Effie, çocuksu yüzünde en ufak bir eğlence belirtisi olmadan ona dik dik bakıyordu; bu hali, ciddi görünme çabasını daha da komik kılmaktan başka bir işe yaramıyordu. Sonra kaşlarını çatıp düz bir sesle sordu:
“Ölmek mi istiyorsun?”
Sunny dişlerini göstererek gülüp başını iki yana salladı; ardından kabuslarda edindiği çeşitli bilgiler, Savaş Çığırtkanları ile olan deneyimi, Solvane ve Noctis hakkındaki gözlemleri de dahil olmak üzere öğrendiği her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlatmaya başladı.
Anlatacakları bittiğinde odaya bir süre sessizlik çöktü. Herkes paylaştığı bilgileri düşünceli bir halde sindirmeye çalışıyordu. Yani... Effie hariç herkes.
Bu kasvetli sessizlik, kısa süre sonra yüksek sesli bir çiğneme gürültüsüyle bozuldu. Küçük kız koca bir parça etli böreği mideye indirdi, ardından herkesin kendisine baktığını fark edince birkaç kez gözlerini kırpıştırdı. En sonunda dudaklarındaki yağı sildi ve konuştu:
“Ne var? Büyüme çağında bir çocuğum ben! Boyumun uzaması için iyi beslenmem lazım!”
Sonra yağlı parmaklarını masa örtüsüne silip omuz silkti.
“Neyse... Sanırım sıra bende.”
Küçük kız Sunny’ye ters bir bakış atıp yüzünü buruşturdu ve başka tarafa döndü.
“Anlatacak pek bir şey yok zaten. Kadeh Tapınağı’ndaki üç ayım, Sunny’nin o çılgın maceraları kadar heyecan verici geçmedi. Yine de...”
Yüzü aniden karardı, bakışları bulutlandı.
“...Pek iç açıcı olduğu da söylenemez.”
Effie içini çekti, bir an duraksadı ve kederli bir tonla devam etti:
“Temel olarak, Kızıl Tarikat’ın genç müritlerinden birinin bedenine gönderildim. İyisiyle kötüsüyle Rahibelere emanet edilmiş yetim bir kızdı... Ama durum genelde kötüydü. Zaten söylediğim gibi, öğretileri yüzyıllar içinde zalimce ve sapkın bir hal almıştı. Umut’un herkesin arzularını nasıl manipüle ettiğini bildiğim şu günlerde, neden böyle olduğunu nihayet anlıyorum. O Solvane denilen kadın... O da çok uzun zaman önce Kızıl Tarikat’ta yetişmişti. Tek fark, o kaçmayı başarmıştı. Ama biz başaramadık.”
Küçük kız hafifçe titredi.
“Başlarda bir kez kaçtım ve Demir El adasına kadar ulaşmayı başardım. Ama yakalandım ve cezası... O zamanlar ne yaparlarsa yapsınlar beni itaatkar kılamayacaklarını zaten anlamışlardı. Bu yüzden benim yerime diğerlerini cezalandırdılar. Ondan sonra... Bir daha kaçmaya çalışmadım. En azından diğer kızlar hâlâ hayattayken.”
Effie bir süre sustu, sonra omuz silkti.
“Yani oldukça sıkıcıydı. Sonu gelmeyen eğitimler... Savaş eğitimi, öz eğitimi, fiziksel kondisyon ve benzeri şeyler. Acıya nasıl dayanılır, korku nasıl alt edilir, irade nasıl çelikleştirilir. Savaşın kusursuz, merhametsiz ve ölümcül bir aracı nasıl olunur... Elbette derslerinde çok yaratıcıydılar; birine acıya dayanmayı öğretmenin, onu ölümün eşiğine kadar işkence etmekten daha iyi bir yolu olabilir mi? Ya da öğrenci zayıfsa, o eşiğin ötesine geçirmekten?”
Küçük kızın bakışları uzaklara daldı.
“...Sonunda, benim dışımdaki herkesin zayıf olduğu ortaya çıktı.”
