Her şey devasa bir kumardan ibaretti. Tehlikeli, amansız, ölümcül bir kumar… Birinci Ordu'nun askerleri, Kış Canavarı'na zarar vermek bir yana, ona ulaşıp ulaşamayacaklarını bile bilmeden hayatlarını ortaya koyuyorlardı.
Bu kumara belki çaresizlikten girmişlerdi ama aynı zamanda bir zorunluluktu. Hepsine çekilme şansı verilmiş, hepsi de bunu reddetmişti. Kimisi görev bilinci, kimisi yoldaşlık, kimisi de kör bir cesaret uğruna kalmıştı. Bazılarıysa savaşın dehşetine karşı tamamen hissileşmişti.
Sunny’ye gelince, kendisini buraya neyin sürüklediğinden tam olarak emin değildi. Bu yıkık dökük topraklara güç arayışıyla gelmişti fakat o hırslı görev şimdi gözüne öylesine çocukça görünüyordu ki... Antarktika birçok şeyi gözden geçirmesini sağlamıştı. Yine de bu bakış açısı değişimi, gerçekleri gün yüzüne çıkarmak yerine her şeyi daha da bulanıklaştırıyordu.
Tek bildiği, başladığı işi yarım bırakmaya hiç niyetinin olmadığı ve hayatlarını kendisine emanet eden askerleri yüzüstü bırakmak istemediğiydi. Kimsenin sorumluluğunu almayı asla istememişti ama madem almıştı, onların umutları ve arzuları şimdi boynunda ağır bir zincir gibi sallanıyordu. Garip olan şuydu ki, bu yükü sırtından atmayı da hiç istemiyordu.
Hatta bu sorumluluğa sıkı sıkıya tutunuyordu. Usta Jet'in bu dünyada kimsenin özgür olmadığını söylerken kastettiği şey belki de buydu.
Sebebi ne olursa olsun, fırtınanın içine doğru ilerlerken göğsünde beliren o çaresiz umut kıvılcımını hissedebiliyordu.
'Hadi ama, yapabiliriz... Üstesinden gelebiliriz...'
Arkasında, titreşen asker kalkanı alevden bir kafesin içinde inatla ilerlemeye devam ediyordu. Piyadelerin tamamı, en tehlikeli çevre koşullarına bile dayanabilen, hava geçirmez ve yalıtımlı zırhların içindeydi. Uyanmış olanlar çok daha dayanıklıydı; üstelik birçoğunun üzerinde koruyucu hatıralar vardı.
Yine de hepsi o korkunç soğuk yüzünden acı çekiyordu. Soğuk o kadar sinsiydi ki, her türlü savunmanın bir yolunu bulup içeri sızıyordu. Kar fırtınası Sunny’yi bile perişan etmişti. Daha da kötüsü, tiyoyla örtülü bu fırtınanın derinliklerine indikçe dondurucu etki katlanarak artıyordu.
Bir an önce Kış Canavarı’nın asıl bedenini bulmak zorundaydılar.
'Bu soğuk... Bunda bir terslik var. Doğal bir güç gibi hissettirmiyor...'
Zihnindeki düşünceler bile ağırlaşmış, buz tutmaya başlamıştı.
Fakat artık geri dönüş yoktu. Sunny’nin yapabileceği tek şey öne atılmak, dayanmak ve askerleriyle birlikte fırtınanın kalbine ulaşabilmeyi ummaktı.
Zırhlı yürüyücülerin saçtığı alevler soğuğu bir nebze kırıyordu. Ancak bir süre sonra o öfkeli yangının sıcaklığı bile etkisini yitirmeye başladı. Alev silahları hâlâ uzun yakıt nehirleri püskürtüyordu ama sanki ateşin kendisi sıcaklığından arındırılmış gibiydi.
Ateş nasıl soğuk olabilirdi? Sunny bunu bilmiyordu ama alevlerin içinde artık en ufak bir ısı bile kalmadığını hissediyordu. Dişleri sökülmüş yırtıcılara benziyorlardı.
'Kahretsin...'
Arpasına dönüp baktı. Sıradan askerlerden birkaçının yürürken yalpaladığını gördü. Dişlerini sıkıp adımlarını hızlandırdı.
Tipi bu kadar geniş bir alana yayılmış olamazdı. Merkeze yaklaşıyor olmalıydılar... Tek yapmaları gereken biraz daha dayanmaktı.
İçini kaplayan korku kırıntısını bastıran Sunny, gölgelerini öne gözcü olarak gönderdi. Bedenleri desteğini çeker çekmek soğuk üzerine yenilenmiş bir hiddetle çullandı. Alçak sesle küfredip kasırganın acımasız darbelerine karşı direnmeye odaklandı.
Arkasındaki uyanmışlar ve sıradan askerler, siper aldıkları yüzlerini korumaya çalışarak fırtınanın şiddetine karşı öne doğru eğilmişlerdi. Devasa savaş platformları bile dengede kalmakta zorlanıyordu; kütleleri büyüktü ama rüzgarın vuracağı yüzey alanı da bir o kadar geniştir. Pilotlar, karmaşık bir beceriyle bu hantal makineleri ayakta tutmaya ve ilerletmeye çalışıyorlardı.
