BAŞLIK: Canavarın Karnında
İç geçit de Sunny’nin etrafını saran, onu kör ve sağır bırakan o geçit vermez karanlıkla doluydu. Merhametsiz Bakış’ın namlusu yumuşak bir ışıkla parıldıyor, etrafında küçük bir aydınlık çemberi yaratıyordu. Bu ışık, dondurucu karanlığın dalgasına karşı amansızca savaşıyor, gecenin mutlaklığını daha da belirginleştiriyordu.
Geçidin duvarları ana tüneldekilere kıyasla birbirine çok daha yakındı, tavanı basıktı ve ışık çemberi her adımda biraz daha daralıyordu. Tüm bunlar Sunny’nin üstüne duvarlar geliyormuş gibi hissetmesine neden oldu. Yüzünde hoşnutsuz bir ifadeyle, ayaklarının altında aşağıya doğru eğimlenen zeminde ilerledi.
İçini rahatlatan tek şey, hemen yanı başında sessizce süzülen Aziz’in silüetiydi. Ağzı var dili yok iblis, ellerinde Yalnızlığın Günahı ile her zamanki umursamazlığıyla hareket ediyordu. Birlikte, dağın karnının derinliklerine doğru inmeye devam ettiler.
Lanet olsun... Kahretsin... Rezillik resmen...
Sunny, şaşırtıcı olmayan bir şekilde, son derece gergindi.
Gerilmesi için de pek çok sebep vardı. Sadece gücü belirsiz ama muazzam derecede tehlikeli bir Kabus Yaratığı’nın tuzağına kendi ayaklarıyla yürümekle kalmıyordu; aynı zamanda yeteneklerinin çoğunu doğrudan sıfırlayan mutlak bir karanlığın tam ortasındaydı.
Üstelik kendini tuhaf bir durumun içinde bulmuştu. Çoğu uyanmış, en azından bir adet ışık saçan hafıza eşyasına sahipti. Bunlar genellikle ucuz ve elde edilmesi kolay şeyler olduğundan, herkesin cephanesinde fener görevi görecek büyülü bir eşya bulunurdu. Ancak Sunny’nin şimdiye kadar hiç böyle bir şeye ihtiyacı olmamıştı, bu yüzden elinde sadece Merhametsiz Bakış vardı.
Mızrağın ışık yiyen büyüsü, bu kasvetli silahın ışığı emip sonra dışarı salmasını sağlıyor dusa da, kutup gecesinin karanlığında geçen ayların ardından, geçmişte yuttuğu güneş ışığının büyük kısmı çoktan tükenmişti. Kalan azıcık ışığın ona birkaç saat yetmesi gerekiyordu... Peki ya o zamana kadar görevini tamamlayamazsa?
Sunny, her ihtimale karşı yanına birkaç kimyasal ışık çubuğu almıştı ama bunları kullanmak zorunda kalmamayı umuyordu.
Dahası, gölgelerinden birini konvoyun yanında bırakmak zorunda kalmıştı. Mutlak karanlıkla çevriliyken tünel ağında hızla seyahat etmek için gölgeye dönüşemezdi ama yine de paha biçilemez yardımcılarından birinin yanına anlık bir gölge adımıyla dönebilirdi. Sunny’nin dağın derinliklerine tek başına inmesinin sebebi de buydu; ileride kendisini bekleyen herhangi bir felaketten bir anda kaçabilmeyi umuyordu.
Yani... Gücünün dörtte biri de gitmişti.
Şu anda kasvetli gölge Aziz ile birlikteydi, ürpertici gölge Merhametsiz Bakış’ı güçlendiriyordu ve kibirli olanı da vücuduna sarılmıştı. Beşi birden korkunç bir beşli oluşturuyordu... Yine de Sunny’nin içinde en ufak bir güven yoktu.
Şartlar tamamen aleyhineydi.
Her neyse... Ne olacak ki sanki? Alt tarafı mutlak karanlıkla dolu, kaçışı olmayan, ürkütücü bir dağ. Üstelik görünüşe göre bir kalbi var. Çocuk oyuncağı...
Aziz başını hafifçe çevirdi ve gözlerindeki yakutların soğuk kızıl ışığıyla ona baktı. Sunny ancak o zaman dişlerinin birbirine vurduğunu fark etti.
Zoraki, zayıf bir gülümseme koydu yüzüne.
