Bir süre sonra Sunny ve Effie eve döndüklerinde buzdolabı teslimatı tam vaktinde yetişti. Mağazanın geniş omuzlu, boylu poslu iki çalışanı kargoyu aracın kasasından indirirken epey zorlanarak koca kutuyu yere bıraktılar. Ardından içlerinden biri gülümseyerek sordu:
“İyi günler. Nereye bırakalım?”
Sunny elini salladı.
“Zahmet etmeyin, ben hallederim.”
Nakliyeciler ona şüpheyle baksalar da sadece omuz silkip imzayı aldıkları gibi oradan ayrıldılar.
Araç uzaklaştıktan sonra Sunny etrafı kolaçan etti. Ardından o ağır kutuyu sanki tüy kadar hafifmiş gibi tek hamlede kaldırıp içeri taşıdı.
Kısa süre sonra buzdolabı eski yerini almıştı. Kapaklarındaki sentetik ahşap paneller, mutfağın minimalist tasarımıyla kusursuz bir uyum yakaladı. Effie ve Sunny bir süre memnuniyetle yeni eşyalarına baktılar. Sonunda Sunny sessizliği bozdu:
“Bunu sevdim... Hem de çok.”
Effie gülümsedi.
“Evet. Odanın havasını gerçekten değiştirdi, değil mi? Neyse, umarım bunu da eskisini bozduğun gibi bozmazsın.”
Ardından esneyerek yorgun bir sesle devam etti:
“Öğğ... Bittim ben. Rüya Alemi'ne çekilme vaktim geldi. Ya sen?”
Sunny birkaç an durup düşündü. Birden yüzünde geniş bir tebessüm belirdi.
“Halletmem gereken bir iş var ama ondan sonra ben de geliyorum. Ha... Bir dakika. Sen nerede uyuyacaksın?”
Effie omuz silkti.
“Misafir odanda tabii, başka nerede olacak?”
Gözlerini kırpıştırdı.
“Sana bir uyku kapsülü gerekmiyor mu?”
Eski avcı kıkırdadı.
“Var zaten. Misafir odanda. Ne o? Öyle neden bakıyorsun? Akademi ile senin komadaki bedenin arasında her gün mekik mi dokuyacaktım?”
Sunny bir süre duraksadıktan sonra içini çekti.
“Mantıklı. En başta oraya bir tane koymalıydım zaten. Eve sıradan bir insanın misafirliğe gelme ihtimali ne ki?”
Effie tekerlekli sandalyesini döndürüp misafir odasına doğru ilerlerken, Sunny de ona veda edip kapıya yöneldi.
Yapacağı şey için şimdiden çok heyecanlıydı.
Bir süre sonra Sunny, ışıl ışıl bir mağazada alışveriş arabasını önüne katmış, içini envaiçeşit yiyecek ve farklı malzemelerle tepeleme dolduruyordu. Alacağı her şeyin o yeni buzdolabına gireceğini hayal ederek neşeyle bir ıslık tutturmuştu.
Arabadakilerin toplam tutarı, eskiden kenar mahallelerde yaşarken kazanmayı hayal bile edemeyeceği kadar çoktu. Ama şimdi hem gücü yetiyordu hem de miktar ne kadar diye düşünmeden, parayı kuruşu kuruşuna sayma telaşına düşmeden harcayabiliyordu. Sadece... İstediği kalitede, istediği kadar alıp evine, kendi evine götürebiliyordu.
Hayat ne kadar da değişmişti.
Yeteri kadar alışveriş yaptığına kanaat getirdiğinde durdu. Artık Açgözlü Kasa’ya sahip olduğu için Rüya Alemi'nden sadece ruh parçası çıkarmakla kalmıyor, gerçek dünyadan Zincirli Adalar'a eşya da taşıyabiliyordu! Bu çok büyük bir fırsattı; sınırsız miktarda baharat, uzun keşif günlerini daha çekilir kılacak atıştırmalıklar ve konforunu artıracak bir sürü küçük detay...
Hatta canı isterse oraya bir çadır götürüp krallar gibi bile yatabilirdi!
Harika... Bu tek kelimeyle harika!
