Askerlerini yaklaşan ve büyük ihtimalle sonuncu olacak savaşa sakince hazırlanırken buldu. Sunny, birliğinin üyelerini zihinsel dirençlerine bakarak seçmişti ama yine de üçünün bu kadar vurdumduymaz görünmesi onu şaşırtmış, hatta hafifçe ürkütmüştü.
Samara tüfeğini kaybetmişti ama artık Kim’in karabinasına el koymuştu. Alaşımdan yapılma bir sandığın üzerine oturmuş, mermilere tek tek öz yüklüyordu. Belle yüzünde belirsiz bir tebessümle kılıcını bileyliyordu. Hatıralar bileylenmeye ihtiyaç duymazdı ama kılıç ustası alışkanlıktan vazgeçemiyordu.
Dorn, Devşirici tarafından yaralanmıştı. Göğsündeki derin kesik uyanmış bir şifacı tarafından halledilmişti fakat henüz tam anlamıyla iyileşmemişti. Devasa adam, zaman zaman yüzünü buruşturarak omuzunu esnetme hareketleri yapıyordu. Balyozu hemen yanındaydı, sapı duvara dayanmıştı.
Sunny içeri girdiğinde üç uyanmış onun olduğu tarafa bakıp selam verdi.
"Haber var mı, komutanım?"
Başını iki yana salladı.
"Henüz haber yok. Şanslıysak piç yarın ortaya çıkar. Şansımız yoksa bugün burada olur."
Sunny bir an sessiz kaldı, sonra ekledi:
"Her halükarda önce tipiyle baş etmek zorundayız. Size verdiğim tılsımları çağırılmış halde tutun. Kış Canavarı geldiğinde soğuktan korunmak büyük rol oynayacak."
Sunny Buz Hatırası'na sahipti ama askerlerinin her biri için Yükselmiş tılsımın daha zayıf versiyonlarını da üretmişti. Bu Hatıralar o kadar güçlü değildi fakat efsunları sürdürmek için çok daha az öz gerektiriyordu.
Yapay tılsımları çağırarak başlarıyla onayladılar.
Askerlerine bakan Sunny, içindeki korku kırıntısına engel olamadı. Bu insanları tanıyalı sadece birkaç ay olmuştu ama birlikte bir ömre bedel mücadeleden geçmişlerdi. Canlarından sorumlu olmasa bile onların öldüğünü görmeye şiddetle karşı çıkardı.
Belle, Dorn, Samara... her biri takdire şayan savaşçılardı. Daha da önemlisi, onun insanlarıydı.
Sunny içini çekti.
"...İllaki kalacaktınız, değil mi?"
Naeve'in tüm birliği gemiye bindirmesine tamamen hazırdı ama üç uyanmış sessizce bunu reddetmişti. Falcon Scott'ta kalmak onların seçimiydi.
Belle ona bakıp sırıttı.
"Elbette komutanım. İşimiz bu."
Samara her zamanki haliyle hiçbir şey söylememeyi seçerek sadece başını salladı. Dorn kıkırdadı.
"Kaldık. Ama siz de buradasınız Binbaşım, değil mi?"
Sunny yüzünü buruşturdu. Tabii ki aynı şey değildi. O bir Yükselmişti, üstelik öldürülmesi akıl almaz derecede zor olan bir Yükselmiş. Askerleri ise yalnızca uyanmış seviyesindeydi. Onun kadar dayanıklı değillerdi.
"Evet... buradayım."
Belle kılıcını kenara koydu, gülümsemesi yüzünden yavaşça silindi. Kılıç ustası bir an sessiz kalarak alışılmadık derecede ciddi bir ifadeyle ona baktı.
Kışla odasına ağır bir atmosfer çöktü.
Sonunda konuştu:
"Yine de size sormak istediğim bir şey var komutanım. Cevap vermek zorunda değilsiniz tabii..."
Sunny kaşlarını çattı.
"Nedir?"
Belle bir an tereddüt etti, sonra düşünceli bir tavırla sordu:
"Etrafta bazı dedikodular dönüyor... Kaniçen'le sevgili olduğunuz söyleniyor. Ama Kaniçen sizin Yansıma'nız değil mi? Bu işin aslı nedir?"
Sunny donakaldı, söyleyecek söz bulamadı.
"Ne saçmalıyorsun sen be adam?! Kimseyle sevgili falan değilim!"
Kılıç ustası aniden başını geriye atıp kahkahayı bastı.
"Anladım, anladım..."
Dorn ona onaylamayan bir bakış atıp bıkkınlıkla içini çekti.
"Bu adam yok mu..."
Sunny başını salladı, bir an kendisi de gülmek istedi.
Çılgının teki bu. Tanrılar adına!
"Şakayı kestiysen Belle... stratejiyi konuşalım."
Biraz zaman geçtikten sonra Sunny temiz hava almak için dışarı çıktı. Ne de olsa Antarktika'da hava çok daha temizdi, soğuğa rağmen sürekli içeride kalmak yazık olurdu.
Sunny uzaktaki gökyüzüne bakarken aniden yakındaki bir çatıdan kendisine bakan siyah bir kuş fark etti.
Ardından yaklaşan ayak seslerini duydu.
"Sunny. Buradaydın demek."
Usta Jet köşenin arkasından belirip ona doğru yürüdü, sonra durdu. Buz mavisi gözleri, kutup gecesinden bile daha dondurucu bir soğuklukla doluydu.
