Solvane'i binlerce yıl sürecek kahredici bir azaba mahkum eden o zalim sözleri işiten Sunny, içinde karanlık ve coşkulu bir sevinç hissetmekten kendini alamadı.
Kadının ona yaşattığı acıların hatırası ve öldürdüğü insanların yüzleri bir kez daha gözlerinin önünden geçti; bu durum hissettiği sevinci daha da tatlı kılıyordu.
İyi… Çok iyi…
Sunny'nin tek pişmanlığı, uzak bir gelecekte Solvane'i öldürerek onu bu işkenceden kurtarmış olmaktı. Eğer o zamanlar işlerin bu noktaya varacağını bilseydi, onu orada çürümeye terk ederdi.
Noctis, bir an boyunca yerde kıvranan rahibe rahibe dik dik baktıktan sonra sanki gitmeye niyetliymiş gibi arkasını döndü.
Solvane acı dolu bir inilti koyverdi; derisini yırtıp çıkan daha fazla sarmaşık zemine doğru sürünüyordu.
"B-bekle!"
Başını kaldırıp yukarı bakmak için çabaladı, gözleri korku doluydu.
"Noctis… beni… öldürmelisin. Ben hayatta olduğum sürece… onu özgür bırakamazsın!"
Büyücü duraksadı, bir an bekledi ve sonra omzunun üzerinden ona baktı. Yüzü soğuk ve ifadesizdi.
Uzun bir sessizliğin ardından, umursamaz bir tavırla konuştu:
"Umut yüce ve kudretli bir iblis. Kendi üzerindeki bir iki pranganın icabına bakabilir."
Solvane’in gözleri fal taşı gibi açılırken, Noctis bakışlarını kaçırdı ve ambarın kapılarına doğru bir adım attı.
Sunny ise o sırada…
Hayatında yaptığı en zor şeyi yapıyordu.
Sunny, kargo ambarının kenarına, tahta bıçağın duvara saplandığı yere doğru yürüyordu.
Attığı her adımda, sanki beraberinde koca bir dağı sürüklüyormuş gibi hissediyordu.
Hayır, bu ondan çok daha zordu…
Bir dağ ağır olurdu belki ama onu sürüklemek basit bir işti. Zor, hatta imkansız olabilirdi ama yine de basitti. Ancak Sunny'nin göğüs gerdiği şey fiziksel bir ağırlık değildi.
Sunny, kendi doğasına karşı savaşıyordu.
Varoşlarda, zalim ve kayıtsız bir dünyada hayatta kalmak için savaşarak büyümüştü. Hayatta kalmak için pek çok acımasız ders öğrenmek zorunda kalmıştı. Bu dersler onu bencil, kinik ve dünyadan bıkmış biri haline getirmiş; kimseye güvenmeyen, hiçbir şeye inanmayan birine dönüştürmüştü.
Bu özellikleri hayatta kalmasını sağlamıştı ancak hayatı değiştikçe, bu özelliklerin bazıları ayak bağı olmaya başlamıştı. Yavaş ve sancılı bir süreçle eski derisini yüzüp atmış, yeni şeyler öğrenmişti. Güvenilmeyi hak edenlere güvenmeyi, kendine ve geleceğe dair umut beslemeyi öğrenmişti.
Yine de arkasında bırakmayı asla başaramadığı —ve aslında bırakmak da istemediği— tek bir şey vardı: Kini. Ne de olsa İlk Kabus'tan sağ çıkmasını sağlayan tek motivasyon kaynağı kiniydi. O zamanlar, belki de şimdi bile, yaşamak için sahip olduğu tek sebep buydu.
Bu yüzden Sunny affetme konusunda pek mahir değildi. Cassie'yi bile, Nephis'in hayatını onunkinin önüne koyma kararından önce ve sonra birlikte yaşadıkları her şeye rağmen, tam anlamıyla affedememişti.
Kısasın değerine inanırdı. Göze göz, dişe diş… Kadim kanun buydu. Kimse onu çiğneyip geçememeli ve cezasız kalmamalıydı.
İşte bu yüzden, Solvane'in huzur içinde ölmesine izin verme düşüncesi bile ona iğrenç geliyordu.
Yine de…
Titreyen eli tahta bıçağın sapına kenetlendi.
Sunny oldukça inatçı biriydi.
Dişlerini sıkarak bıçağı duvardan söküp çıkardı; zihnini boğan o her şeyi yutan nefretle başa çıkmaya çalışırken hafifçe yalpaladı.
Evet, Solvane’in bedel ödemesini istiyordu, acı çekmesini istiyordu.
