BAŞLIK: Karanlığın Diğer Ucu
İç ürperten sessiz karanlığa meydan okuyarak adımlarını izlediler ve gerginlik dolu koskoca bir saatin ardından tünelin çöken girişine geri döndüler. Dönüş yolunda tehlikeli hiçbir şeyle karşılaşmamışlardı. Onların yokluğunda konvoyun da başı ağrımış gibi görünmüyordu.
Ortalığın bu kadar sakin olması aslında son derece huzursuz ediciydi.
Sunny içindeki endişeyi gizleyerek etraflarını saran karanlık duvarlara göz gezdirdi. Hasar görmüş araçlar, tekerlekleri soğuk asfaltın üzerinde, sessizce bekliyordu. Orada burada dinlenen ya da bir an önce işini bitirmeye çalışan insanlar koşturup duruyordu.
Hiç hoşuma gitmiyor bu iş.
Kaşlarını çatıp Rhino'nun kapağına doğru yürüdü. Durum raporu almak istediği kişiler çoktan orada toplanmış, hazır bekliyordu.
Sunny nöbetçilerin yanından geçerken askerlerden biri aniden ona seslendi.
"Yüzbaşı Sunless, efendim..."
Adımlarını yavaşlatıp askere sert bir bakış attı.
"Ne var?"
Adam bir an tereddüt etti. Yüzü ifadesizdi ama yorgun gözlerinde adını koyamadığı, yoğun bir duygu okunuyordu.
"Dışarıdayken arkadaki aracın mürettebatındaydım. Savaşın sonuna doğru bizim için yaptığınız o şey... Gerçekten hayatımızı kurtardınız. Teşekkür ederim, efendim."
Sunny bir an boş gözlerle askere baktı, sonra alay etmek ister gibi yüzünü buruşturup kafasını çevirdi.
"Bu konvoyun sorumlusu benim. Bu araçlar benim, siz de benim insanlarımsınız. Kimse benim olanı alamaz... Hele bedelini ödemeden asla. Sen öyle bir aracın kaça mal olduğunu biliyor musun?"
Bunu dedikten sonra kafasını sallayıp yanından uzaklaştı.
Ne tuhaf adam ama...
Kural Tanımazlar, Başçavuş Gere, Profesör Obel ve Beth çoktan Rhino'nun komuta odasında toplanmıştı. Sunny birkaç rapor dinledikten sonra keyfi biraz olsun yerine geldi.
Yutan Bulut ile karşılaşmanın faturası, konvoy için bir sivil taşıma aracı ve bir askeri araç olmuştu. Neyse ki bu durum lojistik dengelerini çok sarsmamıştı. Evsiz kalan mültecileri yerleştirmek için mobil reviri gözden çıkardıktan sonra, aslında tek kayıpları biraz ateş gücü olmuştu.
Geri kalan araçların hepsi yamalanmış ve yola çıkmaya hazır hale getirilmişti.
Başçavuş Gere içini çekti.
"Pek cephanemiz kalmadı efendim. Üstelik içme suyu rezervlerimiz de ciddi şekilde azaldı. Sürü gelmeden önce nakliye araçlarının yükünü hafifletmek için suyun büyük kısmını dökmüştük. Önümüzdeki birkaç gün idare ederiz ama sonrası..."
Sunny elini umursamazca salladı.
"Su işini dert etme. Benim kelimenin tam anlamıyla sınırsız bir su kaynağım var."
Seçenekleri tartarak bir süre sessiz kaldı. Ya tünelden geçip gideceklerdi ya da oldukları yerde bekleyip zamanı gelince yolu kazarak açmaya çalışacaklardı.
İki seçenek de birbirinden beterdi.
Her şey bu tünelde ne kadar kalmak istediğime bağlı galiba.
İlk seçenek, karşı çıkışa kadar sorunsuz bir sürüş gerçekleştirebilirlerse konvoyun yer altından daha çabuk kurtulmasını sağlayacaktı. İkinci seçenek ise onları çok daha uzun süre burada kalmaya zorlayacak ama o ürpertici karanlığın daha da derinlerine inmek zorunda bırakmayacaktı. İkisinde de risk büyüktü.
Lanet olsun...
Günün sonunda, Sunny'nin bu tekinsiz tünelde fazladan bir an bile kalmaya hiç niyeti yoktu.
İçini çekti.
"Motorları çalıştırın. Gidiyoruz."
Birkaç dakika sonra Rhino kükreyerek çalıştı ve yavaşça hızlanıp ileriye doğru atıldı. Tavanına monte edilmiş güçlü projektörlerin ışığı karanlığı delip geçiyor, onu kaçmaya ve tünel duvarlarına sığınmaya zorluyordu. Sivil nakliye araçları ve askeri taşıtlar da bu devasa zırhlı personel taşıyıcıyı yakından takip ediyordu.
