Son Ders

Sabah olmuştu bile. Uykuyla vakit kaybetmek yerine kendine taze bir kahve demledi, kupasına doldurup verandaya çıktı.

Uzun süren planlama seansının getirdiği zihinsel yorgunluk düşüncelerini ağırlaştırsa da, Sunny bir iki gün daha sorunsuzca uyanık ve zinde kalabileceğini biliyordu. Gerçek dünyadaki işlerini tamamen yoluna koymadan Rüya Âlemi’ne dönmeye niyeti yoktu.

Şafağın söküşünü izlerken biraz dinlendi, yapılması gerekenleri acelesizce zihninden geçirdi.

“Hoca Julius’a veda et… Aiko’yla dükkân hakkında konuş…”

İkinci Kâbus’u fethetmek çok vakit alabilirdi; bu yüzden Aiko’ya bıraktığı ruh parçası stoğunun ne kadar yeteceği belirsizdi. Döndüğünde dükkânını kapalı, müşterilerini ise dağılmış bulmak istemiyordu.

Kahvesinden bir yudum alıp bakışlarını yere indirdi.

Tabii bir de... hiç dönememe ihtimali vardı.

Sunny kendini kandırmıyordu. Ne kadar güçlü olursa olsun, ne kadar hızlı gelişirse gelişsin, bu kâbus da diğerleri gibi ölümcül olacaktı. Kendisinden çok daha yetenekli insanlar oraya adım atmış ve bir daha geri dönememişlerdi. Ölüm ihtimali kapıdaydı.

Gelecek için plan yapmanın bir anlamı var mıydı ki?

Tam bunları düşünürken verandaya çıkan yolda hafif ayak sesleri duyuldu. Sunny belli belirsiz gülümsedi ve başını kaldırdı.

Rain birkaç adım ötede durmuş, biraz mahcup bir ifadeyle ona bakıyordu.

“Ben, şey… Misafirlerin hâlâ burada mı?”

Sunny başını iki yana salladı.

“İyi! Yani… kötü mü? Sadece seninle… yalnız… konuşmak istemiştim.”

Sunny kaşını kaldırdı.

“Öyle mi? Ne hakkında?”

Rain her ne kadar özür diler ve saygılı görünmeye çalışsa da, gözlerinde o tanıdık öfkeli parıltı çaktı.

“Ne hakkında olduğunu biliyorsun! Yani, ııı… özür dilerim…”

Kelimeler ağzında yuvarlandı, bir an sustu ve sonra daha nazik bir tonla sordu:

“Neden bana senin o kadar önemli biri olduğunu söylemedin?”

Sunny bir süre Rain’e baktı, ardından gülümsedi.

“Sana dünyanın muhtemelen en güçlü uyanmış kişisi olduğumu, en iyilerin en iyisi olduğumu falan söylememiş miydim? Sanırım tam burada, bu noktada söylemiştim.”

Rain kaşlarını çattı.

“Ciddiyim ben!”

Sunny kahvesinden bir yudum alıp kızı süzdü. Yüzündeki gülümseme yavaşça soldu. Sonunda içini çekip bakışlarını kaçırdı.

“Çünkü değilim. Bir uyanmış olarak bakarsan hiç de önemli biri değilim. Aksine, oldukça ehemmiyetsizim ve kolayca ezilebilir herifin tekiyim. Bu yüzden yeteneklerimin reklamını yapmayı sevmem. Herkesin beni zayıf ve aptal sanması daha iyidir. Böylece beni öldürmeleri çok daha zor olur.”

Rain’in yüzünde bir kafa karışıklığı belirdi.

“Ben… Anlamıyorum. Kâbus Yaratıkları senin güçlü biri olduğunu nereden bilecek ki? Bu neden hayatını tehlikeye atsın?”

Sunny’nin yüzünde karanlık, hüzünlü bir tebessüm belirdi. Rain’e bir bakış atıp sordu:

“Kâbus Yaratıklarından bahsettiğimi kim söyledi?”

