Kaderin İplikleri

Sunny, o ölümcül büyüyü ilk seferinden sonra kullanmayı aklının ucundan bile geçirmemişti. O zamanlar, Aşağıdaki Gökyüzü'ne düşmeden hemen önce, tamamen çaresizlikten aktif hale getirmişti onu.

Kumarı tutmuştu tutmasına ama az kalsın canından oluyordu.

[Gözüm Nerede?], maskeyi takan kişinin kader örgüsünü bütün o kan donduran ihtişamıyla izlemesine izin veriyordu. Düğümlenen ipliklerin o sonsuz, büyüleyici ebediyeti; geçmişe, şimdiye ve geleceğe uzandığı gibi her yöne sonsuzca yayılarak tüm varoluşu büyüsü altına alıyordu. Herkesi ve her şeyi kavranamaz, bilinemez bir ağ gibi birbirine bağlıyordu.

Dokumacı belki o yüce örgüyü seyretme kudretine sahipti... ama Sunny gibi sıradan ölümlüler değil.

Kadere tek bir anlık bakış bile zihninin çökmesine ramak bırakmıştı. Eğer özü o tek bir anın ardından tükenmemiş olsaydı, şüphesiz kafası son derece vahşi bir biçimde patlayarak can verecekti. Şanslıydı ki ucuz kurtulmuş, geride sadece anısı bile ürpermesine yeten akıl almaz bir acı ve saf bir ızdırap kalmıştı.

...Dehşet de aynı şeyi deneyebilirdi tabii, seve seve.

Sunny'nin özünün son kırıntıları da yok olup can yakıcı bir tepkmeye yol açarken, kader örgüsünün o akıl almaz görüntüsü dünyanın üzerine bindi. Hatırladığı kadar büyüleyici, nefes kesici ve tamamen eziciydi... Ancak ne hikmetse Sunny bu kez o güzel iplikleri farklı görüyordu.

Şimdi gözüne zincirden başka bir şey gibi görünmüyorlardı.

Kozmik örgüye şöyle bir göz atmakla yetindi, bakışlarını orada uzun süre tutmadı tabii. Geleceklere hazırlıklı olan Sunny, küçük ama oldukça kurnazca bir hileye başvurdu.

Zihni hâlâ gerçeklik ile Dehşet'in avını büyülemek için yarattığı o sonsuz, dalgalanan beyaz ipek enginliğinin illüzyonu arasında bölünmüş durumdaydı. Bu yüzden Sunny kendini gerçek dünyaya kör etti ve tamamen saf beyazlığın ilüzyon alemine odaklandı.

Aşağılık yaratık tam da bu yüzden o korkunç sonsuzluğa dik dik bakan tek varlık oldu; bedenini neredeyse ele geçirmiş, dünyaya onun gözlerinden bakıyordu.

Sunny, etrafını saran beyaz ipeğin, sanki o soluk çiçek havale geçiriyormuşçasına titrediğini hissetti.

Kaderin İplikleri'ne attığı o kısacık bakış yüzünden kafası patlayacak gibi ağrısa da, zayıf tebessümü nihayet gerçek bir gülümsemeye dönüştü.

'...İyi bak, aşağılık mahluk.'

Saliseler sonra özü tamamen tükendi ve ölümcül büyü devreden çıktı. Kader örgüsü kayboldu ve Sunny kendini aniden zihnini kemiren o yabancı varlıktan kurtulmuş buldu... Daha doğrusu yaratık hâlâ oradaydı ama artık sersemlemiş, acı içinde kıvranıyordu.

Bedenini saran beyaz ipekten fiziki bağlar da biraz gevşemişti.

Tek bir anı bile boşa harcamayan Sunny, bu boşluktan yararlanarak elini öne fırlattı. Keder Günahı'nın ucu kumaştan hapishanenin duvarını deldi, ardından yukarı doğru kayarak dikey bir yarık açtı.

Bir saniye sonra beyaz taç yaprağı dilimleyip karanlık sulara fırladı. Tekrar karanlık okyanusun o baskıcı kucağına döndüğü için inanılmaz mutluydu.

Çok fazla vakti olmadığını bilen Sunny, alelacele etrafını süzdü.