"Ne var? Burası... Gerçekten çok soğuk, biliyorsun..."
Gerçekten de öyleydi. Dudaklarının arasından buhar süzülüyor, sesi taş duvarlardan yankılanarak dar geçidin derinliklerine doğru akıp gidiyordu. Karanlıkta saklanıyor olabilecek hiçbir şeye yerini belli etmek istemediğinden sustu.
Aşağıya doğru inmeye devam ettiler ve çok geçmeden karanlığa gömülmüş bir yol ayrımına ulaştılar. Bu, karşılaşacakları pek çok yol ayrımından ilkiydi. Profesör Obel’in dediği gibi, Karanlık Çağlar boyunca buraya, topyekün bir savaş durumunda sığınak olarak kullanılmak üzere inşa edilmiş koca bir tünel şebekesi uzanıyordu.
Tüneller dağın derinliklerine inerek tuhaf bir labirent oluşturuyordu. Sunny bunların yerleşiminde bir mantık olduğundan emindi ama burayı inşa eden mühendislerin amacını çözemiyordu. Taşların kabaca oyulmasıyla oluşturulan bu geçit ve oda sistemi, düzensiz ve karmakarışık görünüyordu.
Neredeyse... Canlı bir doku gibi.
Ve elbette, her biri karanlığa gömülmüştü. Bu derinlikte Sunny, karanlığın etrafında hareket ettiğini, devasa damarlardan akan kan gibi tüneller boyunca süzüldüğünü hissetmeye başladı.
Ürperdi.
Sakin ol, kahretsin...
Kalbi bul ve yok et.
...Peki ya bu mecazi bir kalp değil de, gerçekten kanlı canlı bir kalpse?
Dişlerini sıkan Sunny ilerlemeye devam etti. Karmaşık geçit labirentiyle karşı karşıya kaldığında, basit bir ilkeyi takip etti: Ne zaman bir yol ayrımına gelseler, daha da aşağıya inen yolu seçti. Şimdilik bu yöntem işe yarıyor gibi görünüyordu, çünkü etrafı saran karanlık daha da yoğunlaşmış ve daha hızlı akmaya başlamıştı.
...Bir süre sonra kulağına tuhaf bir uğultu gelmeye başladı. Soğuk taşların arasında yankılanan, kısık ve uzak bir fısıltı gibi alçak bir ses tonu... Sunny tünel ağının derinliklerine indikçe bu ses daha da belirginleşti.
İçini kaplayan o kadim korku duygusuyla savaşarak Aziz’e bir bakış attı, ardından inatla yürümeye devam etti.
Çok geçmeden Sunny bir çıkmaza ulaştı... Daha doğrusu, çıkmaz olması gereken bir yere. Takip ettiği tünel aniden sona eriyordu ama önündeki duvar geçmişte bir noktada çökmüş... Ya da parçalanmış... Ve doğal bir mağarayı andıran bir geçit ortaya çıkarmıştı.
Birkaç saniye tereddüt ettikten sonra moloz yığınının üzerinden tırmanıp mağaraya girdi. Mağara kıvrıla büküle ilerliyor, o kadar daralıyordu ki Aziz geride kalıp arkasından yürümek zorunda kaldı.
Karanlık geçitler, insan eliyle oyulmuş düzgün taşlardan, engebeli ve pürüzlü doğal kaya yüzeylerine dönüşmüştü. Zemin de sürekli inip çıkıyor, ilerlemeyi zorlaştırıyordu. Sunny daha önce bir labirentteymiş gibi hissettiyse, şimdi yön duygusunu tamamen kaybetmişti. Tek bildiği hâlâ aşağıya doğru ilerlediği ve karanlığın yanından her an daha büyük bir hızla akıp gittiğiydi.
O nükleer uğultu gitgide daha da yüksek sesle yankılanıyordu.
Bu sırada Sunny, bir mağara ağında ilerlemekten ziyade, devasa ve dehşet verici bir canavarın damarlarında emeklediğine dair mantıksız bir hisse tamamen kapılmıştı.
Eğer... Eğer burası gerçekten canlıysa... Nasıl bir canavar olduğunu öğrenmek istemiyorum...
Bu düşünce Sunny’nin zihninden geçtiği an...
Merhametsiz Bakış’ın namlusundaki ışık aniden titredi ve anlık bir şekilde söndü.
Geriye sadece zifiri karanlık kaldı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.