Azize, ölü gözleriyle kendisine bakan korkunç ejderha kafasından zerre rahatsız olmadan yemeğini yerken, geri kalanlar açlığını gidermesini bekleyerek huzursuzca dikildiler.
Sunny, asık bir suratla Gök Akıntısı’nı süzdü, ardından dehşet verici Müteal Cormac’tan geriye kalanlara göz attı. İçine bir öküz oturmuştu.
Lanet olsun.
Yüz Kayıp ve iki Usta’nın ölümüne sebep olmak —ki birini bizzat kendi elleriyle öldürmüştü— zaten yeterince kötüyü. Üstelik Gece Tapınağı’nın tek mahkumu Prens Mordret’in nerede olduğu da belirsizdi ve tüm bunlar Sunny’nin eylemlerinin doğrudan bir sonucuydu.
Ancak bir Azize’nin sonunu hazırlamak, tam manasıyla bir felaket demekti.
Azizeler eşsizdi. Tüm insanlık içinde sadece birkaç düzine vardılar. Cormac’ın ölümü ne gözden kaçacak ne de cezasız kalacaktı.
Gerçek dünyaya dönebilecek miyim acaba?
Gök Akıntısı sonunda yemeğini bitirdi, biraz su içti ve Cassie ile Sunny’ye baktı.
“Gece Tapınağı’nda tam olarak ne yaşandı?”
İkisi birbirine baktı. Bir an sonra Sunny, kederli bir ses tonuyla konuşmaya başladı:
“Her şey daha en başından ters gitti. Varır varmaz, Ustalardan biri eşyalarımın arasında bir ayna parçası buldu. O parça... Hesaplaşma adasından almıştım onu. Görünüşe göre Hisar’da hapsedilmiş biri vardı ve benim getirdiğim ayna sayesinde bir şekilde bağlarından kurtulmuş.”
Duraklayıp Azize’nin yüzünü inceledi; neler olacağını bilip bilmediğini anlamaya çalışıyordu. Tyris, Ayna Canavarı’ndan haberdardı kuşkusuz; ancak Sunny’nin o yaratıktan kalan ayna parçasını taşıdığını biliyor olamazdı.
Kadının yüzünden bir anlam çıkarma girişimi başarısız olunca cevapsız kaldı.
Sunny bir iç çekerek devam etti:
“Ustalar Geçit’i yok edip tapınağı mühürlediler. Ardından firari mahkum Kayıpları katletti ve bir Usta’nın bedenini ele geçirdi. Hatta paramparça olan sunaktaki bıçağı bile çaldı. Sonunda hayatta kalan sadece üçümüzdük... Muhtemelen bizi de öldürecekti ama Azize Cormac tam vaktinde yetişti. Gerisini biliyorsunuz zaten.”
Azize Tyris bir an ona baktı, sonra başını salladı.
“Demek prens hâlâ yaşıyor... Bu nasıl olabilir?”
Kaşlarını çatıp doğrudan Sunny’nin gözlerinin içine baktı:
“Şimdi nerede?”
Sunny omuz silkti.
“Onu bilmiyoruz. Azize Cormac bedenini yok etmiş olmalı ama ruhunun nereye gittiği konusunda sizin tahmininiz benimki kadar iyidir. Muhtemelen ayna parçalarından birine saklanmıştır, biz konuşurken Gece Tapınağı’nın geri kalanıyla birlikte Aşağıdaki Gökyüzü’ne düşüyordur.”
Gök Akıntısı bir süre sessiz kaldı, sonra içini çekti.
“Anlıyorum. Hayatta kalarak iyi iş çıkarmışsınız. Gerisini dert etmeyin... Geriye hiç tanık kalmadı, Hisar’ın kendisi bile yok oldu. Ortaya çıkacak sonuçlarla elimden geldiğince ilgileneceğim. Yine de ikinizin bir süreliğine ortadan kaybolması iyi olur. Planladığınız gibi Kabus Tohumu’na gidin ve ona meydan okuyun. Döndüğünüzde... Eğer dönebilirseniz... En kötü kısım geride kalmış olur. Durum da değişecektir.”
