Yıkımın Mirası

Gemi Enkazı Adası’na dönmek tuhaf bir histi. Her şey neredeyse bıraktığı gibiydi ama bir yandan da her şey bambaşka geliyordu.

Antik yolun kalıntılarını takip edip tepenin doruğuna ulaştıklarında, aşağıda uzanan ıssız vadiyi gördüler. Bir zamanlar zarif olan geminin enkazı tam merkezde duruyordu; ölü bir ağaç ana direğine sarılmıştı. Gövdesindeki yarıklardan fışkıran kalın sarmaşıklar dışarı doğru yayılıyor, kimisi toprakta sürünürken kimisi yerin altına gömülüyordu.

Yer yer görülen tahta yığınları ise Denizci Bebekleri’ydi. Ezilme’ye dayanabilmek için biçim değiştiren bu yaratıklar, henüz insansı formlarına bürünmemişlerdi.

Ancak asıl değişim vadinin diğer tarafındaydı; artık orada herhangi bir zincir yoktu. Bükülmüş Kaya yok edilmiş, parçaları Aşağıdaki Gökyüzü’ne dökülmüştü. Şimdi Gemi Enkazı Adası doğrudan Gözyaşı ile komşuydu.

Sunny, bunun sonucunda havanın bile bir nebze değiştiğini hissetti.

Tahta yığınlarını işaret ederek konuştu:

"Şunlar Denizci Bebekleri. Birkaç dakika içinde normal formlarını alacaklar. İçlerinden biri bizi fark ettiği an diğerleri de varlığımızdan haberdar olur. Tepenize üşüşmeleri çok sürmez."

Ateş Muhafızları çoktan silahlarını çağırmış, dövüşe hazırlanmışlardı. Yüzleri sakin, gözlerinde ise soğuk bir konsantrasyonun ateşi yanıyordu.

Cassie başıyla onayladı.

"Pekala, vakit geldi. Diğer tarafta görüşürüz."

Sunny bir an tereddüt etti, sonra kohortun üyelerine göz gezdirdi. Alışkanlık gereği ona dikkatli olmasını söyleyecekti ama sonra Cassie’nin kim olduğunu, kendisinin kim olduğunu, birlikte neler yaşadıklarını ve her şeyin nasıl bittiğini hatırladı.

Dudak payı hafifçe seğirdi.

"...Canlarına okuyun."

Ateş Muhafızları gülümsedi. İçlerinden biri kahkaha attı:

"Burasının zaten yeterince cehennem olduğuna eminim… Sen de kendine mukayyet ol, Sunny."

Sunny içini çekti, ardından geri bir adım atıp gölgelerin arasında kayboldu. Gölgelerin karanlık kucağında güvenle saklanırken, Ateş Muhafızları’nın esnek bir savaş formasyonuyla ileri atılışını izledi. Birkaç saniye sonra görünmeden onları takip etmeye başladı.

Çok geçmeden tahta yığınları sarsıldı ve kolları tırtıklı bıçaklarla son bulan, uzun ve tehditkar insansılara dönüşmeye başladılar.

Ateş Muhafızları ilk yaratığın üzerlerine atılmasını beklemeden saldırıya geçti.

Bitkiler üzerine uzmanlaşmış bir yetenek sahibi olan eski zanaatkar Shakti, ağır yayını gerip bir ok fırlattı. Ok, en yakındaki ucubenin kafasına isabet ettiği an parçalara ayrılarak infilak etti ve etrafa buz gibi bir sis bulutu yaydı.

Yaratık sendeledi, vücudunun bir yanı paramparça halde onlara döndü. İnsanlara doğru hamle yaparken uzuvlarında ince bir buz tabakası oluşuyor, bu da bebeği yavaşlatıyordu.

Yaratık bıçaklarıyla darbe indiremeden bir başka Ateş Muhafızı öne atıldı. Ağır baltasını canavarın omzuna indirerek uzuvlarından birini tamamen kopardı. Yanında beliren bir diğeri, gelen karşı saldırıyı kalkanıyla karşıladı. Genç adam hırıldadı ama yerinden milim oynamadı.

Bir salise sonra Denizci Bebeği, kohortun geri kalanı tarafından parçalara ayrılarak can verdi.

'Fena başlangıç değil…'

Ama bu sadece girizgahtı.

Sekiz insan çok geçmeden, her biri üzerlerine heybetle çöken bir düzine Düşmüş Canavar tarafından kuşatıldı. Yaratıklar kana susamış bir kararlılıkla yaklaşıyordu. Ateş Muhafızları için işler tersine dönmek üzereyken, marangozlukta uzmanlaşmış zanaatkar Kaor bir an duraksadı ve gözlerini kıstı. O anda tahta yaratıklarda ince bir değişim meydana geldi.

Tamamen güçten düşmeseler de, hareketleri hantallaşmış ve yavaşlamıştı. Bu sayede kohort üyeleri, kendilerinden bir rütbe üstün olan bu kabus yaratıklarının saldırılarına karşı durabiliyordu.

Yine de kolay değildi.

Ateş Muhafızları formasyonlarını koruyorlardı ama ucu ucuna dayanıyorlardı. Ağır baltalı genç adam, şimdi beceri gücünü kullanıyordu; silahının namlusu öfkeli, kırmızı bir ışıkla parlıyordu. Balta, dövüştüğü ucubenin tahta etine normalde yapabileceğinden çok daha derinlemesine saplanıyordu.

