Eve Servis

Konvoy bir kez daha durdu. Ancak bu sefer, Sunny’nin kamp kurmak için seçtiği yerin geçmiştekilerden çok önemli bir farkı vardı; daha önce ne pahasına olursa olsun uzak durdukları yan geçitlerden birinin hemen yanındaydı.

Şu anda sıra dışı mangası, o karanlık girişin etrafına toplanmış, yüzlerinde kasvetli bir ifadeyle içeriye bakıyordu.

Sunny’nin hali de onlardan pek farklı sayılmazdı.

Bir süre sonra içini çekip adamlarına göz attı.

"Aranızda bunu fark eden oldu mu?"

Nefeslerini tutup ne diyeceklerini bilemeyerek birbirlerine baktılar. Sonunda Dorn, tok ve ciddi bir sesle konuştu:

"Tam olarak neyi fark etmemiz gerekiyordu, Kaptan?"

Sunny sessizce başını iki yana salladı.

Son birkaç gündür, konvoy yanlarından geçerken bu yan geçitleri dikkatle gözlemliyor, nerede ve ne zaman ortaya çıktıklarına dair bir düzen olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. Tünel ucu bucağı görünmeyen bir dehliz gibiydi ve bu dallanıp budaklanan yollardan da sonsuz miktarda var gibi görünüyordu... Bu işte bir gariplik vardı.

Geçitleri izledikçe içine sinsi bir şüphe çökmüş ve artık bu şüphe neredeyse kesinleşmişti.

Kaşlarını çattı.

"Sizi suçlamıyorum. Fark etmesi gerçekten çok zor."

Ardından, parmağıyla tünelin taş duvarında, yan geçidin dipsiz karanlığına açılan köşedeki bir noktayı işaret etti.

"Şurada küçük bir çıkıntı var, tam karşı tarafta ise zemine yakın yerde taşın ucu kırılmış. Bir de şu köşedeki çatlak var."

Gösterdiği noktalara baksalar da bu belirsiz, neredeyse görünmez detayların ne anlama geldiğini pek çözemediler.

"Ne olmuş onlara?"

Sunny bir an duraksadı.

"Tek başına bakınca hiçbir şey. Ama dikkatli izleseydiniz, son birkaç gündür geçtiğimiz her bir girişin birebir aynı kusurlara sahip olduğunu görürdünüz. İlk keşif sırasında gördüğümüz ilk geçitte de bunlar vardı. Tünelin duvarları zaten pürüzlü, yan geçitlerin de dümdüz olmasını beklemiyorduk elbet ama bu kadarı fazla. Tıpatıp aynı çatlaklar. Yüzlerce girişte, tam olarak aynı noktalarda... Sizce de tuhaf değil mi?"

Luster duvarın kırık kısmına bakıp ensesini kaşıdı.

"Anlamadım. Birisi bu işaretleri bilerek mi bıraktı yani?"

Sunny başını iki yana salladı.

"Hayır. Demek istediğim, ortada yüzlerce geçit falan yok. Sadece tek bir giriş ve tek bir yan geçit var; tünel boyunca sürekli kendini tekrarlıyor. Şimdiye kadar gördüğümüz tüm o girişler aslında aynı yere açılan tek bir kapıydı."

Sıra dışı manganın üyelerinin yüzündeki kan çekildi. Kasvetli bir sessizlik çöktü üzerlerine. Sonunda sessizliği bozan Belle oldu:

"Yani birileri bizi bir yere davet ediyor."

Onun bu umursamaz gülümsemesini gören Kim ürperdi.

"...Daha çok kapana kısılmaya benziyor, sence de öyle değil mi?"

Kılıç ustası sadece omuz silkmekle yetindi.

"E, bir davet dediğin çekici olmalı, değil mi? Yoksa kimse gelmez."

Kim, ciddi bir suratla bir süre ona baktıktan sonra kafasını Sunny’ye çevirdi.

"Eee, ne yapıyoruz Kaptan?"

Sunny de Belle gibi sırıttı; bunu gören genç kızın gözleri hafifçe irileşti.