Ama… bundan daha çok istediği bir şey vardı: Kader yerin dibine batsın istiyordu. Gerçek geçmişte olanların aynen tekrarlanmasına izin veremezdi. Bir kukla olmadığını, kaderin iplerinde çaresizce sallanıp sadece önceden belirlenmiş bir melodiyle dans eden biri olmadığını artık kanıtlaması gerekiyordu.
Ayrıca Umut'un zihniyle oynaması düşüncesi onu gerçekten çileden çıkarıyordu.
Savaşçı Bakire'ye karşı duyduğu bu yakıcı nefretin kaynağı şüphesiz buydu; travmasını, kederini ve öfkesini alıp onu boyunduruk altına almak için bir silaha dönüştüren Arzu İblisi'nin zehirli etkisiydi.
Öfkesinin yapay olduğunu bilmek, ama aynı zamanda bunu kucaklamak ve ona boyun eğme dürtüsüne kapılmak tuhaf bir histi.
Ve bu ayartı… Ah, bunu yenmek bir dağın ağırlığından çok daha zordu.
"Neden yapıyorum ki bunu? Acı çekmeyi hak ediyor… Onu acı içinde bırakmak harika olmaz mıydı… Dünyadaki en büyük sevinç olmaz mıydı bu? Oh, kesinlikle… Bundan daha tatlı bir şey hayal edemiyorum…"
Sunny bıçağı neden tuttuğunu hatırlamakta bile zorlanıyordu.
"Ah, doğru… Kader… Onu yok edeceğime söz vermiştim, değil mi? Çünkü… Çünkü benim kaderim bir köle olmak. Aslında bir köle olmak istemiyorum… Ama kimin umurunda? Solvane'in sonsuzluk boyunca işkence çekmesini, özgür olmayı istediğimden çok daha fazla istiyorum… Özgürlük uzak ve soyut bir kavram. Kim ister ki onu? Ama intikam, tam burada… Ve hissi öyle muazzam ki…"
Dişlerini sıkarak bir adım öne attı.
Bir adım. Bir adım daha.
Parçalanmış geminin kargo ambarında yürümek, zincirler içinde soğuk ve karanlık bir dağa tırmanmaktan çok daha zordu.
Başarabileceğinden emin değildi.
Yüzü çirkin bir ifadeyle çarpılmıştı, koyu renkli gözlerinde deli saçması bir sevinç yanıyordu.
Sonra Sunny durdu.
"Ben… Vazgeçtim. Buna değer! Bu nefret dolu cadının sonsuza dek işkence görmesi demekse, kadere boyun eğmeye değer. Doğru olan bu… Adil olan bu… Olabilecek en iyi sonuç bu…"
Sunny içini çekti ve rahatlamayla gülümsedi.
Kadere boyun eğmeye karar verdiği an, omuzlarından korkunç bir yük kalkmış gibi hissetti. İntikamın tadını çıkarmakta, onda kaybolmakta özgürdü. Yüklerinden arınmış, kendinden geçmiş ve huzur içindeydi.
Sunny gülümsedi…
…Ve tahta bıçağı Solvane’in göğsüne sapladı.
Lanet olsun…
Evet, Savaşçı Bakire'yi acı çekmeye terk etmek doğru ve adil hissettirmişti.
Ancak Sunny hiçbir zaman erdemli biri olmamıştı ve adil olmak da pek umurunda değildi. Daha da önemlisi, kaderi bozma isteği, Solvane’den intikam alma isteğinden çok daha ağır basıyordu.
Güzel rahibe sarsıldı ve büyüleyici gözlerinde acı ile rahatlamanın birbirine karıştığı bir ifadeyle ona baktı.
Ardından bakışları yavaşça boşaldı, içindeki yaşam kıvılcımı söndü ve bedeni yere yığıldı.
Sunny, acı bir hayal kırıklığıyla yüzünü ekşitti. Seçiminden hiç de memnun değildi. Berbat hissediyordu.
Ama yapılması gerekiyordu.
Tahta bıçak elinde parçalanırken Büyü fısıldadı:
[Üstün bir insan olan Solvane'i katlettin.]
[Gölgen güçleniyor.]
[...Bir Hatıra kazandın.]
Gözlerini kırpıştırdı.
"Ha… Bir Hatıra daha mı? Bu nasıl mümkün olabiliyor?"
Derken Sunny birden kendini çok huzursuz hissetti. Sanki birisi sırtına dik dik bakıyordu.
Yavaşça arkasını döndü ve büyücünün karanlık bakışlarıyla karşılaştı.
Noctis ona baktı, sonra dişlerini göstererek tehlikeli bir şekilde gülümsedi.
"Sunless… Ne yaptın sen?"
Sunny aniden gelen dondurucu bir soğukla titredi.
"Hadi oradan…"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.