Sunny olduğu yerde donakaldı, ardından temkinli bir adımla geri çekilip büyük salonun duvarlarını süzdü.
Mordret’in zamanlaması bu kez kusursuzdu.
Zaten o karanlık kütleye fazla yaklaşmaya niyeti yoktu ama sunduğu tehlikeyi hafife almış olabilirdi. Dürüst olmak gerekirse zihni pek de yerinde sayılmazdı... Kontrolü tamamen kaybetmiş değildi belki ama kulenin dışındayken hissettiği o tuhaf çekim burada çok daha güçlüydü, bilinci üzerinde sinsi bir etki yaratıyordu.
Sunny kasıldı ve zonklayan karanlık yarığa bir göz attı, sonra bu çekimin kaynağının karanlığın merkezindeki prangalar olduğunu fark etti.
"Neden? Nedir o şey?"
Kayıp prens birkaç saniye sessiz kaldı, ardından iç çekti.
"Seni gerçekten çözemiyorum."
Sunny gözlerini kırpıştırdı.
Beklediği cevap kesinlikle bu değildi.
"Ne? Ne demek istiyorsun?"
Mordret’in sesinde hafif bir kuşku vardı.
"Hiç, öylesine. Sadece... Bazı özelliklerin belli bir geçmişe sahip olduğunu düşündürüyor ama sonra bir o kadar çok çelişki çıkıyor ortaya. Bir Kabus Tohumu’nun neye benzediğini bilmiyor musun?"
Sunny geriye sıçradı, ardından titreyen karanlık kütleye yeniden şüpheyle baktı.
Demek bu bir Kabus Tohumu’ydu. Büyü’nün Rüya Alemi’nde boy verip nihayetinde çiçek açan, Kabus Yaratıkları’nın gerçek dünyaya girmesi için bir Kapı açan o habis tezahürü. Uyanmış olanların, içindeki Kabusu göğüsleyip yok etmeleri gereken şey.
Üzerinde böyle bir çekim yaratmasına şaşmamalıydı.
Kaşlarını çatıp huysuzca konuştu:
"Bir Kabus Tohumu’nun neye benzediğini nereden bilebilirim? Uyanmış olalı daha birkaç ay oldu!"
Mordret her zamanki nazik tonuyla cevap verdi:
"Klan büyüklerin sana hiçbir şey öğretmedi mi?"
Sunny’nin gözleri fal taşı gibi açıldı, yüzünde şaşkın bir ifade belirdi.
"Klan mı? Ne klanı?! Tipimde bir soylu mirası mı görüyorsun?!"
Kayıp prens cevap vermedi, Sunny’nin öfkeden köpürmesine sessizce izin verdi. Sonunda Sunny yavaşça nefesini dışarı verdi ve bitkin bir halde sordu:
"Her neyse... Bunun o şey olduğundan emin misin?"
Mordret uzun bir süre duraksadıktan sonra kısık bir sesle konuştu:
"Eminim. Ne de olsa onu çok uzun süre aradım."
Bu sözleri duyan Sunny’nin kaşları havalandı.
Nasıl yani?
"Bekle... Fildişi Kule’ye ulaşmaya çalışmanın sebebi bu muydu? Bir Kabusu göğüslemek mi?"
Bu mantığı oturtmaya çalışarak yüzünü ovuşturdu, sonra kafasını iki yana salladı:
"Neden böyle bir şey yapasın ki? Rüya Alemi’nin her yerinde bir sürü Kabus Tohumu var, hem de sonsuz boşlukların ve ilahi alev denizlerinin arkasına gizlenmemiş olanlardan!"
Bu tohumlar her gün adım başı rastlanacak kadar çok değildi belki ama bir tanesine ulaşmak için bu kadar zahmete girmeye değecek kadar nadir de değildi. Mordret ne düşünüyordu?
Kayıp prens kısa bir duraksamanın ardından, sesinde hafif bir alay tınısıyla cevap verdi:
"Gerçekten de bir soylu değilmişsin."
Sunny ağır bir iç çekti.
"Ya bugün ekstra kapalısın ya da ben bir sebepten seni anlayamıyorum. Soyluların bununla ne alakası var?"
Mordret biraz düşündükten sonra konuştu:
"Bu Kabus Tohumu... Çok ama çok özel bir tanesi."
Yine neyin peşindeydi bu?
Sunny’nin zihninde Tohumları birbirinden ayıran tek şey kategorileriydi. İkinci Kategori bir Tohum, İkinci Kategori bir Kapı olarak filizlenirdi ve içinde İkinci Kabus’u barındırırdı. Eğer bir uyanmış bu zorluğu aşarsa usta olurdu. Bir usta, Üçüncü Kategori bir Tohum’u göğüsler ve Üçüncü Kabus’tan sağ çıkarsa, bir aziz mertebesine yükselirdi.