Ortağı ise adeta bir duvar gibiydi, tek bir adım geri atmayı reddediyordu. Ağır kalkanıyla peş peşe gelen darbeleri savuşturuyor, düşmanların cüsseleri ve kütleleriyle kendisini ezmesine engel olmak için kalkanın ardındaki kısa mızrağıyla ara ara hamleler yapıyordu. Kohortun şifacısı oydu; bu yüzden dayanıklılığı ve cesareti herhangi bir yetenekten değil, tamamen fiziksel gücünden geliyordu.

Kalkan kullanan bir diğer Ateş Muhafızı ise kirli sarı saçlı genç bir kadındı; yeteneği, kılıcının her darbesine vahşi bir güç katmasını sağlıyordu. O, dört elinde iki devasa kılıç tutan bir gençle uyum içinde dövüşüyordu. İkinci kol çifti, genç adam beceri gücünü etkinleştirdiğinde ortaya çıkmıştı. Bu ikili yan yana tam bir yıkım makinesine dönüşüyordu.

Shakti, Kaor tarafından üretilen sıradan oklar ile hafıza okları arasında geçiş yaparak yayını ateşlemeye devam ediyordu. Yayı yeterince güçlü, nişancılığı ise yaklaşan Denizci Bebekleri’ne ağır hasar verecek kadar isabetliydi. Marangoz Kaor ise yaratıkların üzerine saldığı o tuhaf laneti sürdürüyor, elindeki tahta asayla Shakti’yi koruyordu; yüzü sert ve kararlılık doluydu.

Bir başka Ateş Muhafızı’nın yeteneği ise yoldaşlarına kondisyon ve dayanıklılık takviyesi sağlamasına, ayrıca birini çok daha dirençli kılmasına imkan tanıyordu. Kavisli bir kılıç kuşanmış, Cassie’nin arkasını kolluyordu.

...Ve bir de Cassie vardı. İçlerinde belki de en ölümcül olanın o olduğu ortaya çıkmıştı.

Bir elinde Sessiz Dansçı’yı, diğerinde ise uzun bir hançeri tutuyordu. Hançeri darbeleri saptırmak için kullanıyor, zaman zaman da beklenmedik, hızlı saldırılar savuruyordu. Bu narin kız, Ateş Muhafızları’nın en güçlüsü ya da en hızlısı değildi. Ancak gerçek bir usta gibi, kendinden emin bir zarafet ve ölümcül bir seziyle dövüşüyordu.

Başka biri olsaydı, Sunny onun ustalığın zirvesine çoktan ulaştığını, artık savaşın akışını sadece hatasız takip etmekle kalmayıp onu yönlendirebildiğini düşünürdü. Bu dövüş tarzı ona Nephis’i, onun savaşın temel kanunlarıyla olan o derin bağını hatırlatıyordu.

Elbette fark şuydu: Değişen Yıldız bilgisi, yeteneği ve becerisi sayesinde savaşın ritmini öngörüp yönlendirebilirken… Cassie geleceği gerçekten, birkaç salise öncesinden görebiliyordu.

Bu da onu savaş meydanında korkutucu bir varlığa dönüştürüyordu.

Sunny izlerken, devasa bir Denizci Bebeği bıçaklarından birini havaya kaldırıp kör kızı ortadan ikiye bölmek niyetiyle indirdi. Ancak Cassie, bıçak onu parçalamadan tam bir salise önce hafifçe yana kaydı ve hançeriyle hamle yaptı. Aynı anda, Sessiz Dansçı aniden elinden fırladı ve havada süzülerek ilerledi.

Hançer yaratığın göğsünü delip geçerken, ince kılıç ikinci bıçağın yönünü birkaç santim saptırdı, sonra yoluna devam ederek bir başka ucubenin boynunu parçaladı.

Bir saniye içinde iki Düşmüş Canavar ağır yaralandı ve çok geçmeden yere yığıldılar.

Yine de Sunny, bu yüzeysel görüntünün ardındaki gerçeği görebiliyordu. Evet, Cassie eşsiz ve güçlü yeteneği sayesinde inanılmaz bir avantaja sahipti. Ancak bu avantajı herkes kullanamazdı.

Aslında, onun yaptığını hemen hemen hiç kimse yapamazdı.

Savaşın keşmekeşinde —özellikle de saliselerin yaşamla ölüm arasındaki çizgiyi belirlediği, Uyanmışlar ve kabus yaratıkları arasındaki o kavgada— düşmanın hamlelerini zamanında algılamak, kavramak ve tepki vermek zaten başlı başına zordu.

Hem şimdiki zamanı hem de geleceği algılamak; savaşın bir değil, iki farklı durumunu aynı anda kavramak ve arzulanan sonuca ulaşmak için hızla harekete geçmek ise çok daha zor olmalıydı… Üstelik Cassie tüm bunları kör bir halde yapıyordu. Bunun yarattığı zihinsel gerilim ve yük… Sunny bunu hayal bile edemiyordu.

Ancak bildiği bir şey vardı ki, böyle bir başarıyı tek bir hayati şey olmadan gerçekleştirmek imkansızdı.

Berraklık.

Görünen o ki Cassie, Nephis’in onlara verdiği dersleri boşuna dinlememişti. Ne de olsa o, Değişen Yıldız’ın diğer öğrencisiydi.

Kısa süre içinde Ateş Muhafızları, Denizci Bebekleri’nin ilk dalgasını püskürttü. Ancak daha büyük olan ikincisi şimdiden yaklaşıyordu.

Yaratıklar onlara ulaşmadan hemen önce Cassie havada asılı duran Sessiz Dansçı’yı kavradı, kohortuna döndü ve bağırdı:

"Hazırlanın!"

Sonra bir eliyle ağzını ve burnunu kapattı, kılıcını aşağı çevirdi ve… Onu toprağın derinliklerine sapladı.

Bir an sonra yer sarsıldı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.