Gölgeler fırtınanın bağrına daldı. Gözü kör eden kar yağışının arasını görmek neredeyse imkansız olsa da dünyayı algılamanın başka yolları vardı. Sunny, en azından birinin Kış Canavarı'nın gerçek bedenini keşfedebileceğini umuyordu; ne de olsa onu aramak zor değildi.
Tek yapması gereken, soğuğun en dehşet verici olduğu yere gitmekti.
Kar fırtınasının kalbine ne kadar yaklaşılırsa, o doğaüstü soğuk da o kadar korkunç bir hal alıyordu... Nitekim gölgeleri çok geçmeden doğru yönü tespit edebildi.
Yine de hiçbiri fırtınanın gözüne ulaşamadı. Sunny, tipi derinleştikçe... gölgelerin bile bu merhametsiz soğuktan etkilenmeye başladığını fark edince sarsıldı.
Bu imkansızdı, sonuçta gölgeler maddesel olmayan varlıklardı ama yine de gerçekti. Kar fırtınasının yeterince derinlerine daldıklarında, Kış Canavarı'nın gücü mantık ve mantık sınırlarını aşıyor gibiydi. Donması imkansız olan şeyleri bile dondurabilecek güçteydi.
'Nasıl... nasıl yapabilir...'
Sunny, dehşet içinde zihnindeki o uyuşukluğun da sadece kendi hüsnükuruntusu olmadığını anladı. Eğer Yozlaşmış Titan gücüyle gölgeleri bile etkileyebiliyorsa, zihinleri neden etkileyemesindi?
Kış Canavarı'nın karlı alemindeki hiçbir şey onun nüfuzundan kaçamıyordu.
Gölgelerini geri çağıran Sunny ürperdi ve onların gösterdiği yönde yürümeye devam etti. Attığı her adım bir öncekinden daha ağır geliyordu.
Arkasında bir asker yere yığıldı. Diğerleri adamı kaldırmaya çalıştı ama nafileydi; adam kımıldamıyordu. Yoldaşlarının bu çaresiz çabayı bırakmaktan başka çaresi kalmamıştı. Kolon, kıpırtısız figürün yanından süzülüp geçti ve adam çok geçmeden fırtınanın beyaz perdesi tarafından yutularak gözden kayboldu.
Çok geçmeden bir başkası daha düştü.
Sunny’nin kalbine amansız bir korku çöktü.
'Hayır, hayır... Devam etmeliyiz. Reddediyorum... Pes etmeyi reddediyorum! Bu mahlukatın gücünün kırılamayacağına inanmayı reddediyorum!'
Yüzünde çirkin bir ifadeyle yürümeye devam etti, parçalayıcı rüzgara direnmek için iyice öne eğildi.
Kısa süre sonra daha fazla insan karın üzerine devrildi. Sunny, onların gölgelerinin uzakta birer birer cansızlaştığını hissedebiliyordu. Her ölüm ona bir bıçak darbesi gibi saplanıyordu.
İlk başta sadece sıradan askerler düşüyordu. Sonra savaş platformlarından biri büküldü, gücü kesilip dondu; bir an sonra şiddetli bir rüzgar devasa makineye çarparak onu bocalattı ve devirdi. En sonunda uyanmış olanların en zayıfları bile ölmeye başladı.
Ve sonra en güçlüleri.
Karanlık bir korkusuzluk ve köpeksi bir kararlılıkla dolan tugay, öne doğru çabalamaya devam etti. Diğer tugaylar da onunla birlikte fırtınanın içine doğru ilerliyordu. Ancak... katettikleri mesafe giderek yavaşlıyordu.
Kar fırtınasının kalbine yaklaştıkça soğuk daha ölümcül bir hal alıyor, rüzgarlar güçleniyor ve tek bir adım atmak bile imkansız hale geliyordu. Aşılmaz bir güç Sunny'yi geriye itiyor, aynı zamanda rüzgar ve buzdan bıçaklarla bedenini döverek canını emmeye çalışıyordu.
'Kahretsin... kahretsin...'
İlk başta her dakika bir iki asker düşüyordu. Sonra neredeyse her saniye karın kucağına yeni bir beden serilmeye başladı.
Sunny... devasa, çıldırtıcı bir ızdırap hissetti. Ve derin, yakıcı bir kabullenmeyiş.
Ve korku. Kendisi için değil, görev için...
Ama bir noktada kendisi için de korkmaya başladı.
Sunny bir an geldiğinde, zihnini kaplayan o lanet soğuk yüzünden Rüya Alemi çıpasını artık hissedemediğini fark etti. Hâlâ oradaydı, bir yerlerdeydi ama o mistik bağ sanki puslu bir kar duvarı yüzünden bozulmuş gibiydi. Çıpayı hissedemiyor, ona ulaşamıyordu.
Tıpkı askerleri gibi onun da kaçacak hiçbir yeri kalmamıştı.
'Biz... gerçekten böyle mi kaybedeceğiz?'
