Yeni gelenlerin, Erebus Ovası’ndan kurtulmayı başaran ve oraya buraya dağılan gruplardan biri olduğu anlaşıldı. Karavanlarındaki insan sayısı Sunny’ninkinden katbekat fazlaydı ancak askerlerin hiçbiri ondan daha yüksek bir rütbeye sahip değildi. Aralarındaki en kıdemli subay, Carin adında uyanmış bir teğmendi.
Tabii ki aralarında tek bir usta bile yoktu.
İşin ironik tarafı, yine liderlik onun omuzlarına kalmıştı.
I.o49’dan ayrıldıktan sonra Sunny yalnızca altı uyanmış ve iki sivilden sorumluydu ve bu durumdan son derece memnundu. Derken aralarına üç yüzden fazla mülteci ve birkaç düzine normal asker katılmıştı.
Şimdi geriye dönüp bakınca o rakamlar gözüne çocuk oyuncağı gibi geliyordu.
Erebus Ovası’ndan kurtulanlar da gruba eklenince, Sunny kendini çok daha büyük bir gücün başında buldu. Tıklım tıklım dolu olan ikmal istasyonuna sığınmış dört binden fazla sivil ve beş yüz normal asker vardı artık.
Bunun yanı sıra dört yeni uyuyan gelmişti. Sunny bu sonuncuları, diğer isimsiz gencin yanına gönderip onu başlarına dikti.
Çocuk oldukça becerikli çıkmıştı ve Belle’in ona hocalık etmesi meyvelerini veriyor gibiydi. Üstelik çekirdeği zaten neredeyse doymak üzereydi.
Sonuç olarak, şu an Sunny’nin emri altında üç buçuk uyanmış mangası vardı. Ayrıca normal uzmanlar tarafından kontrol edilen on iki güçlü mekanize zırhlı muharebe robotu ve askerler için fazlasıyla yeterli güç zırhı takımı bulunuydu. Bu da karavanın savunma yeteneğini muazzam derecede artırıyordu.
Yeraltı istasyonundaki o devasa ikmal depoları birdenbire gözüne o kadar da tükenmez görünmemeye başladı.
Ah, bu tam bir baş ağrısı olacak.
Hıncahınç dolu depoyu inceleyen Sunny yüzünü ekşitti. Elindeki gücün ve imkanların artması iyiye işaretti ancak onları Falcon Scott’tan ayıran iki bin kilometrelik yolu nasıl aşacaklarına dair tüm stratejisini baştan aşağı değiştirmesi gerekecekti.
Daha önce Sunny gücünü çoğunlukla çatışmalardan kaçınmaya harcamış, Kabus Yaratıkları’nın etrafından titizlikle dolanmış ve sadece kaçınılmaz olan sürülere saldırmıştı. Fakat bu kadar büyük bir karavanla bunu yapmak artık imkansızdı. Bu kadar çok insanı kusursuz bir şekilde gizlemenin hiçbir yolu yoktu.
Neyse ki karşı koyabilecekleri tehditlerin seviyesi de artmıştı. Emri altındaki birkaç uyanmış mangası ve küçük bir orduyla, Sunny birçok sürünün üzerinden doğrudan ezip geçebilir, hatta canavar güruhlarının görece zayıf olanlarının arasından yol açabilirdi.
Yine de tüm bunlar zihinsel olarak büyük bir adaptasyon gerektiriyordu ve gölgelerine her zamankinden çok daha fazla iş düşecekti. Karavanın değişen yapısını hesaba katmak için haritasını da güncellemesi gerekiyordu.
Yapacak bir şey yok. Anlaşılan bugün bana uyku yüzü yok.
Gergedan’a doğru yürürken yüzünde hafif bezgin bir ifade vardı. Yeni gelenlerin, eski konvoyun üyeleriyle yaptığı konuşmalardan bazı fısıltılar kulağına çalınıydu.
"Sanmıyorum, hiçbirimizin hayatta kalma şansı yok."
"O ne demek öyle? Toparla kendini dostum. Şeytan’ın kendisi bizimle, kim durabilir ki karşımızda?"
