Cehennem Yolu

Küçük konvoy batıya yöneldi. Dağlardan aşağı inen ve sonunda kıyı otoyoluyla birleşen dar bir yolda ilerlemeye başladılar. Sütunun en önünde Gergedan yol alıyor, onu sivilleri taşıyan dört nakliye aracı takip ediyor, arkadan gelen hırpalanmış üç askeri araç ise güvenliği sağlıyordu.

Önlerindeki yaklaşık altı saat boyunca Sunny’nin kuşatma ordusu işte bu kadardı.

Başçavuş Gere’in komutasındaki üç zırhlı aracın hâlâ biraz mühimmatı vardı. Tabii otoyoldaki hücumlarının Sunny’nin tahmin ettiği kadar dehşet verici geçmesi durumunda, bu cephane onları Erebus Üssü’ne kadar ancak götürürdü.

Sivil nakliye araçları hem derme çatmaydı hem de saldıran Kabus Canavarları’nı uzak tutacak entegre bir savunma sisteminden yoksundular. Yine de onları koruyan çok daha ölümcül bir güç vardı: Düzensizler.

Samara, en arkadaki nakliye aracının tavanında derme çatma bir mevzi hazırlamış, tüfeğini çoktan kurmuştu. Uyanmış keskin nişancının hedefleri uzaktan rahatça avlayabilmesi için Quentin de hemen yanındaydı; kılıcı ve kalkanıyla yaklaşmaya cüret edecek her türlü Kabus Canavarı’nı biçmeye hazırdı.

Kim ise bir sonraki aracın tavanındaydı. Karabinası için önceden hazırladığı bir düzine şarjör dolusu enerjili mermi yanındaydı. İsimsiz Uykusuz da yayı ve zehirli oklardan oluşan sadasıyla ona eşlik ediyordu.

Son iki aracı Belle ve Dorn koruyordu. İkisinin de menzilli saldırı yapabilen Yadigar’ı vardı ama hiçbirinin nişancılığı pek iyi sayılmazdı. Asıl görevleri, ucubelerin doğrudan mültecilere saldırmasını engellemekti. Bu yüzden, kendilerine atanan araçların tavanında sürekli hareket etmek zorunda kalacaklarını bildiklerinden, araçlara koruyucu mevziler eklemekle uğraşmamışlardı.

Askerler, ellerinden geldiğince dört nakliye aracını da bu amansız koşuya hazırlamıştı. Araçların yanlarına zırh plakaları ve alaşımlı dikenler kaynaklanmış, önlerine ise Gergedan’ın kötü bir taklidi olacak şekilde derme çatma koçbaşları takılmıştı.

...Ve son olarak, ağır zırhlı personel taşıyıcının kendisi vardı. Azize yanında olmadığı için Sunny tavanına tünemiş, elinde Morgan’ın Savaş Yayı’nı tutuyordu. Kulakları tırmalayan dondurucu rüzgara rağmen, damarlarında gezinen adrenalin yüzünden soğuğu hiç hissetmiyordu. Bedenini Ölümsüz Zincir’in mat çeliği sarıyor, pürüzsüz göğüs zırhının altında ise Ölüm Arzusu gizleniyordu.

Savaşa hazırdı.

Otoyolu olabildiğince hızlı geçmek ve konvoya yaklaşmaya yeltenen her şeyi daha fırsat bulamadan öldürmek. Plan buydu.

Sunny elbette her şeyin plana göre gitmesini bekleyecek kadar saf değildi.

Karakulak ve Ucube öncü birlik ve gözcü olarak sütunun önünden koşuyor, Kabus ise ruhunun derinliklerinde uykusuna devam ediyordu. Karanlık küheylan çağrılabilecek kadar iyileşmişti zaten ama Sunny, işler kaçınılmaz olarak sarpa sarana kadar onu çağırmayı erteliyordu.

İşler sarpa saracaktı... Bundan adı gibi emindi.