Bu düşünce içini tarif edilemez bir öfke ve kederle doldurdu.
Fırtınanın kalbine yaklaştıklarını hissedebiliyordu. Çok uzak değillerdi artık...
Ama tipi artık tam bir felakete dönüşmüştü.
Sunny kaç asker kaybettiğinin sayısını unutmuştu. Hatta duyuları —gölge duyusu bile— yavaş yavaş iflas ediyordu. Çok uzakları göremiyor, hissedemiyordu. Dünya, birkaç metrelik puslu bir küreye daralmıştı; geri kalan her şey karla kaplıydı.
O kürenin içinde sadece birkaç uyanmış kalmıştı. Bildiği kadarıyla, diğer herkes çoktan bu acımasız soğuğa yenik düşmüş olabilirdi.
'Tanrılarım... Böyle olamaz... Olamaz, kahretsin!'
Sunny, Kış Canavarı’nın gerçek bedenine ulaşıp da yenilselerdi bunu kabullenebilirdi. Ama fırtınanın gözüne bile varamadan yok olma fikri onu çıldırtmaya yetiyordu.
'Kahretsin, kahretsin, hepsi kahrolsun!'
Ve her saniye soğuk daha da dehşet verici bir hal alıyordu.
...Ama sonunda, tam olarak böyle oldu.
Hâlâ uluyan kar duvarıyla çevrili olan Sunny, artık tek bir adım bile atamadığını fark etti. Tugayı kaybetmişti; askerlerinden herhangi birinin hâlâ hayatta olup olmadığını bilmiyordu. Yanında sadece üç uyanmış kalmıştı... Belle, Dorn ve Samara.
Ve her saniye soğuk daha da dehşet verici bir hal alıyordu.
Gözlerini kapattı.
'...Kabul et.'
Sunny fırtınaya bakarak duraksadı.
'Kabul et. Kaybettin.'
Titreşti.
'Seni budala... Başka ne olacağını sanıyordun ki?'
Sanki Yalnızlık Günahı onunla konuşuyordu. Ama hayır... Bunlar sadece kendi düşünceleriydi. Henüz yeşim kılıcı çağırmamıştı bile.
Kendi düşünceleri çok daha mahkûm ediciydi.
Sunny hafifçe içini çekti, ardından arkasını dönüp askerlerine baktı.
Birliğin üyeleri yan yana duruyordu, saçları buz tutmuştu. Parıldayan hatıraları solmuş, zayıflamıştı; dudakları morarmıştı.
Gözleri ise... kendininkinden çok daha sakindi.
Sunny, zihninde somut bir düşünce oluşturmaya çalışarak birkaç an boyunca onların yüzlerini inceledi.
En sonunda dudaklarından fısıltı gibi bir ses döküldü:
"...Özür dilerim."
Belle dudaklarının kenarıyla tebessüm edip hafifçe başını salladı. Sadece bu küçük hareket bile tüm gücünü emmiş gibiydi; uyanmış kılıç ustası olduğu yerde hafifçe yalpaladı.
Samara ona destek olmak için elini uzattı. Belle de elini kızın omzuna koyup sıkıca tutundu. Dorn biraz çabalayarak yüzünü onlara döndü. Silah arkadaşlarına sıcak bir tebessümle başını salladı, ardından hiçbir şey söylemeden onlara bakmayı sürdürdü. Belki de konuşacak gücü kalmamıştı.
Sunny kıpırdamadan durdu, sadece izledi.
Kendi kendilerine yavaşça sessizliğe gömülmelerini izledi.
Ve sonra, içlerindeki o yaşam kıvılcımının yavaş yavaş sönüşüne tanıklık etti. Önce Samara gitti, ardından Dorn. En son pes eden Belle oldu.
Sunny, ancak gölgeleri tüm canlılığını yitirip boş birer kabuğa dönüştüğünde ölümcül soğuktan kaçmak adına kendini karanlığın kollarına bıraktı.
Gölgelerin kucağında, Kış Canavarı'nın gücü dışarıdaki kadar ezici değildi. Bir şekilde buraya da ulaşıyordu ama etkisi zayıflıyordu.
Sunny, tipi fırtınasının derinliklerine doğru süzülürken kahrından ve öfkesinden uludu. Her şeyini kaybetmiş olsa da hâlâ o lanet yaratığa ulaşmak istiyordu... Onu incitmek, parçalamak ve katletmek istiyordu...
Ama başaramadı.
Soğuk, gölgelerin içinde o kadar dehşet verici olmasa da hâlâ oradaydı. Sunny fırtınanın kalbine yaklaştıkça dondurucu etkisi daha da yıkıcı bir hal alıyordu. Yine de pes etmedi, ruhunun bile donduğunu, kaskatı kesilip bir süreliğine ölüme sürüklendiğini hissettiği halde ilerlemeyi sürdürdü. Neredeyse başaracaktı.
Fakat en sonunda geri dönmek zorunda kaldı.
Kaçtı.
Kaçıp bir köşeye saklandı ve kar fırtınasının dinmesini bekledi.
Hayatta kalmayı başarmıştı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.