Ayağa kalktı ve yüzünde kederli bir ifadeyle Aşağıdaki Gökyüzü’nün karanlığına baktı.
“Boş Dağlar’ın çıpası artık yok, bu yüzden Zincirli Adalar kayacak ve yer değiştirecek. Bu durum, hem yüzeydeki hem de karanlık taraftaki Kabus Yaratıkları’nın kitlesel göçüne neden olacak. Bazı Bozulmuş ubelalar bile yeni avlaklara yönelebilir. Yakın gelecekte başımı kaşıyacak vaktim olmayacak... Bu yüzden, uzun bir süre tekrar görüşemeyeceğiz. Size bol şans.”
Sunny önce güzel Azize’ye, sonra da ejderhanın kafasına baktı. Boğazını temizleyerek konuştu:
“Özür dilerim, Leydi Gök Akıntısı... Ama başınız belaya girmeycek mi? Bir Azize’yi öldürmek, statünüz ne olursa olsun öylece affedilecek bir şey değil, değil mi?”
Tyris duraksadı, sonra başını salladı.
“Cezalandırılacağım, orası kesin. Ama çok da ağır olmayacak. Nedenini anlıyor musun?”
Sunny, kendisiyle aynı şaşkın ifadeyi taşıyan arkadaşlarına baktı.
“Pek sayılmaz.”
Azize içini çekti.
“Yüce Valor Klanı’na bağlılık yemini etmiş on iki Azize var... dı. Yüce Song Klanı’na yeminli olanlardan bir eksik. Şimdi on bir kaldık, Song tarafında ise hâlâ on üç kişi var. Song Seishan’ın Unutulmuş Kıyı’dan dönmesiyle bu sayı yakında daha da artacak, Leydi Morgan ise Üçüncü Kabus’a meydan okumak için hâlâ çok genç ve tecrübesiz. Güç dengesi bozulacak.”
Sunny onun sözlerini dikkatle dinledi.
Yani yüce klanlar birbirine düşman... En azından en güçlü iki tanesi öyle. Mantıklı...
Gök Akıntısı kaşlarını çattı, birkaç saniye sessiz kaldı ve sonra ekledi:
“Aradaki uçurum bu kadar sert bir şekilde açılırken, Valor beni kaybetmeyi göze alamaz. Ya da diğer Azizelerinden herhangi birini. Bu yüzden iyi olacağım... az çok. Sizin de güvende olmanızın sebebi bu.”
Sunny kaşını kaldırdı.
“Biz mi? Bizim bununla ne ilgimiz var?”
Tyris ona, Cassie’ye, Effie’ye ve Kai’ye bakarak hafifçe gülümsedi.
“Şu an dördünüz sadece ham potansiyele sahip kişilersiniz. Değerlisiniz ama vazgeçilmez değilsiniz. Ancak İkinci Kabus’tan sağ çıkıp Yükselirseniz... Bu potansiyeli gerçekleştirecek cesarete, beceriye ve kararlılığa sahip olduğunuzu kanıtlamış olacaksınız. Azize olabileceğinizi ispatlayacak ve böylece kıymetli hale geleceksiniz. Döndüğünüzde, yüce klanlar sizi ortadan kaldırmak istememekle kalmayacak... Size sahip olmak için birbirleriyle yarışacaklar.”
Sunny, bu sözleri Usta Jet’in daha önce söyledikleriyle bağdaştırarak yüzünü ekşitti. Bakışları donuklaştı.
“Ya sahip olunmak istemiyorsak?”
Gök Akıntısı bir süre ona baktı, sonra arkasını döndü. Sesi düz bir tondaydı:
“O zaman şansınıza küsün.”
Bunu dedikten sonra yukarı sıçradı. Uçan geminin güvertesini aniden soğuk bir rüzgar dalgası kapladı ve bir an sonra gemiden devasa bir gölge ayrılıp yukarı fırladı, kısa sürede uzaklarda kayboldu.
Sunny, Cassie, Effie, Kai ve Ateş Muhafızları karanlıkta yapayalnız kaldılar.
Bir süre sonra avcı kadın kıpırdandı ve derin bir iç çekti.
“O... Bütün yemeğimi yedi. Ne felaket ama! Tam bir trajedi...”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.