Sunny ona baktı, ardından gülümsedi.
"Buradayım."
Jet içini çekti.
"Kış Canavarı hakkında elimizdeki tüm bilgileri iletişim cihazına gönderdim. Okudun mu?"
Başını salladı. Ne yazık ki titana ve yeteneklerine dair çok az şey biliniyordu. Aziz Tyris yaratığı bastırmak için aylarca uğraşmış olsa da uzayıp giden savaşlarının çoğu doğrudan bir yüzleşme şeklinde geçmemişti. Kış Canavarı soğuğu, karı ve rüzgarı kontrol etme konusunda ürkütücü bir yetenek sergilemişti. Gökyüzü Ebrulisi de rüzgarlara hükmettiği için savaş alanları Antarktika Merkez Üssü'nün üzerindeki gökyüzü olmuştu.
Tam da titanın en korkunç gücü Aziz Tyris tarafından sürekli engellendiği için kimse bu gücün gerçek boyutunu bilmiyordu. Yine de yalnızca varlığının bile tüm bölgedeki iletişim ağı bozduğu düşünülürse, muazzam bir güç olmalıydı.
Sunny ve Jet'in yapabileceği tek şey mantıklı tahminlerde bulunmaktı.
Jet tereddüt etti.
"...Güzel o zaman."
Sonrasında ikisi de sessizliğe gömüldü.
Sunny, Ruh Biçici'ye bakarak geçmişi hatırladı. Birinci Kabus'tan sağ kurtulduktan sonra karşılaştığı ilk kişi oydu. O zamanlar Jet, gözüne ulaşılmaz bir tanrıça gibi görünmüştü. Soğuk güzelliğini gördüğünde donup kalmıştı. Neyse ki Jet atik davranıp bir tokatla aklını başına getirmişti. O günden sonra Usta Jet hayatının hep bir köşesinde yer almış, verdiği tavsiyeler ve biraz hayattan bıkmış bilgeliğiyle hayatını defalarca kurtarmıştı.
Şimdiyse eşittiler.
Komikti. İkisi tanışalı sadece birkaç yıl olmuştu ama Sunny onu tüm hayatı boyunca tanıyormuş gibi hissediyordu. Belki de o birkaç yıl birkaç ömür gibi hissettirdiği içindi...
İçini çekti, sonra aniden sordu:
"Usta Jet... Hep sormak istemişimdir. Gerçekten neden hükümete katıldın? Yeteneklerin ve karakterin düşünülürse, Soylu klanlar muhtemelen seni teklif yağmuruna tutmuştur, hem de inanılmaz tekliflerle. Özel Stratejik Varlık statüsü bile almış olmalısın."
Geçmişte bu konuyu yüzeysel olarak konuşmuşlardı ama Sunny hiçbir zaman gerçeğin tamamını bilmediğini hissederdi.
Ruh Biçici şaşırmış bir ifadeyle ona baktı.
"Ne? Bu da nereden çıktı şimdi?"
Sunny kıkırdadı.
"Öylesine... merak ettim sadece."
Jet bir süre sessiz kaldı, ardından burun kıvırdı.
"Pekala. Ama beni cidden gözünde büyütüyorsun. Özel Stratejik Varlık mı? Basit bir Stratejik Varlık olarak bile sınıflandırılmamıştım. Evet, Görünüm'üm tehlikeli ve benzersizdi ama bunun dışında tamamen sıradan biriydim. Aptaldım, çekingendim ve kendimden emin değildim. Ancak sonradan... çok sonradan... hayat beni defalarca patakladıktan sonra aptallığımdan arındım ve bugün karşında gördüğün bu muazzam, eşsiz ve heybetli figüre dönüştüm.
Tatmin oldun mu?"
Sunny gülümsedi.
"Sanırım."
Birkaç anlık sessizliğin ardından sordu:
"Yine de pişman mısın? Seçtiğin bu yoldan?"
Jet başını başka yöne çevirdi, yüzünde düşünceli bir ifade belirdi. Sunny'nin sorusunu bir süre tarttı, sonra omuz silkti.
Sesi sakindi:
"Bizimki acı bir hayat Sunny. NQSC varoşlarından buraya kadar çoğunlukla acıydı, nadiren tatlıydı. Böyle bir hayatı... pişmanlıklarla daha da acılaştırmak israf olurdu. Bu yüzden hayır. Birçok şeyden memnun kalmamış olabilirim ama zamanımı asla pişmanlıkla harcamam."
Jet ona bakıp kaşını kaldırdı.
"Neden? Bir şeyden pişmanlık mı duyuyorsun?"
Sunny güldü.
"Dürüst olmak gerekirse şu an hayatımda aldığım her bir karardan pişmanım."
Jet tepkisizce yüzüne baktı, sonra gözlerini devirdi.
"İyi, atlat bunları. Savaşmamız gereken bir titan var."
Ve tam da öyle yaptılar.
Sıcaklık düşmeye devam etti, rüzgarlar giderek daha da çılgına döndü. Kuşatma başkentinin sokaklarında aç kurtlar gibi uluyordu.
Herkesin umduğundan çok daha hızlı bir şekilde, sadece birkaç kısa saat sonra...
Kış Canavarı, Falcon Scott'a ulaşmıştı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.