Dağlardan aşağı inmek, onları aşmaya çalışmaktan daha kolaydı. Bu yüzden konvoyun kıyı otoyolundan önceki son yol ayrımına ulaşması uzun sürmedi. Arazi önce iyice yumuşadı, ardından tamamen düzleşti. Sonunda Gergedan’ın farlarından süzülen ışık hüzmeleri, aşınmış betonun genişliğini... ve hemen ardında yükselip alçalan karanlık dalgaları aydınlattı.

Otoyol, Gergedan boyutunda on zırhlı aracın yan yana sürülebileceği kadar genişti ancak bir bölümü kalın bir bariyer ile ana yoldan ayrılmıştı. Bu bariyerin arkasında, dağ yamaçlarına en yakın yerde, kıtayı boydan boya geçecek zırhlı trenleri taşımak için kuzeye ve güneye uzanan bir demiryolu uzanıyordu. Bu durum onlara hâlâ manevra yapacak alan bıraksa da konvoyu okyanusa daha da yakınlaştırıyordu.

Siyah gökyüzünde parıldayan dolunay, hayaletimsi kutup ışıklarının dalgalı parıltısı içinde boğuluyordu. Otoyol tamamen boştu ve soluk ay ışığının altında yıkanıyordu. Dağların karanlık yamaçları, yolun geniş uzamı ve ötesindeki kara dalgalar... Her şey ürpertici, tekinsiz ve uğursuz görünüyordu.

Ancak Sunny’nin bu atmosferin tadını çıkaracak vakti yoktu.

Hızlı oldu.

Birkaç yüz metre ileride, iki Yankı karanlıkta gizlenen Kabus Canavarları’nın kokusunu çoktan almıştı. Canavarların şanssızlığına, kutup gecesinin karanlığında Sunny’nin gözlerinden kaçabilecek çok az şey vardı.

Ucube, yolda yatan karanlık karaltılara doğru atılmaya fırsat bulamadan, gökyüzünden süzülen siyah bir ok betonun üzerinde dinleniyor gibi görünen devasa bir çıyanın kafasını... en azından Sunny onun kafa olduğunu düşünüyordu... delip geçti.

[Bir Uyanmış Canavar katlettiniz...]

Bir an sonra, Yankı’nın güçlü çeneleri bir başka ucubenin kitin kabuğunu çatırtıyla kırdı; Karakulak ise daha büyük olan tazının vahşi saldırısını taklit etmeye çalışarak üçüncüsünün üzerine atıldı. İkinci bir ok işini bitirmesine yardım etti.

Gergedan hızını kesmeden devasa çıyanların cesetlerini ezip geçti, onları paramparça ederek konvoyun geri kalanı için yolu temizledi.

Sunny, zırhlı aracın hızlandıkça titrediğini hissedebiliyordu. Kıyı otoyolu son depreme rağmen iyi durumda görünüyordu, bu yüzden onları yavaşlatacak hiçbir şey yoktu. Şimdilik, Erebus Üssü’ne zamanında varma şansları var gibi görünüyordu.

Ancak uzaklarda, konvoyun ışıkları ve gürültüsü dikkatlerini çektikçe çılgın gözlerinde tehlikeli alevler beliren daha fazla Kabus Canavarı seçebiliyordu.

Dağların yamaçlarında da hareket eden belirsiz karaltılar vardı; karanlıktan sıyrılıp insan araçlarının oluşturduğu sütunun önünü kesmek için otoyola doğru inmeye başlıyorlardı.

...Çok daha rahatsız edici olanı ise, kıyıya durmaksızın saldıran kara dalgaların, hızla ilerleyen konvoyun solunda fısıldamaya devam etmesiydi; karanlık yüzeylerinin altında saklanan feci bir tehlikeye dair en ufak bir belirti göstermeden gelip gidiyorlardı.

Bu hareketsizlik, Sunny’yi hızla yaklaşan ölümcül ucubelerin silüetlerinden çok daha fazla huzursuz ediyordu.

Ne çıkacaksa çıksın artık... Çıksın da görelim.

Hiçbir tepki gelmedi.

Sunny dişlerini sıkarak yönünü okyanustan çevirdi ve yayını kaldırdı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.