Aynı şey hükümdarlar için de geçerliydi; her ne kadar Sunny’nin bildiği kadarıyla insanlık tarihinde sadece üç kez Dördüncü Kabus fethedilmiş olsa da... Ki o, çoğu insandan çok daha fazlasını biliyordu.
Bir Tohum nasıl özel olabilirdi?
Sanki aklından geçenleri okumuş gibi Mordret konuştu:
"Pek çok usta var ama her usta bir değildir. Birkaç düzine aziz var ama her aziz bir değildir. Ve aynı şekilde, sayısız Kabus var... Ama her Kabus bir değildir."
Sunny yüzünü ekşitti.
"Nasıl yani? Daha mı kolay? Yoksa daha mı zor?"
Kayıp prens iç çekti.
"İkisi de değil. Sınavın zorluğu söz konusu olduğunda, Büyü her zaman adildir... Kendi çarpık yöntemiyle tabii. Ancak bu, sonucun her zaman aynı olacağı anlamına gelmez. Hangi düşmanları alt ettiğin, hangi anıları ve yankıları alacağını belirler. Hangi savaşları verdiğin, oradan hangi tecrübeyle döneceğini belirler."
Sunny kendi anı cephaneliğini şöyle bir düşündü; ne kadar eşsiz Kabus Yaratıklarıyla dövüştüyse, aldığı ödül o kadar büyük olmuştu, bunu itiraf etmeliydi. Bu açıdan bakınca, "eşsiz" bir Kabusu göğüslemek kesinlikle daha fazla risk teşkil ederdi ama karşılığında daha büyük bir lütuf vaat ederdi.
Denkleme soy hatlarından gelen anıları da ekleyince...
Yüzünde derin bir düşünce ifadesi belirdi.
Ancak Mordret’in anlatacakları bitmemişti.
"Dahası, göğüslediğin Kabus’un doğası, hangi bilgileri edineceğini ve hangi sırra vakıf olacağını belirler. Bir araştırmacı olarak bilmelisin ki, insanların Rüya Alemi’ndeki köhne yıkıntılardan öğrenebileceği dersler o kadar da derin değildir. Sence bilgimizin çoğu nereden geliyor? Tabii ki insanların Kabuslarından getirdikleri hikayelerden."
Bu... Mantıklıydı. Sonuçta Kabusların içinde Rüya Alemi’nin gerçek yerlileri vardı. Dokuzlardan Auro gibi.
Sadece bir illüzyon olsa bile, Büyü tarafından yaratılan bir illüzyon hafife alınacak bir şey değildi.
Sunny’nin sahip olduğu bilgilerin çoğu, o soylu kılıç ustası ve Bilgin’den öğrendiklerinin temeli üzerine kuruluydu. Eğer bir Kabus’a sadece hayatta kalmak için değil, aynı zamanda bir şeyler öğrenmek amacıyla girseydi kim bilir daha neler bilirdi?
Sunny karanlık Tohum’a baktı.
Bu Tohum, bir zamanlar yedi iblisten birine ait olan kulede filizlenmişti. Böyle bir Kabus kim bilir hangi gizemleri açığa çıkarırdı?
Mordret ona düşünmesi için zaman tanıdı, ardından sakin bir sesle ekledi:
"İşte bu yüzden soylu klanlar —hepsi değil, sadece gerçekten güçlü olanlar— üyelerinin göğüsleyeceği Kabusları çok büyük bir titizlikle seçerler."
Sunny bir an duraksadı, sonra kaşını kaldırdı:
"Hangi kaçık klan senin bulup çıkarman için bu lanetli Tohum’u seçti peki?"
Kayıp prens kahkaha attı.
"Ah, hayır! Kimse bunu aramamı istemedi. Bu tamamen benim kararımdı. Hatta hem uyanık dünyada hem de burada, bunun varlığından haberdar olan sadece iki kişi olduğunu sanıyorum. Ben... Ve şimdi de sen."
Kısık bir sesle tekrar güldü ve ekledi:
"Ama onu bu kadar özel kılan da bu zaten. Onlardan hiçbiri bunun varlığını öğrenemez, ona ulaşamaz ve ödüllerini sahiplenemezdi."
Bu sözlerden sonra Mordret aniden sustu. Bir süre öylece kaldıktan sonra sessizce ekledi:
"Gerçi... Ben de pek başarmış sayılmam."
İç geçirdi, birkaç saniye bekledi ve sonra efkarlı bir tonda devam etti:
"O Tohum’un hangi sırları sakladığını hayal edebiliyor musun? O Kabus’tan neler öğrenilebileceğini? Bir Kabus... Umut’un bizzat bağlandığı zincirlerden yaratılmış bir Kabus..."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.