O devasa katil balina, kızıl karanlığı yararak süzülen beyaz kumaştan örülü o büyülü çiçeğin üzerine kâbus gibi çöktü.
Korkunç dişlerle dolu çenesi ardına kadar açıldı. Mavi gözleri derin bir kırmızıya dönmüş, ölümcül bir niyetle adeta birer projektör gibi parıldıyordu.
Bu yüce avcı yaklaştıkça, o solgun çiçek ansızın harekete geçti. Kısa taç yaprakları girdap gibi dönerek, merkezlerinde gizlenen belirsiz küçük biçimin etrafında beyaz bir kumaştan bariyer oluşturdu. Akıntıda zarafetle sürüklenen uzun yapraklar ise aniden kasılarak birer dokunaç gibi öne fırladı.
Kan Dalgası kükredi.
Bedenini çevreleyen güçlü akıntılar çalkalandı, yaprakları karşılamak üzere ileri atıldı. Becerikli bir hamleyle sıyrıldı, çenesi beyaz dokunaçlardan birinin üzerine kapanırken ileri doğru atılmaya devam etti.
Ortada ne kan vardı, ne yırtılan bir et, ne de kırılan bir kemik. Yaprak sanki gerçekten de beyaz ipekten başka bir şey değilmiş gibiydi; ona zarar vermek cansız bir kumaş parçasını kesmekten farksızdı.
Sunny bundan sonra olanların çoğunu göremedi çünkü başını ağrıtacak kendi dertleri vardı.
Etrafı, her biri ciddi bir tehdit oluşturacak kadar güçlü kul kölelerle sarılmıştı. Çoğu yukarılarda, çok uzaklardaki liman kalesine saldırıyor olsa da Dehşet'in boğulmuş muhafızları, dikkatli davranmazlarsa onu da Naeve'i de on kez öldürmeye yeterdi.
Kahretsin...
Zifiri karanlık suda kendini öne doğru fırlatan Sunny, demir ve kemikten oluşmuş iğrenç bir yaratıkla kafa kafaya çarpıştı. Kasvet Günahı bu mahlukatın bedenini delip geçerek onu ikiye böldü. Ancak bir sonraki kul çoktan üzerine çullanmıştı.
İki insan eli, korkunç bir güçle gırtlağını söküp almak istercesine boğazına sarıldı. Sunny'nin derisi taş gibi sertleşerek o solgun parmaklara direndi ama yine de boğulduğunu hissediyordu. Duyu gücüyle düşmanın biçimini kavrayan Sunny, yeşim kılıcı geriye doğru savurarak yaratığın iki kolunu birden kesti.
O buz gibi elleri boğazından söküp atarken gövdesini burktu ve güçlü bir tekmeyle kendini köleden uzaklaştırdı. Hasmı sakatlanmış, engellenmişti ama henüz yok edilmemişti.
Üstelik yenileri çoktan etrafını sarmaya başlamıştı.
...Bu iş böyle yürümeyecek.
Şimdilik iyi gidiyordu ama ölüm tek bir hatasına bakardı. Sunny, köleleri katletmek için üstün hızına ve manevra kabiliyetine güveniyordu; bu da hareketsiz kaldığı ya da sıkıştığı an devranın döneceği anlamına geliyordu. Her şeyini ortaya koyarak savaşmaya yabancı değildi ama okyanusun derinlikleri kadar yabancı ve tekinsiz bir ortamda değil.
Kurallarını bilmediği bir yerde ölümcül bir hata yapmak işten bile değildi.
Sunny kendini kürek çekip ileri fırlattı, ardından tereddütle sırtüstü dönerek Naeve'in yaratık sürüsüyle boğuştuğu yöne baktı. Gecegezen, sanki derinliklerde doğmuş ve sırf bu derinlikler için yaratılmış bir mahluk gibi karanlık suları yararak zahmetsiz ve kusursuz bir zarafetle hareket ediyordu.
Kuralları bildiği kesindi.
Sunny'nin zihninde yavaşça bir fikir belirdi. Naeve'i her an görüş alanında tutabilmek için savaş stratejisini değiştirdi, bu uğurda bedeninde birkaç yüzeysel çizik açılmasına razı oldu.
Sunny, en iyilerle yarışacak kadar yüksek bir savaş zekasına sahip yetenekli bir dövüşçüydü. Çatışmanın temel yasalarına dair derin bir kavrayışı vardı; daha da önemlisi, Gölge Dansı'ndaki ustalığı sayesinde rakiplerinin çoğunu açık bir kitap gibi okuyabiliyordu.
