Sunny sonunda Naeve ile takasa girdi. Konvoyu korumak için sayısız kabus yaratığı katlettiğinden elinde fazladan pek çok yadigâr birikmişti. Gecegezen ise kendi uyanmış savaşçılarını silahlandırmak için acilen karada dövüşmeye uygun silahlara ve zırhlara ihtiyaç duyuyordu.
Zamanında savaş gemisinde tam bir manga uyanmış vardı ancak şimdi sadece dördü hayatta kalabilmişti. Gece Hanedanı'nın bu savaşçıları yakın gelecekte konvoyu diğer uyanmış savaşçılarla birlikte omuz omuza savunacağından ve Aziz hâlâ uykuda olduğundan, Sunny pazarlığı hiç kızıştırmadı.
Böylece su altında ilerleme ve savaşma konusundaki teçhizat eksiğini kapatacak iki yeni yadigâr elde etti.
Bunlardan ilki, su altında nefes almayı sağlayan basit bir uyanmış tılsımıydı. Adı Öz İncisi olan bu tılsımın iki büyüsü vardı. Biri pasif olarak hava üretiyor, diğeri ise etkinleştirildiğinde taşıyıcısına sanki yüzünde cam bir maske varmış gibi net bir görüş sağlıyordu.
Tılsımın açıklamasında sadece nefes almanın hayatın özü, güzelliğin ise amacı olduğu yazılıydı. İnsan güzelliğin kıymetini bilmek için net görebilmeli, tadını çıkarmak için de yeterince uzun yaşamalıydı.
Çok romantik.
İkinci yadigâr ise yükselmiş seviyesindeydi ve bir tür... zırh gibi görünüyordu. Doğrusu, koruyucu hiçbir yanı olmayan, balıkçı ağından yapılma bir koşum takımından ibaretti ancak giyene şaşırtıcı bir hızda yüzme yeteneği bahşediyordu.
Kıvrak Av adlı bu koşum takımının açıklamasında, mucizevi bir balığı yemeyi kafaya koyan ama bunun için tek çarenin kuşların hükümdarı olan kardeşinin gözlerini yem olarak kullanmak olduğunu öğrenen bir kunduz kralının hikayesi anlatılıyordu. Her şeyiyle çok tuhaf bir şeydi.
Yine de kunduz ne ki? Fareler balık yer mi?
Bu tuhaf koşum takımının tek kusuru, her zamanki gibi, o üzerindeyken başka hiçbir zırh tipi yadigârın kullanılamamasıydı. Yine de Sunny bu kazanımlardan memnundu. Antarktika'ya yapılan deniz yolculuğundan beri su altında kendini savunamayacak olma düşüncesi içini kemirip duruyordu. Bu yeni yadigârları hiç kullanmamayı umsa da sadece onlara sahip olmak bile içini rahatlatmaya yetmişti.
Karaya oturan savaş gemisiyle karşılaşmalarından birkaç saat sonra konvoy yeniden yola koyuldu. Uzunluğu değişmemişti ama artık araçlarda çok daha fazla insan vardı.
Naeve, hırpalanmış gemide binlerce denizci olduğunu söylerken şaka yapmıyordu. Ki bu sayı, sadece hayatta kalabilenlerin toplamıydı. Sunny onların asker mi yoksa mülteci mi olduğuna karar veremiyordu ama Çavuş Gere ve diğer subayların bu meseleyi yakında halledeceğini biliyordu.
Konvoyda çok sayıda yedek silah bulunuyordu; özellikle de savaş gemisinin sapasağlam kalan kargolarını boşalttıktan sonra pek çok denizcinin aktif olarak savaşa katılması işten bile değildi. Durum öyle olmasa bile, Sunny yanında bir usta daha olmasından ötürü zaten memnundu.
Naeve'in varlığı konvoydaki herkesin moralini de inanılmaz derecede yükseltmişti. Bu sadece yükselmiş bir savaşçı olmasından değil, aynı zamanda sahneye çıkış biçiminin gösterişinden kaynaklanıyordu. Birilerinin sevgisini kazanmanın en kesin yolu, tam o anda, onları yemeye çalışan kabus yaratığı sürüsünün üzerine topçu ateşi yağdırmaktı.
Bu yöntemi aklımda tutsam iyi olacak.
Sunny, araç sütunu yönünü değiştirip kıyı otoyolunu geride bırakarak dağlara tırmanmaya başlayana kadar tetikte bekledi. Ancak o zaman gevşemesine izin vererek Gergedan'ın çatısından içeri süzüldü.
Profesör Obel ve Beth ile ayaküstü birkaç laf ettikten sonra uyku bölmelerinden birine girdi ve biraz yalnız kalabilmek için kapağını kapattı.
Orada bir an bekledi, ardından rünleri çağırdı.
Uzun uzun düşündükten sonra nihayet riske girmeye ve Yeraltı Dünyasının Mantosu'nu ruhuna bağlamaya karar verdi. Ne olacağını bilmiyordu, düzgün bir zırh takımı olmadan kalma düşüncesi fazlasıyla huzursuz ediciydi ama...
Doğruyu söylemek gerekirse ne olacağını deli gibi merak ediyordu.
Çok geçmeden parıldayan rün dizisine bakıyordu.
Yadigâr bağlansın mı?
Bir an duraksadı, içini çekti ve fısıldadı:
"Evet."
Sunny, her ihtimale karşı mantoyu üstünden çıkarmıştı; şu an üzerinde sadece Kuklacının Kefeni'nin yumuşak kumaşı vardı. Bu yüzden ilk anda hiçbir değişiklik göremedi.
Birkaç saniye boyunca hiçbir şey olmadı.
Ve sonra, Büyü'nün sesi yankılandı.
Şöyle dedi:
Yadigârınız yok edildi.
Sunny'nin gözleri fal taşı gibi açıldı. Ne?!
İrkilerek neredeyse başını bölmenin tavanına vuruyordu. Kalbi tekledi. Bu da ne? Ne demek yok edildi?
Ancak hemen ardından Büyü'nün sesi bir kez daha zihninde uğuldadı.
Bir nitelik kazandınız.
Aynı anda Sunny, bedeninde ve ruhunda derin ama açıklanamaz bir değişim hissetti. Bu değişim hem etini hem de ruhunu aynı anda etkiliyor gibiydi.
Canı acımamıştı, zararlı bir his de değildi... sadece çok ama çok tuhaftı.
Sanki teni taşa dönüşmüş ama bir yandan da tamamen aynı kalmış gibiydi.
Bununla birlikte, oniks zırhı çağırmamış olmasına, hatta zırhın tamamen yok edilmiş olmasına rağmen Yeraltı Dünyasının Mantosu'nun büyülerinin parmaklarının ucunda olduğunu hissedebiliyordu.
Nasıl yani?
Sunny ne olduğunu anlamaya çalışarak bir süre hareketsiz kaldı. Bir cevap bulamayınca bakışlarını yeniden parıldayan rünlere çevirdi.
Yadigâr listesinde artık Yeraltı Dünyasının Mantosu diye bir şey yoktu.
Ancak...
Artık yeni bir niteliğe sahipti.
Nefesini tutarak rünleri okudu:
Nitelikler: Kaderin Oyuncağı, İlahiyat Alevi, Gölgelerin Ustası, Kan Örgüsü, Kemik Örgüsü...
Ve orada, en sonda yeni bir rün dizisi belirdi.
Nitelik: Mermer Kabuk.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.