"Ne mi yapacağız? Tabii ki davete icabet edeceğiz. Evet, buram buram tuzak koktuğu kesin... Ne de olsa bu lanet tünel bize o yan geçidi araştırmaktan başka çare bırakmadı. Düşününce, aslında dâhiyane bir eve servis sistemi bu... Yemek ayağına geliyor. Bu benzetmedeki yemek biziz tabii ve yerin altında bizi her ne bekliyorsa, kendi ayaklarımızla gidip kendimizi ona sunacağız."

Belle’in gözleri parıldadı.

"Ve o bizi yiyeceğine, biz onu yiyeceğiz?"

Sunny boğazını temizledi.

"Aynen öyle. Plan bu... En azından olabildiğince az ısırıkla kurtulmaya çalışacağız."

İçinden bir ses, bu planın adamlarına pek de güven vermediğini söylüyordu.

Hafifçe öksürdü.

"Ayrıca, sağlam bir kaynaktan aldığım bilgiye göre, bizi burada tutan şeyi bulup yok eder etmez bu tünelden defolup gitmemiz gerekecek. Bu yüzden iki gruba ayrılıyoruz. Bir grup aşağı inecek, diğer grup ise konvoyun başında kalıp tüm araçların sağ salim yüzeye çıkmasını sağlayacak."

Manga üyeleri, kimin hangi grupta olacağını tahmin etmeye çalışarak birbirine baktı. Luster en iyi sürücüleriydi, bu yüzden Rhino’nun başında kalmalıydı... Samara’nın yeteneği ise dar alanlarda pek işe yaramazdı, onu yerin daha da altına indirmenin alemi yoktu. Peki ya geri kalanlar? Asıl soru buydu.

Quentin karanlığa doğru bakıp sakin bir sesle sordu:

"Peki daveti kim kabul edecek, Kaptan?"

Sunny ona keyifsiz bir suratla baktı.

"O kolay. Ben aşağıya bir göz atacağım, siz ise konvoyla kalacaksınız."

Manga üyeleri anında itiraz etti.

"Yalnız gitmek çok tehlikeli!"

"Kaptan! Birinin arkanı kollaması lazım!"

"Lütfen kararınızı tekrar düşünün!"

Sunny onları bir süre dinledikten sonra elini sallayarak susturdu.

"Kesin sesinizi, aptallar! Karşınızda bir kahraman mı var sanki? Sizi yanıma alabilseydim alırdım. Hatta koca bir orduyu toplar götürürdüm. Ama hiçbiriniz oraya gidip konvoya zamanında yetişecek kadar hızlı hareket edemezsiniz. Ben ederim."

Geçmişte yanına almaktan vazgeçtiği acemilerden birini hatırlayarak içini çekti. Uzayda yarıklar açabilen o adamın yeteneği şu an çok işine yarayabilirdi. Ancak geçmişteki kararlar için pişmanlık duyacak zaman değildi. Hem zaten şu anki ekibinden de son derece memnundu.

"Üstelik yalnız gitmiyorum. Saint’i de yanıma alacağım. Ne yani, canımı kurtarmak için o yanımda olmasa böyle bir riske gireceğimi mi sandınız?"

Sıra dışı manga bir süre homurdandı ama sonunda bu kararı kabul etmek zorunda kaldı. Kaptan’ın yankısı gerçekten de çok güçlüydü... Eğer bir usta ve yücelmiş bir iblis bu doğaüstü karanlığın kaynağıyla başa çıkamazsa, zaten manganın geri kalanının orada pek bir hükmü olmazdı.

Üstelik onlar sıradan bir usta ve alelade bir yankı da değildi.

Sunny, kendisi yokken konvoyun güvende olacağından emin olmak için birkaç emir daha verdi, ardından Saint’i çağırıp yan geçidin ağzına geri döndü.

İkisi de karanlığa karşı durup bir an sessizce beklediler ve ardından kendilerini o soğuk boşluğun kucağına bıraktılar.

Lanet olsun...

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.