Konvoy, uzaklardaki eski tünelin girişine doğru can havliyle ilerlerken Yutucu Bulut nihayet kanyona ulaştı. Kanatlı ucube sürüsünün kıvrılarak ilerleyen kütlesi gökyüzünü yuttu, dünyayı zifiri karanlığa boğdu. Yıldızların hafif pırıltısı bile tamamen silinip gitti.
Sürü, dağların yamaçlarından adeta bir tsunami gibi aşağı akıyordu.
Gergedan’ın zırhlı gövdesini bile aşan, sayısız kanat çırpışının kulakları sağır eden hışırtısı Sunny’nin kulaklarına saldırdı. Yüzünü buruşturup ekranlara son bir kez baktı ve tavan kapağına doğru fırladı. Dışarı adımını atar atmaz gürültü katlanarak büyüdü, etrafında bir kasırga kopuyormuş hissi uyandırdı.
Kabus canavarı kütlesinin konvoyun en arkasındaki araçları yutmasına saniyeler kalmıştı. Taretlerin aşırı ısınmış namluları, üzerlerine doğru akan ucube dalgasına mermi yağdırmaya devam ediyor, kor gibi parlayan ağızlarından uzun alev dilleri yükseliyordu. Bu noktada askerlerin vurmak için nişan almasına bile gerek yoktu... Yine de tüm çabaları nafileydi.
Şu iğrenç ucubelerin sürüsünde ufak bir gedik açabilmek için bile Sunny’nin binlerce askere ve yüzlerce ağır topçu aracına ihtiyacı vardı.
Oysa onun sadece birazcık zaman kazanması gerekiyordu...
"Saint!"
Gelen zihinsel komutla birlikte gölge arkasını döndü ve Morgan’ın Savaş Yayı’nı ona doğru fırlattı. Havada yakalayan Sunny, sallanan tavanın üzerinde dengesini bulmak için bir an duraksadı ve ardından kirişi hırsla gerdi.
Dört gölgesinin tamamı parmaklarından ileriye doğru süzüldü.
Havayı yırtan bir yıldırım, Kuluçka canavarlarından birine çarptı. Yaratığın bedeni kör edici bir ışık patlamasıyla küle dönerken, elektrik arkları sürünün içinde dans ederek düzineyle ifade edilebilecek metrelerce uzağa, her yöne yayıldı. Dünya bir an için bembeyaz bir ışıkla aydınlandı.
...Bu hamle konvoya en fazla birkaç saniye daha kazandırabilmişti.
Yetersizdi...
Sunny’nin harcayacak özü olsa bile Yıldırım Darbesi’ni art arda kullanamazdı. Neredeyse tüm hatıralar gibi onun da çağrılması ve geri gönderilmesi zaman alıyordu. Bu işlem topu topu bir düzine saniye sürse de şu anki durumda bu kadarlık bir gecikme bile hepsinin sonu demekti.
Kış burada olsaydı kesin bir çare bulurdu... Ama ne yazık ki Sunny tamamen yalnızdı.
Aslında tam olarak değil.
Sivil taşıma araçlarından birinin tavanında duran Samara, güçlü tüfeğini aşırı yükledi; öyle ki içindeki devrelerin bir kısmı kıvılcım yağmuru altında erimeye başladı. Bobinin devreye girerken çıkardığı o bildik elektrik vınlaması, binlerce kanat çırpışının gürültüsünde kaybolup gitti ancak tetiğin çekilmesiyle kopan o kükrer gibi patlama sesi her şeyi bastırdı.
Muazzam bir hızla sürüye doğru ilerleyen parlak bir ışık parçacığı, sarsıcı bir şiddetle infilak etti. Yeri göğü sarsan devasa patlama, saldıran ucubelerin büyük bir kısmını yuttu.
Samara dengesini kaybedip bir ağız dolusu kan tükürdü; özünün feci şekilde tükendiği her halinden belliydi. Ancak diğer Düzensizler de boş durmuyordu. Zehirli mermi yağmuru ve hatıraları işe yarıyor, filoya altın değerinde saniyeler kazandırıyordu. Tünel gittikçe yaklaşıyordu...
