Sunny ve askerleri, temizlenen koridordan geçen uzun araç konvoyunu korumak için canavarları geride tutuyordu. Sürünün üzerlerindeki baskısı dehşet verici boyuttaydı fakat parçalanmış savaş gemisinden gelen topçu desteği sayesinde bu durum imkansız bir hal almaktan uzaktı.
Uyanmış olanlar ile sıradan askerler, hantal zırhlı savaş birimleri ve taarruz araçlarının da yardımıyla omuz omuza çarpışıyordu. Çok geçmeden tüm dağ yamacı paramparça oldu ve alevler içinde kaldı. Tipi boyunca yayılan öfkeli kırmızı parıltı, sanki karın kendisi yanıyormuş gibi bir izlenim yaratıyordu; ateşlenen silahların, patlayan patlayıcıların ve vahşi ulumaların sesleri kulakları sağır eden çirkin bir melodiye dönüştü.
Savaş gemisi bir süre sonra sessizleşti ve topçu atışları kesildi. Geminin mühimmatı tükenmiş ya da zaten çökmek üzere olan gövdesi bu yoğun ateşe dayanamayıp daha fazla hasar almış olmalıydı.
Her halükarda, konvoyun büyük kısmı o ana kadar ilerleyen sürüyü geçmeyi başarmıştı. Topçu bombardımanının kesilmesiyle birlikte otoyol ile aralarındaki engel ortadan kalkınca, bir kabus yaratığı seli savunma hattına çarparak insanları parçalamak için ileri atıldı.
Sunny işte o an nihayet gölge tezahürü becerisini devreye soktu. Bu ana kadar öz enerjisini korumak için bu beceriyi kullanmamıştı ama artık hiçbir şeyi esirgemenin alemi yoktu.
Yerden yükselen sıra sıra karanlık dikenler canavarların ilerleyişini engelledi, hatta bazılarını sivri uçlarına saplanmaya zorladı. Çılgına dönmüş canavar yığını tarafından arkadan itilen diğerleri de oracıkta can verdi. Bazıları ise sadece yavaşlamakla kaldı.
Dikenler kısa süre sonra yok edildi ancak görevlerini yerine getirmişlerdi; sürünün hızı kesilmiş ve zırhlı savaş birimleri yollarına bir ateş duvarı örmeyi başarmıştı.
Birkaç an sonra, yanan canavarlar alevlerin arasından sıyrılarak kuduz bir gazapla savunma hattına doğru atıldı. Onları karşılayan şey ise keskin çelik ve mermi yağmuru oldu.
"Dayanın! Henüz bitmedi!"
Emriyle birlikte askerler yerlerini korudu. Uyanmış olanlar öz enerjilerini son damlasına kadar harcarken, sıradan savaşçılar da mühimmatlarını tüketiyordu ama kimse geri adım atmıyordu. Bir dakika, sonra iki dakika daha geçti...
Nihayet araçların sonuncusu da geçip kar fırtınasının pusunda gözden kayboldu.
Sunny rahat bir nefes alarak içini çekti. Savaş henüz bitmemişti ama en azından mülteciler güvendeydi.
"Piyadeler, geri çekilme!"
Bu amansız çatışmadan sıyrılmak kolay bir iş değildi ve aşama aşama gerçekleştirilmesi gerekiyordu.
İlk olarak sıradan askerler düzenli bir şekilde geri çekilerek personel taşıyıcılara bindiler. Devasa araçlar uzaklaştıktan sonra, zayıflayan savunma hattı yavaşça geriye kaydı.
Bu esnada zırhlı savaş birimleri, geri çekilen insan gücünün ardında yüzlerce uzaktan kumandalı mayın bırakarak ilerledi. Peşlerindeki kabus yaratıkları patlama alanına yeterince girdiğinde mayınlar infilak etti ve dünya bir anlığına sarsıldı.
Savunmacılar bu anı savaştan sıyrılmak için fırsat bildi. Uyanmış olanlar kendilerini bekleyen araçların tavanlarına atladı ve araçlar hızla uzaklaştı. Zırhlı savaş birimleri de gövdelerini yüz seksen derece döndürüp kaçarken ateş etmeye devam ederek onları takip etti.
Sunny, kanlı sürünün gazabıyla tek başına yüzleşmek üzere geride kalmıştı.
Şey... Tam olarak tek başına sayılmazdı. Kabus, kırmızı gözlerinde parıldayan bir öfke ve kana susamışlık ile gölgelerin arasından süzüldü.
Üzerine gelen canavar dalgasına bakan Sunny soğuk bir şekilde gülümsedi.
"Gelin bakalım, piçler..."
Gölgeler etrafında dalgalandı ve karanlık zincirler gibi ileri fırladı.
Kabus yaratıklarını yönlendirmek için gölgelerden duvarlar ve zincirler kullandı; mızrağıyla olabildiğince çok canavarı öldürüp sakat bıraktı. Kabus da onların arasında terör estiriyordu; yakalanıp alt edilemeyecek kadar hızlıydı... En azından şimdilik.
Zaten burada çok fazla kalmaya niyetleri de yoktu. Sunny'nin tek yapması gereken, askerlerinin düşmanla aralarına mesafe koyabilmesi için zaman kazanmaktı.
Kısa süre sonra tüm savunması yerle bir oldu ve o da gölgesi de birkaç an içinde ezilecek gibi göründü...
İşte o an ikisi de somut olmayan birer gölgeye dönüşerek kabus yaratıklarını arkalarında bıraktı.
Şimdi savaş gerçekten sona ermişti.
Bu sonun en güzel yanı ve Sunny için hoş bir sürpriz olan durum, bazı canavarlar konvoyun peşine düşerken, çoğunun geride kalıp devasa denizanasının leşiyle ve kendi ölü yoldaşlarının cesetleriyle ilgilenmeyi tercih etmesiydi.
Görünen o ki konvoy kaçmayı başarmıştı.
"Tanrılara şükür..."
Bir dakika sonra Sunny ve Kabus otoyoldan çıkarak geri çekilen askerlere yetişti. Konvoy, kar duvarının arkasında kaldığı için henüz görünürde değildi ancak yakında ana kola katılacaklardı; bu tür durumlarda öncü kuvvetin çok uzun süre korumasız kalmamak için yavaşlaması gerekirdi.
Sunny bineğine en arkadaki araca yaklaşmasını emretti ve beklendiği gibi tavanında oturan Samara'ya baktı. Kızıl saçları rüzgarda uçuşurken tüfeğini arkaya doğrultmuş, ara sıra tipinin içine doğru ateş ediyordu.
"Öz enerjin ne durumda?"
Samara ona kısaca baktı ve gülümsedi.
Sunny onaylarcasına başını sallayarak eyerin üzerinde doğruldu, ardından aracın tavanına atlayıp keskin nişancısının yanına yerleşti. Sunny binicilik becerisine güveniyordu ama Kabus'un üzerinde ters oturup yayını ateşlemeyi deneyecek kadar da değil.
Morgan'ın Savaş Yayı kızıl kıvılcımlardan süzülerek şekillenmeye başlarken Sunny bir an duraksadı ve rünleri çağırdı.
"Savaşın başında hissettiğim o tuhaf sarsıntı... Yoksa nihayet Yeraltı Dünyasının Mantosu'nun gereksinimlerini karşıladım mı?"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.