Kupayı yere bıraktı ve devam etti:

“Gittikten sonra ağ üzerinden Unutulmuş Kıyı hakkında bulabildiğin her şeyi araştırmışsındır, değil mi?”

Rain kızardı ama başıyla onayladı.

Sunny de başını salladı.

“O zaman Kızıl Kule kuşatmasında dört yüze yakın uykucunun öldüğünü biliyorsundur. Dile kolay… Peki ya ondan önceki aylarda kaç kişinin öldüğünü biliyor musun? Neredeyse bunun iki katı.”

Kızın gözleri hafifçe irileşti.

Sunny genç kıza bakarken sesindeki o neşeli tondan eser kalmamıştı.

“Ve onları Kâbus Yaratıkları öldürmedi. İnsanlar öldürdü. Trajik ama gerçek; ben o cehennemdeyken diğer insanlar tarafından öldürülenlerin sayısı, canavarlar tarafından öldürülenlerden fazlaydı. Şey… en azından diğer canavarlar diyelim. Eğer güçlenmek istiyorsan, öğrenmen gereken ders tam olarak bu.”

İçini çekti.

“Sana kılıç veya mızrak tutmayı, Rüya Âlemi’nde aç kalmadan yol almayı ve düşmanlarını öldürmeyi öğretebilirim. Ama sana nasıl güçlü olacağını öğretemem Rain. Bu sadece kendi başına öğrenebileceğin bir şey. Bu dünya… gaddar ve acımasız bir yer. Bazı insanlar gerçeği asla öğrenemeyecek kadar şanslıdır ama bazıları öğrenir. Ve öğrenenler arasından yumuşak başlı olanlar asla hayatta kalamaz. Sen çok, ama çok yumuşaksın… Peki şanslı mısın? Onu bilemem. Bu sana kalmış.”

Rain onu pür dikkat dinliyordu. Yüzünde kendi yaşındaki bir kız için fazla ciddi ve kasvetli bir ifade vardı. Bir süre sonra konuştu:

“Sanırım… anlıyorum.”

Sunny gülümsedi.

“Umarım anlıyorsundur. Ama bir yanım da anlamamanı umuyor.”

Tereddüt etti, sonra iletişim cihazını çıkardı.

“Bu arada… derslerimize bir süreliğine ara vermemiz gerekecek. Arkadaşlarımla büyük bir keşif gezisine çıkıyoruz. Ne kadar süreceğinden emin değilim. Ama endişelenme, kendi başına çalışmaya devam etmen için sana yeterince şey öğrettim zaten. Disiplini elden bırakma ve sakın tembellik etme! Ben dönmeden önce her şeyi yalayıp yuttuğunu hissedersen sana az önce gönderdiğim numarayı ara. Bir arkadaşıma ait. Adı Aiko, sana yeni bir hoca bulacaktır.”

Rain uzun süre iletişim cihazına bakakaldı, sonra başını kaldırıp kısık bir sesle sordu:

“Büyük bir keşif gezisine mi gidiyorsun?”

Sunny umursamaz bir gülümsemeyle omuz silkti.

“Öyle. Ne oldu ki?”

Kız birkaç saniye duraksadı, sonra sesi alışılmadık bir çekingenlikle titredi:

“Tehlikeli mi… Tehlikeli olacak mı?”

Kahvesini aldı, bir yudum içti ve tekrar omuz silkti.

“Tehlikeli mi? Evet, tabii ki. Sanırım epey tehlikeli olacak. Ama… Büyü ile ilgili olan her şey öyledir.”

Rain, az önceki çekingenliğinden eser kalmamış bir halde keskin bakışlarını ona dikti. Konuştuğunda sesinde bariz bir gerginlik vardı:

“O zaman neden? Neden gidiyorsun?”

Sunny şaşkınlıkla ona baktı, sonra aniden başını geriye atıp kahkahayı bastı.

Gülmesi bittiğinde kıza bir bakış attı ve keyifli bir gülümsemeyle cevap verdi:

“Neden mi? Seninle aynı sebepten. Güçlenmek için! Gerçekten güçlü olmak için...”

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.