Antarktika seferindeki çoğu savaşta yaptığı gibi, bu mücadele boyunca da tam olarak bunu yapmaktaydı.
Etrafta hepsinin hamlelerini tam olarak kavrayamayacağı kadar çok köle vardı ama onların ilkel savaş tarzları da zaten kaba ve işlenmemişti. Gölgelerinin hareketlerini birkaç anlığına hissetmek, sığ ama yeterli düzeyde bir kavrayış kazanmak için kafiydi.
Ancak... bu yaklaşım bugün yanlış tercih olabilirdi.
Bu yüzden Sunny, düşmanlarını taklit etmeye çalışmak yerine bütün iradesini müttefikini taklit etmeye adadı. Naeve'in savaş tarzı çok daha karmaşık, derin ve işlenmişti; kapsam ve incelik açısından Sunny'nin şimdiye kadar tanık olduğu en çetrefilli dövüş sanatlarıyla yarışabilirdi.
Büyük bir klanın soyundan gelen birine yakışacak türden bir sanattı bu.
Öyle birkaç saniyede, hatta birkaç dakikada öğrenilebilecek bir tarz değildi.
Yine de Sunny'nin edindiği birkaç kırıntı bile sergilediği performansı niteliksel olarak değiştirmeye yetti.
Ha... demek öyle yapıyorsun...
Gölge Dansı'nı kullanarak Gecegezen'in hareketlerini incelemekten çıkardığı dersler öyle muazzam şeyler değildi ama paha biçilemezdi. Derinliklerin tanrısı olan Fırtına Tanrısı'nın soyunu taşıdığı söylenen bir adamdan daha iyi bir öğretmen bulunabilir miydi?
Her şey bedeninin suyla, suyun da bedeniyle nasıl bütünleştiğiyle ilgiliydi. Suyu engelsizce yarabilmek için kendini nasıl konumlandıracağını ve o devasa su kütlesini kendi lehine nasıl kullanacağını anlamaktı mesele.
Gölge Dansı ve Sunny'nin onun ilk adımlarında ustalaşmak için kendini maruz bıraktığı o çetin eğitim, hem zihnini hem de bedenini son derece esnek ve uyumlu kılmıştı. İşte bu sayede, henüz öğrendiklerini hızlıca uygulamaya koyabildi.
Nasıl hareket ettiğine, hangi kaslarını kastığına ve onları güçlendirmek için hedeflenen öz dalgalarını ne zaman göndereceğine dair en küçük detayları bile değiştirerek, bir an içinde o zifiri karanlık uçurumda çok daha özgürce süzülmeye başladı. Artık çevresini daha fazla... kontrol edebildiğini hissediyordu.
Amaçlarına ulaşmak için suya karşı koymak yerine onunla birlikte hareket ediyordu.
Devasa bir Kâbus Yaratığı ona doğru fırladı; Pençeleri, tam da Sunny'nin planladığı gibi hedefi birkaç santimle ıskaladı. Sunny mahlukatı biçti ve aynı anda etrafında dönerek leşini bir sonraki düşmandan saklanmak için kullandı. Bir an sonra ikinci köle de geberip gitmişti.
Güzel...
Fakat Sunny'nin benlik yeteneklerini Naeve'den öğrendikleriyle harmanlayarak yapabileceği çok daha fazla şey vardı. Kendisini hafifletmek ya da ağırlaştırmak için Doğruluk Tüyü'nü kullanarak bir taş gibi dibe batabilir ya da yukarı süzülebilirdi. Gölge Adımı ile devasa mahlukatların arasında sıçrayabilirdi. Hatta bedensizleşip bir gölge olarak yaratıkların gövdelerine yapışabilirdi.
Tüm bunları akıllıca kullanırsa, okyanus o kadar da misafirfursuz bir yer olmaktan çıkardı.
Hatta bu durum ona biraz özgürleştirici bile geldi. Sadece iki boyutta değil, üç boyutta da özgürce hareket edebilmek yapabileceği harika numaraların kapısını aralıyordu... Önündeki tek engel kendi zekası, kurnazlığı ve hayal gücüydü.
Hazırlanın, aşağılık mahluklar...
Sunny, Kasvet Günahı'nı savurarak saldıran köleleri karşılamak üzere karanlık suları yardı. Yüzünde solgun bir tebessüm belirdi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.