Etli böreğinden bir ısırık alıp yavaşça çiğnedi ve devam etti:
“Bir keresinde beni bir tabuta koyup birkaç günlüğüne canlı canlı gömdüler. Karanlık korkumu yenmeyi öğretmek içinmiş. Sefiller... En başta karanlıktan korktuğumu kim söyledi ki? Çok... çok aptalcaydı. Ama çoğu zaman sadece dövüş eğitimiydi. Bizi acımasızca eğittiler. Elinizde birkaç uyanmış şifacı varken ve müritlerin hayatta kalıp kalmamasını zerre umursamıyorken başarabileceğiniz çok şey var. Bir kemiğimiz mi kırıldı? Şifacılar onu yerine oturtur ve devam etmemizi emrederlerdi. Çok mu kan kaybettik... Neyse, anladınız işte.”
Effie başını iki yana salladı.
“Asıl mesele şuydu ki, ben diğerlerinden çok daha beterini çekiyordum. Bedenine girdiğim kızın talihsizliği, çok genç yaşta uyanmış olmasıydı. Bu yüzden Rahibeler onu müjdelenmiş seçilmiş kişi olarak görüyorlardı... Solvane’i öldürüp tarikatın uğradığı aşağılanmayı temizleyecek, onun günahının ve kutsala saygısızlığının öcünü alacak dahi bir savaşçı. Bu yüzden beni herkesten daha çok zorladılar.”
Küçük kız uzağa baktı, sonra içini çekti.
“En tuhafı da bize yaptıkları tüm o iğrençlikleri içinde en ufak bir nefret, kötü niyet veya kin barındırmadan yapmalarıydı. Aksine, yaşlı Rahibeler bize kız kardeşleri gibi davranırlardı — tabii bize işkence etmedikleri veya bizi öldürmedikleri zamanlarda. Öğretmenim... Hilde... Sanırım beni kendi kızı gibi görüyordu. Değer veriyordu. Sonunda bu neye yaradıysa artık...”
Bir an tereddüt etti ve yüzünü ekşitti.
“Her neyse. En sonunda bir tek ben kaldım. Aslında bence benim yüzümden diğer kızların üzerine daha çok gittiler. Varlığımın onların hırsını yeniden körüklediğini düşünüyorum. Herkes öldükten ve Rahibelerin elimi kolumu bağlayacak bir kozu kalmadıktan sonra kaçış planları yapmaya başladım. Hayatta kalıp kalmayacağıma dair en ufak bir fikrim yoktu ama neyse ki bunu öğrenmeye fırsat kalmadan Sunny ve Kai gelip tüm tarikatı yerle bir etti. Şerefe! Bu arada sağ olun.”
Onlara doğru hafifçe başını salladı ve söyleyecek başka bir şeyi olmadığını belli edercesine ağzına bir parça daha börek tıktı.
Cassie uzanıp elini küçük kızın omzuna koyana kadar herkes sessiz kaldı. Omzunu yumuşakça sıktı ve fısıldadı:
“İyi iş çıkardın, Effie. Hayatta kalarak en iyisini yaptın.”
Effie yere baktı, içini çekti ve karanlık bir sesle cevap verdi:
“Ah, ama bu sefer sadece hayatta kalmak istememiştim. Birkaç kişiyi de kurtarmak istiyordum. Ama başaramadım... Kimin umurunda ki zaten? Bu kadar duygusal olmak için zaten çok ama çok yaşlıyım. Ya da belki de o Umut denilen karı beynimi çoktan hamur etmiştir... Sonuçta bu sadece bir kabus.”
Küçük bir kızın kederlenmek için fazla yaşlı olduğunu iddia etmesini duymak, bu kadar acıklı olmasaydı komik olabilirdi. Kai arkasına yaslanıp iç çekene kadar kimseden ses çıkmadı.
Sonra o gıcırdayan sesi taş odada yankılanarak Sunny’nin omurgasından aşağı bir ürperti gönderdi:
“Eh, madem öyle, sanırım sıra bana geldi. Benim hikayem o kadar uzun değil. Pek bir şey yapmadım.”
Derisinin yerini cilalanmış ağaç kabuklarının aldığı ellerine bir anlığına baktı, kısa bir süre sessiz kaldı ve ekledi:
“...Sadece bir ejderhayla savaştım. Ve kaybettim.”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.