Yine de yetmiyordu. En arkadaki askeri araç çoktan ağır darbeler almaya başlamıştı. Zırhlı gövdesi yırtılıp parçalanıyor, yanlarından aşağı kanlar süzülüyordu. Tareti yöneten asker ortalıkta görünmüyordu, çoktan bir başkası onun yerini almıştı. Fakat o asker de bir an sonra kudurmuş bir Kuluçka canavarının jilet gibi keskin dişleri koluna geçince çığlık atar gibi bağırdı.
Üzerine kan yağarken asker dişlerini sıktı, beylik silahını çekip yaratığın boynuna birkaç sıradan mermi sıktı ama hiçbir işe yaramadı.
Sunny gerisini göremedi.
Yıldırım Darbesi nihayet tekrar kullanılabilir hale gelmişti. Gölgeler de henüz dönmüştü; tutsak yıldırımı bir kez daha sürünün kalbine gönderdi.
Can Çekişen Dilek’in cazibesine kapılan pek çok ucube, konvoyun kalanını boş verip Gergedan’a doğru atılıyordu. Şimdilik hiçbir canavar, onu korumak için Melankoli Günahı’nı savuran Saint’i aşamamıştı. Ancak Sunny güvende kalacağı sürenin tükenmek üzere olduğunu biliyordu.
Kurtuluş hemen şuracıktaydı...
Yine de zamanları kalmamıştı.
Tüm çabalarına rağmen Sunny ve askerleri Yutucu Bulut’u daha fazla durduramıyordu. Konvoy her yandan Kabus Canavarları tarafından sarılmıştı bile.
Sunny, dehşet içinde en arkadaki aracın ucube sürüsü tarafından yutulmasını izledi. Aracın zırhı kağıttan yapılmışçasına yırtıldı, bir saniye içinde yok oldu. Hemen ardından gelen ise...
"Lanet olsun!"
Sunny ne yaptığını fark edemeden bedeni ileri atıldı. Gergedan’ın arkasına doğru koşup kaslarını özle doldurdu... Ve atladı.
...Aklımı... kaçırmış olmalıyım...
Sunny, konvoyun üzerinde havada süzülürken keskin dişlerin Ölümsüz Zincir’in soğuk çeliğine sürtündüğünü hissetti. Kemerinde asılı duran, siyah taştan oyulmuş çekici fener birdenbire açılarak dışarıya yoğun bir karanlık saldı. O karanlığa bürünerek hızla aşağı düştü ve hasarlı aracın tavanına indi.
Gölgelerin içine gömülmüş, diz çökmüş figürden fırlayan düzinelerce dokunaç, sayısız Kuluçka canavarını paramparça etti. Daha fazla gölge su gibi aşağı akarak aracın gövdesindeki yarıkları kapattı ve aşılmaz bir zırha dönüştü.
Aynı anda, yerden yükselen siyah duvarlar konvoyu çepeçevre sardı. Yüzlerce Kuluçka canavarı hırsla bu duvarlara çarparak onları ürperir gibi sarstı.
Yine de, en azından şimdilik... duvarlar dayandı.
Sütunun önündeki Gergedan nihayet tünele ulaştı, girişten içeri dalarak içerideki karanlık boşlukta gözden kayboldu. Diğer araçlar ve peşlerindeki birkaç Kabus Canavarı da birbiri ardına içeri girdi. Yaratıklar, Düzensizler tarafından hızla vurularak veya öldürülerek etkisiz hale getirildi.
Sunny’nin üzerine indiği hasarlı araç eski tünele en son giren oldu, birkaç saniye ilerledikten sonra acı bir fren sesiyle durdu.
Aracın tavanından sertçe yere düşen Sunny, sendeleyerek ayağa kalktı. Arkalarındaki tünel ağzını kapatacak şekilde, öncekilerden çok daha kalın, yeni bir gölge duvarı yükseldi.
Duvar anında vahşi bir saldırı dalgasına maruz kaldı. Siyah yüzeyi titriyor, henüz çatlamıyordu ama durmak bilmeyen darbe yağmuruna karşı koymakta zorlandığı da açıkça görülüyordu.
Tünelin yankılanan sessizliğinde Sunny öne doğru eğildi, kan tükürdü ve yorgun gözlerle yukarı baktı.
Sesi boğuk çıkmıştı:
"Biri şu girişi patlatsa iyi olur, hem de hemen..."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.