Karanlığın Özü

Zarif şövalye hiçbir tepki vermeden soğuk bakışlarını ona dikmişti. Gözlerindeki yakut mücevherler tekinsiz, kızıl alevlerle parıldıyor, en ufak bir duygu kırıntısı bile barındırmıyordu. Sunny derin bir iç çekti.

"Yapma ama... Ne olduğunu anlamıyor musun gerçekten? Birazcık... jest yap lütfen! Ölmezsin ya... Yani, sanırım..."

Aziz her zamanki gibi sessiz ve mesafeli kalmaya devam etti. Bu haliyse Sunny’nin içini cız ettiriyordu.

Dişlerinin arasından lanet okuyan Sunny başını çevirdi ve rünleri çağırdı. Işıldayan semboller önündeki havada süzülmeye başladı:

İsim: Sunless.

Gerçek İsim: Işıktan Kopan.

Aşama: Yükselmiş.

Sınıf: Zebanî.

Gölge Özü: [4/7].

Gölge Parçası: [2973/4000].

Anılar: [Gümüş Çan], [Kuklacının Kefeni], [Gece Yarısı Parçası], [Olağanüstü Taş], [Sinsi Diken], [Sonsuz Pınar], [Karanlık Kanat], [Mehtap Parçası], [Dokumacı’nın Maskesi], [Kırık Yemin], [Sonbahar Yaprağı], [Acımasız Bakış], [Açgözlü Sandık], [Kutsal Yük], [Ateş Anısı], [Buz Anısı], [Yıldırım Darbesi], [Morgan'ın Savaş Yayı], [Gölge Feneri], [Kemik Şarkıcısı], [Gölge Sandalye], [Fahiş Fiyatlı Eyer], [Son Dilek], [Zühre Günahı], [Acı Eşik], [Bastırılmış Çığlık], [Dokumacı’nın İğnesi], [Öz İncisi], [Kıvrak Av], [Zarafetsiz Alacakaranlık Kefeni], [Kuşatma Hatırası], [Arsız Arayıcı].

Gölge parçaları üç bine yaklaşmıştı bile. Yine de önemli olan bu değildi.

Sunny, Anılar listesini sızlayan bir ifadeyle inceledi, ardından bakışlarını aşağı kaydırıp Aziz’in ismine odaklandı.

Gölge: [Onaiks Aziz]

...Gölge Parçası: [196/200].

Çok yaklaşmıştı... Sayacı doldurmasına sadece üç buçuk parça kalmıştı.

Ne yazık ki artık Anı avına çıkacak vakit yoktu. Yaralanması durumunda Aziz’in onun koruması altında yavaş yavaş iyileşmesini bekleyecek zaman da kalmamıştı. Son birkaç gündür onu surları savunmaya göndermemesinin sebebi de tam olarak buydu.

Sunny gidip tanıdığı insanlardan birkaç Anı dilenebilirdi ama buna gerek yoktu. Zaten hedefine zamanında ulaşamama ihtimaline karşı hazırlıklıydı. Bu durum, sadece kendi Anılarından birkaçını feda etmesi gerektiği anlamına geliyordu.

Asıl sorun, sahip olduğu tüm Anılara gözü gibi bakmasıydı. Hepsi bir şekilde işine yarıyordu.

Bazıları savaş gücünün ayrılmaz bir parçasıydı, bazılarıysa beklenmedik durumlar için bir nevi sigortaydı. Örneğin Karanlık Kanat ve Kutsal Yük pek de muazzam Anılar sayılmazdı. Yine de hava savaşından kaçınmanın imkansız olduğu durumlar için onlara ihtiyacı vardı. Diğer Anılar ise gelecekte bir gün kopyalamak istediği kullanışlı efsunlara sahipti.

Sunny’nin artık işine yaramayan ama manevi olarak bağlandığı Anılar da vardı. Hatta Rain bir gün Uykucu olursa bunları ona devretmeyi umuyordu.

Aslına bakılırsa cephaneliğinde tek bir işe yaramaz Anı vardı; Gümüş Çan. Ancak Sunny onu feda etmekte tereddüt ediyordu. Elde ettiği ilk Anıydı bu; büyücülükle değiştirdiği ilk Anı... Aynı zamanda ona daha mutlu zamanları hatırlatan bir... hatıraydı.

"Üstelik sadece İkinci Kademeden bir Uykuda Anı. Onu yok etmek Aziz’i hiç doyurmaz."

Yine de bir şeyleri feda etmek zorundaydı. Sunny sonunda acı bir iç çekişle üç Anı çağırdı.

Önünde ağır bir kunai, işlenmiş kırmızı mercandan yapılma parıldayan bir mücevher ve yeşil tüylü bir ok belirdi.

Sonuncusu [Arsız Arayıcı] idi; son zamanlarda elde ettiği İkinci Kademeden Yükselmiş bir oktu. Yıldırım Darbesi kadar güçlüydü ama onu tek bir hedefe yönlendiren ve o tek düşmana verilen hasarı artıran efsunlara sahipti.

