Gece Tapınağı’nın Sırrı

Cassie kelimelerini dikkatle seçerek konuştu:

"Oyuk Dağlar ölüm bölgesi olarak ilan edilmiş olsa da, Valor Klanı’nın orayı keşfetme hırsı hâlâ sönmemiş gibi görünüyor. Gece Tapınağı’nın varlık sebebi ve orada bir aziz rütbesinde birinin konuşlandırılması muhtemelen bundandır."

Sunny kaşlarını çattı. Kai ve Effie bile şaşkın görünüyordu.

"Zincirli Adalar’daki tek aziz Gök Gelgiti sanıyordum."

Kör kız başını sağa sola salladı.

"Hayır, bir diğeri daha var. Aziz Cormac. Hisar’ı o yönetiyor ve zaman zaman bir şeyler ararmışçasına Oyuk Dağlar’ın sisleri arasına dalıyor. Aslında müfrezemle birlikte Gece Tapınağı’na sığınma izni almam da bu sayede oldu. Karşılığında yeteneğimi onun keşiflerine yardım etmek için kullanacaktım ama pek bir sonuç çıkmadı."

Sunny bir an düşündükten sonra sordu:

"Şu ana kadar her şey mantıklı geliyor, değil mi?"

Cassie başıyla onayladı ama oturduğu yerde rahatsızca kıpırdandı.

"Evet. Fakat o hisarda azizle veya göreviyle alakası olmayan pek çok tuhaf durum var. Birincisi, orada çok fazla uyanmış var; yanılmıyorsam yüz kadar. Bu sayı, tek bir azize destek olmak için gerekenden çok daha fazla. Ancak asıl ürkütücü olan sayıları değil, o uyanmışların kim olduğu."

Duraksadı, sonra kasvetli bir sesle ekledi:

"Aziz Cormac’ın yardımcıları olan iki üstat hariç, oradakilerin hepsi... kayıp."

Sunny’nin kulakları dikildi.

Cassie’nin anlattıkları gerçekten de tuhaftı, hatta rahatsız edici olmaktan da öteydi. Uyanmışlar arasında kayıp olanların sayısı zaten azdı, öyleyse neden yüz tanesi bir araya gelip ücra ve izole bir hisarda toplanmıştı?

Fakat Sunny’nin birden heyecanlanmasının sebebi bu değildi. Hafifçe öne eğilerek sordu:

"Öyle mi? Aralarında Mordret adında biri var mı?"

Cassie birkaç an düşündü, sonra başını salladı.

"Bilmiyorum. Gece Tapınağı’nda yaşarken kayıplarla iletişim kurmamıza pek izin verilmiyordu. Hisar üç bölgeye ayrılmış durumda. Dış halkada bize üs kurmamız için yer verdiler. Yanımızda üstatlardan biri olmadan tapınağın kendisine girmemiz yasaktı. Kayıpların yaşadığı ve geçit kapısının bulunduğu yer orası."

Aniden sustu, ardından daha karanlık bir tonda devam etti:

"Ama tapınağın içinde bir bölge daha var. Kayıpların bile girmesine izin verilmeyen bir yer: İç Mabed. Bir keresinde kapıdan geçerken mabedin kapılarının açıldığını hissettim ve orayı koruyanlara kazara gözüm ilişti."

Kör kız ürperdi.

"En azından insana benziyorlardı. Ama değillerdi. Hepsi yankıydı... insan yankılar."

Sunny yüzünü ekşitti.

Bu da ne?

Tek bir insan yankısı bile yeterince tüyler ürperticiyken, bunlardan koca bir ordu mu vardı? Gerçek insanların koruyamadığı neyi koruyorlardı tam olarak?

Hayır, bu önemli değildi. Valor Klanı sırlarını kendine saklayabilirdi. Sunny’nin tek ihtiyacı, sunaktaki bıçağı almaktı.

"Peki ya sunak? Üzerinde duran fildişi bir bıçak fark ettin mi?"

Cassie bir an bekledi, sonra omuz silkti.

"Gece Tapınağı’ndaki kapı, sığınaktakinden farklı. Aktive etmek için sunağa dokunman gerekmiyor. Bu yüzden sunağı sadece uzaktan hissettim. Diğerlerinin anlattığına göre siyah taştan oyulmuş bir blokmuş. Arkasında elinde bir yıldız ve şimşek tutan, peçeli bir kadın heykeli varmış. Bunun dışında pek bir şey söyleyemem."

Sunny hafif bir hayal kırıklığıyla iç çekti.

