtından aşağı buz gibi bir ürperti süzüldü.
Kâbus’un Çağrısı...
Çağrı bir anda katlanarak güçlenmiş, zihnini fısıltılardan oluşan çığlıklarla dövmeye başlamıştı.
Hemen ardından... dünya çatırdadı. Yırtılan alaşımın kulak tırmalayıcı sesi etrafı kapladı. Üzerinde durdukları burç parça parça oluyordu. Yıkıma yol açan o her neyse, savurduğu güçlü artçı şok dalgası havayı yarıp Sunny’yi geriye fırlattı.
Hayır!
Gözleriyle henüz görmemişti ama ne olduğunu gayet iyi anlamıştı.
Jet ile dövüştükleri noktanın tam altında bir Kâbus Kapısı açılmış, surların devasa bir kısmını haritadan silmişti.
Gerçekliğin dokusunda açılan çirkin bir yarık, zırhlı alaşımı yutup yokluğa çevirdi. Katıksız hiçlikten oluşan bu dikey yırtık, ışık ve gölgeyle tuhaf oyunlar oynuyor; aynı anda hem tamamen düz hem de akılalmaz derecede derin görünüyordu. İçinden kopan sessiz çığlıklar, kulakları sağır eden bir sessizlikle dünyayı taranması imkânsız bir fırtına gibi kapladı.
Surlar yukarıdan aşağıya yarıldı. Bir kısmı Kapı tarafından yutulmuş, geri kalanı ise taşıyıcı sütunlar yok olunca çökmüştü.
Sunny, taş ve metal yağmurunun arasında aşağı fırladı.
Daha ne olduğunu tam olarak kavrayamadan, bedeni Kapı’nın sınırına temas etti. O an ruhunu ve bedenini kör edici bir acı patlaması sardı. Tuhaf bir itici güç onu geriye savurdu.
Kâbus Kapısı tek yönlü bir geçitti. Düş Diyarı’nın yaratıkları buradan uyanık dünyaya geçebilirdi ama uyanık dünyadan hiçbir şey kâbuslar diyarına adım atamazdı. Sadece Uyanmışlar, ruhlarını tehlikeli bir yolculuğa çıkararak bu Çağrı’ya cevap verebilirdi. Bunun için de yarığın yakınlarında uykuya dalmaları yeterliydi.
Ustalar ve Azizler de kendi demirlerine tutunarak bu çağrıya karşılık verebilirdi ama Kapı’dan fiziksel olarak geçmeleri imkânsızdı. Belki Hükümdarlar için durum farklıydı fakat Sunny’nin bunu düşünecek vakti yoktu.
Düşünecek hali de yoktu zira o zifiri yarığa temas etmenin yarattığı şokla zihni birkaç saniyeliğine tamamen durmuştu.
Kendine geldiğinde, yetmiş metre yükseklikten aşağı yuvarlandığını ve zeminin korkunç bir hızla üzerine geldiğini fark etti.
Hâlâ sersemlemiş durumdaydı. Karanlık Kanat’ı çağırmak için hamle yaptı ama saliseler içinde duraksadı.
Saydam Anı’nın cisimleşip büyüsünü aktif etmesi için yeterli zaman yoktu. En fazla üç saniyesi kalmıştı...
Bu yükseklikten düşmek onu öldürür müydü?
Sunny bunu bilmiyordu, öğrenmek de istemiyordu. Bir şekilde hayatta kalsa bile, işini bitirmek için Kapı’dan akın edecek Kâbus Yaratıkları ordusu yoldaydı.
Lanet olsun!
Ağır ve keskin bir şey Sunny’nin kafasına şiddetle çarptı. Surlardan kopmuş bir çerçeve parçası... İçgüdülerine güvenerek öne uzandı ve düşen molozların gölgelerini çağırdı. Gölgeler hareketlendi, bedenine doğru kaydı.
Sunny kendini olabildiğince hafifletti ve gölgeleri somutlaştırdı. Bir sonraki an, karanlıktan örülmüş devasa bir pelerin gibi etrafını sardı, rüzgârı yakalayarak düşüşünü yavaşlattı.
Neredeyse yetmişti.
Yere öyle bir çarptı ki sekip bir anlığına baygınlık geçirdi. Gölgelerden örülü pelerin parçalanıp yok oldu. Sunny, tüm bedeni korkunç bir acı içindeyken yerde sürüklendi. Etraftaki konuşlanma alanını hayal kırık bir şekilde tanıdı. Yükleyici bir robotun ayaklarına şiddetle çarparak durabildi. Moloz yağmurundan korunmak umuduyla zayıfça robotun altına emekledi.
Mantıklı bir hamleydi zira bir saniye sonra, birkaç ton ağırlığındaki bir alaşım bloku tam da Sunny’nin az önce durduğu yere büyük bir gürültüyle çakıldı.
Sunny’nin elinden gelen tek şey buydu. Robot bacaklarının arasına sığındıktan sonra tüm gücü çekilip gitti. Geride sadece acı kalmıştı.
Ah...
En azından hayatta kalmıştı. Kemik Dokusu, Mermer Kabuk ve Yükselmiş fiziği, bedeninin ağır hasar almasını engellemişti. Biraz şoktaydı, hepsi bu...
Asıl hasarı Kapı’ya temas etmek vermişti.
Nasıl bir zarar gördüğünü bilmiyordu ama durum ciddiydi. Hâlâ dövüşebilirdi belki... ama şu an değil.
Şu an hareket bile edemiyordu.
Hiç iyi değil...
Sığındığı yerden bakınca yıkılan surlar ve yarığın içinde kapkaranlık dalgalanan o hiçlik açıkça görünüyordu. Paniğe kapılan birkaç asker ve lojistik görevlisi çığlıklar atarak kaçışıyordu.
Birkaçı ise molozların altında cansız yatıyordu.
Kâbus Yaratıkları dalgası her an Kapı’dan dışarı fırlayabilir, alanı basıp şehre dağılmadan önce buradaki herkesi yutabilirdi.
Ve Sunny tamamen savunmasızdı.
Kulağında aniden soğuk bir ses yankılandı:
"Gördün mü? İşe yaramazın teki olduğunu söylemiştim."
Sunny dişlerini sıktı.
Kapa çeneni.
Kendi kahkahası cevap oldu.
"Usta Jet’in öleceğini de söylemiştim, değil mi?"
Hırladı.
"Sana kapa çeneni dedim!"
Acıyı ve halsizliği zorlayarak kendini emeklemeye zorladı. Uzağa emeklemek istiyordu ama bir şekilde kendini Kapı’ya doğru sürüklerken buldu. Kaçma içgüdüsü, farkında bile olmadan görevini tamamlama ve şehri koruma arzusu karşısında boyun eğmişti.
İyice kafayı yedim herhalde... Bu halde ne yapmayı planlıyorum ki?
Belki son bir koz kalmıştı... Hayır, kesinlikle vardı. Sadece kafası o kadar darbe almıştı ki sağlıklı düşünemiyordu.
Son Dilek vardı... Hatta Kâbus da vardı...
Kapı’nın dalgalanan karanlığından devasa bir siluet yavaşça belirirken, kulağına tanıdık bir ton fısıldadı.
Sunny’nin zihninde gazap dolu bir kıvılcım çaktı.
Kapa çeneni!
Ama sonra dona kaldı.
O ses... kendisine ait değildi.
Kaba çıkışını görmezden gelen Büyü konuştu:
[...Gölgen evrimleşti.]
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.