Tabii tüm bu eşyalar sıradan bir markette bulunmazdı ama başka yerlere bakabilir ya da şebeke üzerinden sipariş verebilirdi.
Kasalara doğru ilerlerken tanıdık bir ses onu düşüncelerinden kopardı.
“...Anne! Dondurma alabilir miyiz?”
Sunny bir an donup kaldı. Sonra başını yavaşça sola, yanından geçtiği uzun koridora doğru çevirdi.
Orada, on dört yaşlarında solgun bir kız, kırklı yaşlarında zarif bir kadının yanında duruyordu. Sekiz yaşlarında sarışın, pırıl pırıl gülümseyen bir çocuk ise kadının ellerine bir kutu dondurma tutuşturmaya çalışıyordu.
Sunny bir anlığına Rain ve ailesini izledi, sonra arkasını dönüp yoluna devam ederek onları geride bıraktı. Dudaklarından sessiz bir iç çekiş döküldü.
“En azından iyi görünüyor. Tabii ki iyi olacak. Sadece bir aydır yokum. Ben burada değilim diye neden bir şey olsun ki?”
Kasaya ulaştığında biraz tereddüt etti ve geri döndü.
...Geri geldiğinde alışveriş arabasına birkaç kutu lezzetli dondurma daha eklenmişti.
Şafağın ilk ışıkları Zincirli Adalar'ın üzerine düşerken, Sunny, Noctis Tapınağı’nın Sunak Adası'nda belirdi. Gökyüzüne bakıp ayın yokluğuna yüzünü ekşittikten sonra odasına doğru yöneldi.
Kısa bir süre sonra sekiz küçük demir bacağın üzerinde hareket eden garip ahşap bir kutu eşliğinde dışarı çıktı. Arkasında Açgözlü Kasa ile bahçeye yürüyen Sunny, her zamanki kayasını buldu, dişli kutuyu kaldırıp dikkatlice yanına yerleştirdi.
Ardından tek bir ruh parçası çıkarıp herkesin görebileceği bir yere koydu.
Çok geçmeden uyanmış birisi onu fark edip yanına yaklaştı.
“A, Sunny! Döndün mü? Yine parça mı satıyorsun?”
Sunny gülümsedi.
“Ah... Evet, elbette. Ama dur bir dakika! Hepsi bu kadar değil. Muazzam Emtia’ya yeni mallar geldi!”
Uyanmış adam ona kuşkuyla bakıp sordu:
“Hadi ya? Ne gibi mesela?”
Sunny dişlerini göstererek daha da genişçe sırıttı.
“Tam da vaktinde sordun! Bakalım neler varmış...”
Elini kasanın içine daldırdı; kolu, o nispeten küçük kutunun içinde omzuna kadar kayboldu. Sunny eşyaları birer birer çıkarırken bir yandan da anlatmaya başladı:
“Stokta neler mi var? Şöyle bir bak... Diş macunu! Yumuşacık, tertemiz iç çamaşırları! Tuz, karabiber ve her türlü baharat! Kişisel hijyen ürünleri! Kadın mısın? Değil misin? O zaman bir kadın arkadaşın vardır herhalde? O da mı yok? Bak, elimdeki bu şeylerle o işi bile halledebilirsin. Ooo, bu da neymiş? Şuna bir bakın hele...”
Rüya Alemi'nde neredeyse kimsenin ulaşamadığı bu sıradan ama kıymetli eşyaları görenlerin sayısı arttıkça ve gözlerinde arzu dolu bir parıltı belirdikçe, Sunny’nin kendi gözleri de açgözlülükle parlıyordu.
“Bu arada, Muazzam Emtia gururla sunar: Artık nakliye hizmetimiz de başlamıştır! Özel ekibimizin gerçek dünyadan istediğiniz bir şeyi getirmesini mi istiyorsunuz? Hiç sorun değil! Ya da tam tersi, gerçek dünyaya bir şey mi göndermek istiyorsunuz? O da kolay. Cüzi bir komisyon karşılığında...”
Zengin olacağım. Hem de çok zengin!
Evet, ruh parçaları gerçek dünyada nadir bulunan bir metaydı.
Ancak Rüya Alemi'nde iyi bir çift iç çamaşırı, belki de ondan çok daha değerliydi...
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.