Neyse, fark etmez. Orada olduğundan eminim. Asıl mesele, Valor Klanı temsilcilerini sunağa yaklaşmama izin vermeleri için ikna etmek. Ya da kimse bakmıyorken oraya sızmak.

"Beni içeri bırakmaları için onları ikna edebilir misin?"

Kör kız başını salladı ama yüzünde bir belirsizlik vardı.

"Bir sorun çıkacağını sanmıyorum. Aziz Cormac’a pek yardımım dokunmasa da aramız bozulmadan ayrıldık. Yine de orası çok gizemli bir yer. En azından kendimizi kapıya bağlamamıza izin vereceklerinden eminim ama..."

Sunny bu "ama"dan hiç hoşlanmamıştı.

"Ama ne?"

Cassie iç çekti.

"Sunak üzerinde bir ritüel gerçekleştirmek tamamen farklı bir mesele. Bizi içeri almayı reddedebilirler de. Bunun olacağını sanmıyorum ama her ihtimale karşı hazırlıklı olmalıyız; sığınaktan ayrıldığımız gün, ikinci kabus bitmeden önce bir geçit kapısına erişebileceğimiz son sefer olabilir."

Sunny yüzünü buruşturdu.

Kabul etmekten nefret etse de kız haklıydı. En kötüsüne hazırlanmak en iyisiydi. Gelecek birkaç gün içinde yapması gereken birkaç iş vardı o halde.

"Pekala. İki gün sonra yola çıkıyoruz. Siz hazırlıklarınızı yapın, ben de kendiminkileri halledeceğim."

Cassie başıyla onaylayıp sustu.

O sessizlikte tuhaf bir ses duyuldu. Sunny arkasını döndüğünde Effie’nin akşam yemeğinden kalanları gürültüyle midesine indirdiğini gördü. Kendisine bakıldığını fark eden avcı olduğu yerde donakaldı.

"Ne var? Siz meşguldünüz, ben de acıkmıştım."

Sunny bir anlığına gözlerini kapattı, sonra başını iki yana salladı.

Bu kadın yok mu...

Hazırlık demişken, hemen şimdi yapması gereken bir şey vardı.

"Hey, Kai. Buraya gel de elini ver."

Kai ona sessiz bir soruyla baktı ama bir şey sormadı. Ayağa kalkıp yanına geldi ve gülümseyerek elini uzattı.

Sunny parmağını onun eline koydu ve pişmanlık dolu bir iç çekişle iki hatırayı gönderdi: Kara Boynuz Yay ve Dolu Sadak. Effie, Unutulmuş Kıyı’dan ve uyanmış olarak geçirdiği aylardan kalma güçlü hatıralarla donatılmıştı ama bu karizmatik okçu iyi ekipmanlardan yoksundu.

Yükselmiş rütbesindeki iki hatıradan vazgeçmek canını yaksa da bunun en doğrusu olduğunu biliyordu. Bu, Kai’ye gelecek ay boyunca güçlenme ve kabusa daha iyi hazırlanma fırsatı verecekti. Üstelik Sunny’nin elinde hâlâ Morgan’ın Savaş Yayı ve Yıldırım Çarpışı vardı.

Kai kafa karışıklığıyla kaşlarını çattı, sonra boşluğa bakarak rünleri okumaya başladı. Ardından gözlerinde heyecan dolu bir ışık parladı.

"O... teşekkür ederim Sunny!"

Sunny ters ters baktı.

"Bak, beni yanlış anlama! Bu bir hediye değil. Onları sana ödünç veriyorum... ödünç, anladın mı? Görkemli Emtia saygın bir işletmedir, hayır kurumu değil! Gelecekte tam bir geri ödeme ya da eş değerde bir takas bekliyorum. Anlaştık mı?"

Kai ışıl ışıl bir gülümsemeyle ona baktı.

"Yaa. Ne kadar da düşüncelisin..."

Sunny’nin yüzü iyice asıldı.

Düşünceli mi? Ne demek düşünceli? Bu aptalın nesi var böyle... Az önce ona borçlandığını söyledim, o ise...

Güneş zaten doğmaktaydı, bu da artık ayrılmaları gerektiği anlamına geliyordu. Her birinin yapacak çok işi vardı.

Herkes gittiğinde, Sunny bir süre boş tabaklarla dolu masaya baktı ve içini çekti.

Nedense, bir süre daha böyle güzel bir akşam yemeği yiyemeyeceklerini hissediyordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.