"Ah... Şu Usta Sunless mı? İsmi neden tanıdık geliyor diyordum. Başka bir tümendeydi ama adını duymuştum. Yine de... Tek bir adam ne yapabilir ki?"
"Hadi oradan... Yapamayacağı ne var ki? Ölmüş tanrılar adına yemin ederim, tek bir okla yüz Kabus Yaratığı’nı birden yere serdiğini gözlerimle gördüm. Bir keresinde de bir kanyonu geçebilmemiz için yoktan koca bir köprü var etti. Adam daha dün bir titanla teke tek dövüşüp yenişemedi... Aslında yenişemediklerinden bile emin değilim. Tek bildiğim Kaptan geri döndü ama titan dönmedi."
Sunny’nin dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. Adamları onun yaptıklarını abartıp süslemeyi pek seviyordu ama buna müdahale etmeye niyeti yoktu. Şu noktada, tamamen gerçeklere dayanmasa bile askerlerin moralini yükselten her şey iyiydi.
Gergedan’ın içine süzüldü ve komuta odasına geçti. Strateji toplantılarının her zamanki simalarının arasındaki yeni yüzleri süzdü. Uyanmış Carin’i zaten tanıyordu ama kadının durum değerlendirmesi için yanında getirdiği iki normal subay yabancıydı.
"Başlayalım."
Öncelikle öğrenmek istediği şey, Erebus Ovası’nın nasıl düştüğüydü.
Gerçekler, Sunny’nin tahmin ettiği kadar ürperticiydi.
Şüphelendiği gibi, şehir çok yakın bir zamanda yerle bir edilmişti. Hatta daha iki gün önce, kendisi ve adamlarının sahil yolundan gitme kumarını oynamaya karar verdikleri saatlerde gerçekleşmişti bu yıkım.
Bu felaketin başsorumlusu da hiç yabancı değildi. Bizim eski dost Goliath’tan başkası değildi bu piç.
Lanet herif.
Neredeyse iki aydır ortalıkta görünmeyen o taş dev, aniden Erebus Dağı’nın bağrından fırlamış, yamaçlardan birini yararak volkanın tüm bir cephesinin çökmesine neden olmuştu. Ortaya çıkan yangın dalgası ve lav akıntısının, bu tür afetlere karşı son derece iyi tahkim edilmiş bir şehri tek başına yok etmesi pek mümkün değildi, felaket daha küçük ölçekli kalsaydı tabii...
Ancak o devasa heyula şehrin savunma hatlarını yarıp geçmiş, o ihtişamlı magma bariyerlerini, tahliye kanallarını ve hükümetin aldığı diğer tüm önlemleri bir çırpıda yerle bir etmişti.
Kuşatma altındaki başkentin dış çeperi yarılmışken, sınırda bir titan terör estirirken, yıkılan bariyerlerden içeri lav nehirleri akarken ve Kabus Yaratığı sürüleri bu boşluğu fırsat bilip içeri doluşurken, Erebus Ovası’nda konuşlanmış Birinci Ordu tümeninin bu kıyametvari saldırıyı durdurmak için yapabileceği hiçbir şey kalmamıştı.
Onlara eşlik eden uyanmış birliğindeki az sayıda Usta, askerler sivilleri can havliyle tahliye etmeye çalışırken Goliath’ı oyalayabildikleri kadar oyalamak için güçlerini birleştirmişti.
Muhtemelen Davis ve Milis mangası da o cehennemde can vermişti.
Teğmen Carin o cehennemden nihayetinde kaç kişinin kurtulabildiğini bilmiyordu ama yüzündeki ifadeden bakılırsa bu sayı şehir nüfusunun yanında devede kulak kalırdı. Karavanı oradan uzaklaştırmadan önce şahit olduğu son şey, erimiş lav banyosuyla kor gibi parıldayan o devasa Goliath figürünün okyanusa dalıp karanlık dalgaların arasında kayboluşuydu.
Ertesi gün Sunny’nin konvoyuna saldırmak üzere yeniden ortaya çıkacağı o sularda...
Carin konuşmasını bitirdikten sonra Gergedan’ın içine kasvetli bir sessizlik çöktü. Kimse ne diyeceğini bilemiyordu.
En sonunda Sunny içini çekti.
Kabusları bitti en azından...
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.