Onlar ilerledikçe karanlık arkalarından akıp gelerek her şeyi yeniden yutuyordu. Konvoy, karanlığın ortasında ilerleyen, geçici ve kırılgan küçük bir ışık adası gibi kalmıştı.
Sunny, Saint ile birlikte Rhino'nun tavanına çıkmış, yüzünde karanlık bir ifadeyle zifiri karanlığı süzüyordu. Bu küçük ışık balonunun dışında olup biten hiçbir şeyi göremiyordu ve bu durum sinirlerini feci şekilde bozuyordu.
Nerede bu... Bütün bu karanlığın kaynağı nerede? Ne zaman saldıracak?
Dakikalar geçiyor ama tıpkı keşif görevinde olduğu gibi hiçbir şey olmuyordu.
Konvoy makul ama sabit bir hızla ilerlemeye devam etti. Eski asfaltın metreleri bir bir Rhino'nun tekerlekleri altında kaybolurken, taştan duvarlar da yanlarından geçip karanlığa gömülüyordu. Tünel sessizdi, bu sessizliği boğan tek şey insan yapımı araçların motor sesleriydi.
Zaman zaman konvoyun sağında ya da solunda yan geçitler beliriyor, bu da Sunny'yi iyice geriyordu. Bu yolların hepsi aşağıya, yerin daha da derinlerine doğru eğim yapıyordu. Karanlığın içinden bir şeylerin üzerlerine fırlaması an meselesiydi... Ama hiçbir şey olmuyordu.
Görmezden gel. O geçitlere adım atmamıza gerek yok. Sadece çıkışa ulaşıp bu lanet yerden kurtulmamız gerekiyor.
Böylece bir saat, sonra bir diğeri ve ardından bir diğeri daha geçti. Tünel ucu bucağı görünmeyen bir sonsuzlukla ileriye uzanmaya devam ediyordu. Zaman geçtikçe Sunny'nin kaşları daha da çatılıyordu.
Bir süre sonra, nihayet Rhino'nun tavanından inip asık bir suratla içeriye süzüldü. Luster'ın yanına gidip dişlerini sıkarak konuştu:
"Bu kadar yeter. Konvoyu durdur."
Luster ona soru sorar gibi baktı, ardından omuz silkti.
Zırhlı araç yavaşladı ve durdu. Diğer araçlar da onu takip etti ve çok geçmeden tüm konvoy sessizliğe gömüldü.
Sunny araçtan inip bir an öylece durdu, aşınmış asfalta dik dik baktı. Başçavuş Gere ve ekibi diğer araçlardan inip hemen yanına geldi; Luster, Profesör Obel ve Beth de Rhino'nun kapağından dışarı süzüldü. Saint ise tavanın kenarına kadar gelip onlara yukarıdan kayıtsız gözlerle bakmaya başladı.
Toplananların çoğunun yüzünde endişeli bir ifade vardı.
Bu kasvetli havayı sezen Luster birkaç kez gözlerini kırpıştırıp Sunny'ye döndü.
"Şey... Yüzbaşım, neden durduk? Bir sorun mu var?"
Sunny ona sessizce baktı.
"Evet, bir sorun var seni budala. Hâlâ anlamadın mı?"
Luster ensesini kaşıdı.
"Ne yani, önümüzde bir Kabus Yaratığı mı var?"
Sunny içini çekip kafasını kaldırdı.
"Hayır... Önümüzde hiçbir şey yok. Sorun da bu zaten. Yaklaşık yedi saattir yol alıyoruz, değil mi? Ortalama hızımız neydi?"
Genç adam bir an duraksadı.
"Saatte otuz kilometre efendim."
Önlerinden gelebilecek ani bir tehlikeye karşı anında tepki verebilmek için acele etmemiş, makul bir hızda kalmışlardı.
Sunny kafasını salladı.
"Bu da dümdüz ilerlediğimiz iki yüz kilometreden fazla yol demek. Ama yine de ortalıkta çıkış falan yok. Sorunu şimdi görebiliyor musun?"
Luster'ın gözleri aniden faltaşı gibi açıldı.
"Ah... Şey, böyle söyleyince... Gerçekten tuhafmış..."
Sunny dişlerini gıcırdattı.
"Sadece tuhaf değil. Antarktika'da bu uzunlukta bir tünel olsaydı, açık ara dünyanın en uzun tüneli olurdu. Bunu da herkes bilirdi."
Luster'ın yüzü hafifçe sarardı, sonra endişeyle diğerlerinin yüzüne baktı.
"Peki o zaman neden kimsenin haberi yok? Efendim?"
Sunny bakışlarını yere indirip kafasını iki yana salladı.
"Bunun tek bir cevabı var. Bu tünelde... Çok ama çok yanlış bir şeyler dönüyor."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.