Kader örgüsünü görmek, Uyanmış bir Canavar olarak kendisini öldürmemişti; bu yüzden bozulmuş bir Dehşet'i öldüreceğinden şüpheliydi — tabii o korkunç ipek çiçek gerçekten öyle bir şeyse. Her halükarda yaratığın sersemlemiş hali fazla uzun sürmezdi.

Şu anda o soluk çiçek kasılıyor, taç yaprakları tiksindirici çırpınışlarla bükülüyordu. Ürpertici güzellikteki danslarının o zarif uyumu bozulmuş, yerini mantıktan yoksun, kargaşa dolu ve huzursuz hareketler almıştı.

Köleler de acı çekiyor, yönlerini bulamıyor gibiydi.

İğrenç yaratığı yutup kavuran acıyı gören Sunny, kaderin sadece tanrıların görmesi gereken bir şey olduğuna... ya da belki de hiç kimsenin görmemesi gerektiğine daha da ikna oldu. Büyük ve korkunç bir güce sahip Bozulmuş bir mahluk bile kasılan bir enkaz yığınına dönüştüyse, sıradan insanların sonsuzluğun manzarasına dayanma umudu olabilir miydi?

Kendi acısını bir kenara bırakan Sunny, Naeve ve Kan Dalgası'na kısa bir göz attı. Hayat belirtileri gösteriyor gibiydiler fakat henüz kendilerini kurtarmaya yeltenmemişlerdi bile. Dehşet'in onlardan önce kendine gelme ihtimali çok yüksekti.

Bu savaşı tek başına bitirmeliydi.

Keder Günahı'nın kabzasını kavrayan Sunny kendini öne fırlattı. Bütün özünün çekilmesinden kaynaklanan o halsizlikle savaşarak bedenini sudan olabildiğince hızlı geçirmeye çalıştı.

Çevik Av, aktif büyüsü suskunlaşmış, işe yaramaz bir ağ parçasına dönüşmüştü. Şansına Öz İncisi'nin büyüsü pasifti, bu sayede hâlâ nefes alabiliyordu.

Beyaz çiçeğe ulaştığında kasları ve ciğerleri yanıyordu. Sadece bir düzine saniye kadar geçmişti ama dalgalanan taç yaprakların kasılmaları şimdiden zayıflamaya başlamıştı.

Soğuk bir korkunun yüreğini sıkıca kavradığını hisseden Sunny, dişlerini sıktı ve beyaz ipek kütlesinin içine daldı.

Hedefi taç yaprakların merkezinde gizlenmiş o küçük karartıydı.

Dans eden beyaz kumaş şeritlerinin arasında yüzerken, her an yeniden yakalanacağı hissini üstünden atamıyordu. Zihninin yine kemirileceği, iradesinin yerini yabancı ve iğrenç bir şeyin alacağı hissini...

Yine de ilerlemeye devam etti.

Korku dolu sonsuz bir sürenin ardından nihayet soluk çiçeğin kalbine ulaştı.

Ve orada gördüğü şey...

Sunny bir an donakaldı.

Karşısında beyaz ipeğe sarılı bir karartı duruyordu. Kurumuş, minyon bir insan bedeninin belirsiz hatlarını görebiliyordu. Kadınsıydı; küçük, neredeyse narin bir yapısı vardı. Sargılara sıkıca bastırılmış yüzün izleri seçilebiliyordu... Gözlerin olması gereken yerde iki oyuk ve sessiz, ebedi bir çığlıkla açılmış gibi duran daha büyük bir ağız yarığı.

Aniden zihninde soğuk bir gerçek belirdi. Sarılı bedenden uzanan beyaz kumaş enginliğine bakarken, çiçek sandığı şeyin aslında hiç de bir çiçek olmadığını anladı... Bu sadece beyaz ipekten devasa bir kefendi; kolları ve dökümleri soğuk, karanlık suda süzülüyordu.

Sunny sadece saliselerle ölçülecek bir süre duraksadı, ardından o kurumuş bedeni yakaladı, onunla yüz yüze geldi ve kılıcını kalbine sapladı.

Garip, kederli bir his bir an için zihnini kapladı.

Ardından Sunny'nin etrafındaki beyaz kumaş birdenbire çılgınca bir hareketle patladı ve çok geçmeden duruldu.

Müteakip sessizlikte, Büyü kulağına kasvetle fısıldadı:

[Bozulmuş bir Dehşet katlettiniz...]

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.