Gerçekten büyük bir nimetti. Fakat Sunny’nin tek bir hedefe yüksek hasar vermesinin başka pek çok yolu vardı. İkinci Anı... Kırık Yemin’di. Ruh kemiren aurası kendi ruhunu yavaşça eritmeye başladığında Sunny her zamanki gibi yüzünü buruşturdu. Geçmişte ona defalarca hizmet etmiş harika bir tılsımdı ve Aziz’in ruh saldırılarına karşı bağışıklığı ile mükemmel bir uyum yakalıyordu.

Yine de Birinci Kademeden bir Uyanmış Anı olarak gücü ahım şahım değildi. Sunny’nin bugünlerde karşılaştığı düşmanların kalibresi düşünüldüğünde, okyanusta bir damla gibi kalıyordu. Bunun yanı sıra Aziz artık çoğunlukla Kabus ile birlikte savaşıyordu ve gelecekte umuyordu ki etrafı daha fazla Gölge ile sarılacaktı. Diğerleri aynı bağışıklığa sahip değildi, bu da kırmızı mücevherin kullanışlılığını kısıtlıyordu.

Sunny’nin çağırdığı ilk Anı ise Sinsi Diken’di. Fırlatma bıçağına pişmanlıkla bakarak bir kez daha iç çekti.

Bu kunai ile ilgili hiçbir sorun yoktu, birlikte çok şey atlatmışlardı. Ama artık miyadını doldurmuştu. Sunny Sinsi Diken’i sırf pratikliği için saklamayı tercih ederdi ama şartlar bir şeylerden vazgeçmesini şart koşuyordu.

Sunny zaten Sabırlı İntikamcı’yı kaybetmişti, şimdiyse sapasağlam üç Anı’yı daha kaybedecekti. Yüreği kan ağlıyor gibiydi.

"Ziyan... Ne büyük ziyan..."

Gözlerini kapattı, ardından bıçağı, mücevheri ve oku bakmadan Aziz’e uzattı.

"Al. Ye bunları... Afiyet olsun!"

Zarif oniks şövalye Anıları sessizce aldı ve bir an bile duraksamadan avuçlarının içinde ezdi. Bu korkunç sesi duyan Sunny donakaldı.

"Tereddüt bile etmedi! Çok değerliydi onlar, kahretsin!"

Gözlerini açtığında, dört parlak kıvılcım akışının Gölge’nin bedenine emildiğini gördü. Ardından şövalyenin gözlerinde karanlık bir neşe parıldadı.

Havada asılı duran rünlerdeki sayaç değişti:

Gölge Parçası: [200/200].

Bir sonraki an, Aziz’in ruhunun bulunması gereken yerdeki gölgede aniden dalgalanmalar oldu. Derinliklerdeki dört karanlık köz, ışıksız bir parıltıyla ışıldadı ve zırhından siyah alev zerreleri yükseldi.

Sunny bu tanıdık sahnenin büyüleyiciliği karşısında bir adım geri çekildi.

Bunu daha önce bir kez, ketum şövalyesi Yükseldiğinde de görmüştü.

Hemen ardından Aziz’in figürü tamamen siyah alevlerle kaplandı ve görünmez oldu. Gergedan’ın içinden güçlü bir rüzgar esti; katlanılmaz bir sıcaklık ile dondurucu bir soğuk Sunny’ye aynı anda saldırdı. Gözlerini kırpıştırdı.

"Tüh... Kahretsin... Belki de bunu Ruh Denizi’nde yapmalıydım..."

Ancak artık beklemekten başka yapabileceği bir şey yoktu. Paha biçilmez zırhlı aracı için endişelenen Sunny, Aziz’in etrafını sarması için gölgelerden bir bariyer oluşturdu. Gergin bir sessizlik içinde bir dakika geçti, sonra iki...

Ardından bariyerin içinde bir şey patladı; engeli kolayca tuzla buz ederek Sunny’yi geriye fırlattı.

Gergedan’ın içinden geçen bir karanlık dalgası, ortalığı darmadağın etti ve zırhlı pencereleri içeriden çatlattı. Devasa araç sarsılıp titredi, ardından derin bir iniltiyle duruldu. Sunny hızla ayağa kalktı ve görünürde hiç değişmemiş gibi duran, aynı yerdeki Aziz’e dikti gözlerini.

Ancak içinde barınan karanlık artık çok daha derin, çok daha korkutucuydu. Oniks bedeni muazzam, dehşet verici bir güç saçıyor, yakut gözlerinde dans eden tekinsiz kızıl alevler her zamankinden daha parlak yanıyordu.

Gölgesi —artık Yüce bir Zebanî olan şövalyesi— başını hafifçe yana eğerek her zamanki ilgisizliğiyle ona baktı. Fakat Sunny bu bakışın ardına gizlenmiş küçük bir duygu kırıntısını hissedebiliyordu.

Gurur. Memnuniyet.

Şükran?

Yavaşça, yüzünde geniş bir sırıtış belirdi.

Sunny Zarafetsiz Alacakaranlık’ın üzerindeki tozları sildi, dikleşti ve tekinsiz zebanîye gülümseyerek baktı.

"...Artık sana Aziz Aziz demeye başlasam yeridir, ha?"

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.