Naeve bir an şaşkınlıkla ona bakakaldı, ardından gözleri uzayıp giden askeri araç konvoyuna kaydı.
"Komuta sende mi? Demek işler değişti... Şikayetçi olduğumdan değil tabii! Tanıdık bir yüz görmek harika. Ben sadece senin seçkin uyanmış savaşçılardan oluşan tek bir birliğin başında olduğunu sanıyordum."
Sunny içini çekti.
"Öyleydi ama ortalık fena karıştı. Sonunda kendimi koca bir taburdan ve yaklaşık on iki bin mülteciden sorumlu buldum. Her neyse, kurtarma için teşekkürler... Borçlandım sana Naeve. Sizin geminin desteği olmasaydı o savaşın sonu çok kötü bitebilirdi."
Karaya oturmuş devasa gemiyi süzdü. En nihayetinde bunun, aylar önce kendi birliğini Antarktika'ya getiren savaş gemisi olduğunu fark etti. Daha doğrusu, ondan geriye kalan harabeyi.
"Ah, evet, kurtarma... Doğruyu söylemek gerekirse, asıl kurtarılmaya ihtiyacı olan biziz. Gördüğün gibi gemi pek iyi durumda değil. Hayatta kalan mürettebatın da Antarktika boyunca karadan yapılacak uzun bir yürüyüşe dayanacak hali yok. Biz sadece denizde iş yaparız, o da bir yere kadar..."
Korkutucu savaş gemisinin paramparça olmuş gövdesine baktı.
"...Görünen o ki deniz en sonunda bizden daha dişli çıktı. Her halükarda, şu anki tek umudumuz senin kervanın. Acaba araçlarda birkaç bin kazazede denizci için yer var mıdır? Üç aşağı beş yukarı."
Sunny bir an ona baktı, ardından gülümsedi.
"Elbette, hallederiz. Kargo bölmelerinde işe yarar bir şeyler kalmıştır herhalde? Benimle gel de detayları konuşalım. Sahi, sizin gemi nasıl buraya düştü? Konvoyun Falcon Scott ile Kuzey Çeyreği arasında mekik dokuyor olması gerekmiyor muydu?"
Anlaşılan Naeve'in gemisi de, Antarktika Merkez Bölgesi'ndeki durumun devasa canavarlar yüzünden kötüleşmesiyle devriye ve tahliye görevine kaydırılan gemilerden biriydi. Aldığı son emir, Erebus Field ile karanın kuzey kesimleri arasındaki kıyı yolunun güvenliğini sağlamaktı. Muhtemelen Birinci Ordu'nun Falcon Scott'a yapacağı büyük göçün hazırlığı içindi bu.
Ne yazık ki Erebus Field yok edilmiş, savaş gemisi de dişine göre olmayan bir düşmanla karşılaşmıştı. En sonunda kıyıya vuran o devasa denizanasını öldürmeyi başarmışlardı ama kendileri de ölümcül darbeler almıştı. Sığınacak dost bir liman bulamayan gemi, en sonunda Sunny'nin kervanıyla karşılaşana dek kıyı boyunca sürüklenmişti.
Sunny, Naeve'e kasvetli bir bakış fırlattı.
"...Aslında beni de bölgenin en güney ucundan Ariadne adında bir gemi tahliye edecekti. O da batmış, beni orada bir başıma bıraktı. Ordu Komutanlığı ne düşünüyordu acaba? Savaş gemilerini konvoydan ayırıp tek başlarına göndermek neden? Tek başlarına açılmanın çok tehlikeli olduğu gün gibi ortada değil miydi?"
Uzun boylu Gecegezer hüzünle içini çekti.
"Sandığın kadar net değildi. Açık denizle kıyaslandığında kıyı suları normalde o kadar tehlikeli olmaz. En azından eskiden daha güvenliydi. Elbette riskler vardı ama çaresiz kaldığında bunu göze almak zorundasın. Yine de... Kabus Zinciri'nin okyanus üzerindeki etkisini hafife almış olabiliriz."
"Mantıklı, galiba."
Sunny, Ordu Komutanlığı'nın Antarktika Merkez Bölgesi'ndeki birliklere denizden destek göndermesine şaşırmadı. Kış Canavarı tüm iletişim ağını çökerttiği için lojistik açıdan riskli ama bir o kadar da zorunlu bir karardı bu.
Üstelik Naeve'in gemisi hemen batmamıştı. O korkunç canavarla karşılaşıp ağır bir darbe alana kadar iki aya yakın bir süre kıyılarda görev yapmıştı.
Asıl şaşırtıcı olan, Gece Hanedanı'nın bu işe ortak olmayı kabul etmesiydi. Büyük klanlar ne zamandan beri bu kadar hayırsever olmuştu?
"Bu sonraki konu..."
Şimdi hem Naeve'in hem de Sunny'nin yapacak çok işi vardı. Kurtulan denizcilere yer açmak için kervanın düzeni değişmeli, denizciler karaya çıkarılmalı ve harabeye dönen gemide Falcon Scott yolculuğunda işe yarayacak ne varsa yağmalanmalıydı.
Bütün bunlar zaman alacaktı, bu da konvoyun bir süre durması demekti. Sağlam bir savunma hattı kurulmalı, nöbetçiler ayarlanmalı, mültecilerin karnı doyurulup bakımları yapılmalıydı. Sunny kamp kurma emri verebilirdi ama geceyi kıyıda geçirme fikrinden hiç hoşlanmıyordu.
Bu yüzden her şey hızlı olmalıydı.
Neyse ki artık kervanı savunan tek usta kendisi değildi. Naeve'in yeteneklerinin çoğu suyla ilgili olsa da, o hâlâ uyanmış bir savaşçıydı... Üstelik büyük bir klandan geliyordu. Yılların savaş tecrübesine ve ruhunda sakladığı güçlü Yadigar cephaneliğine sahip seçkin bir dövüşçüydü.
Yanında böyle birinin olması, Sunny'nin Falcon Scott'a tek parça halinde ulaşma konusundaki inancını tazeledi.
"Yadigar cephaneliği demişken..."
Sunny, Naeve'e tuhaf bir ifadeyle baktı.
Yakışıklı adam durumu fark edip şaşkınlıkla tek kaşını kaldırdı.
"Şey... Evet? Bir şey mi isteyecektin, Sunless?"
Sunny bir an duraksadı, ardından sırıttı.
"Aslına bakarsan, evet. Söyle bana Naeve... Siz Gecegezerler deniz savaşlarında uzmansınız, değil mi? Sende benim gibi bir kara kurbağasının suyun altında rahat etmesini sağlayacak bir iki Yadigar bulunmaz mı? Ne bileyim, su altında nefes almak, bir torpido gibi yüzmek falan... Eğer varsa, takas etmeye hazırım. Hatta can atıyorum. Böyle bir Yadigar olmadan suya adımımı bile atmayacağıma yemin etmiştim."
"Şey... Aslında öyle bir şey var, evet. Ne teklif ediyorsun?"
Sunny kararsız kaldı, ardından o sırada yanlarından geçmekte olan genç bir adamı işaret etti.
"Şu çocuğu görüyor musun? Adı Luster. Çok değerli bir uyanmış. Müthiş bir yetenek! Onu sana vereyim mi?"
Gecegezer hafifçe öksürdü.
"Şey... Kendi astlarından birini bana satmaya kalkarsan Ordu Komutanlığı'nın bundan pek memnun olacağını sanmıyorsan, Sunless."
Sunny bir an sustu, ardından içini çekti.
"Doğru. Yazık oldu..."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.