Sunny sahiden de kendinden geçmişti. İyi bir zırh tam da ihtiyacı olan şeydi… Hem Üstün rütbe bir zırhtan daha iyisi ne olabilirdi ki? Karşılaştığı düşmanların çoğu bu zırhı delmek bir yana, çizemezdi bile!
Kuklacının Örtüsü'nü ilk aldığı zamanları, kış gündönümü geldiğinde kendisine saldırmaya cüret eden uyanmamış yaratıklara karşı neredeyse yenilmez olacağını hayal edişini hatırlayınca gülümsemesi biraz acılaştı.
Etrafta tek bir uyanmamış piç kurusunun bile olmadığı bir yere düşeceğini kim bilebilirdi ki? Tabii Sunny’nin kendisini ve Unutulmuş Kıyı’daki diğer talihsiz uykucuları saymazsak.
Yine de Kuklacının Örtüsü olmasaydı şimdiye dek yüz kere ölmüştü. Ölümsüz Zincir ise tartışmasız bir geliştirmeydi, bu yüzden ondan beklentisi büyüktü.
Gözlerini aşağı kaydırıp zırhın açıklamasını okudu:
Hatıra Açıklaması: [Dünyanın sonundaki güzel bir kulede, arzu yedi parlak prangayla bağlanmıştı. Sonsuza dek orada zincirli kalması gerekiyordu, bu yüzden prangaları ebedi kılındı. Fakat sonunda arzu dünyaya salındı. Prangaları parçalandı ve tanrıların iradesi kırıldı.]
Sunny parıldayan rünlere bakarken derin düşüncelere daldı.
Büyü'nün her ne sebeple olursa olsun kadim ruhlardan bahsederken tuhaf davrandığını biliyordu. Aslında bu terimi kullandığını daha önce hiç duymamış ya da görmemişti; sanki kelimenin kendisi bir şekilde yasaklı gibiydi. Sunny bu kelimeyi sadece Karanlık Şehir’deki harabe katedralin altındaki gizli hücrede tutulan mahkûmun bıraktığı yazılardan öğrenmişti.
Büyü'nün bu kavrama en çok yaklaştığı an, Yeraltı Dünyası Prensi'nden gururlu bir iblis olarak bahsetmesiydi.
Yine de burada sözü edilen arzunun bir kadim ruh olduğuna şüphe yoktu… Bir zamanlar Fildişi Kule'de zincirlenmiş olan Umut İblisi. Sunny onun hapsedildiği yeri bizzat görmüş, parçalanmış prangalarından filizlenen Kâbus Tohumu’na tanıklık etmişti.
İlk bakışta açıklamanın anlamı oldukça barizdi. Ya da en azından, bildikleri sayesinde onun için öyleydi.
Ancak bir yanı Sunny’ye durumun bu kadar basit olmadığını söylüyordu.
Taşların yerine oturmadığı nokta, Ölümsüz Zincir’i Solvane’i —ya da Solucansarmaşığı’nı— öldürdüğü için almış olmasıydı; oysa her ikisinin de açıklamayla görünürde hiçbir alakası yoktu.
Tabii eğer her şeyi yanlış yorumlamıyorsa…
Solucansarmaşığı ateşe ve bu ucubenin etini yaralayacak kadar güçlü saldırılara karşı savunmasızdı. Fakat Solvane… O kadar basit değildi. İçinden o korkunç canavarın doğduğu azize, yakıcı ilahi alev de dahil olmak üzere her türlü hasara karşı bağışıklı gibi görünüyordu.
Sanki Solvane... ölümsüz gibiydi.
Bu durum, zavallı azizenin Solucansarmaşığı’na konak olduktan sonra binlerce yıl süren o korkunç işkencelerden nasıl sağ çıktığını ve Sunny’nin onun ölümünden kazandığı hatıranın neden ölümsüz sıfatını taşıdığını kesinlikle açıklıyordu.
Ölümsüz Zincir’in açıklamasında geçen ve görünüşe bakılırsa ebedi kılınan o yedi parlak pranganın kelime anlamı dışında ikinci bir anlamı olabilir miydi? Tıpkı Solvane’e yapıldığı gibi…
Sunny kaşlarını çattı.
"Bu kadarı fazla tuhaf..."
Zayıf teorisi teknik olarak imkansız olmasa da ahşap bıçağın varlığı buna tersti. O bıçak neydi ve başka hiçbir şeyin kâr etmediği Solvane’i neden ve nasıl öldürebilmişti?
O bıçaklar, belki de çok daha büyük bir gizemdi.
Her halükarda, gerçeği gün yüzüne çıkarmak için henüz yeterli bilgiye sahip değildi. İç çekerek bakışlarını tekrar rünlere çevirdi. Yeni zırhının neler yapabileceğini öğrenmek, hiçbir ipucu olmadan kadim gizemler üzerine kafa yormaktan çok daha ilgi çekiciydi.
Hatıra Nitelikleri: [Özlem Zincirleri], [Parlak İrade], [Ölümsüz].
[Özlem Zincirleri] Nitelik Açıklaması: "Bu zırh, kullanıcısına zihin saldırılarına karşı yüksek koruma sağlar."
Sunny gözlerini kırpıştırdı.
"Bu ne şans böyle?"
Zihin saldırılarına karşı direnç, ruh hasarı direncinden sonra en nadir bulunan koruma türüydü. Ve bu, Sunny’nin elde ettiği bu özelliğe sahip üçüncü zırh tipi hatıraydı. Şansı inanılmaz derecede yaver gidiyordu!
…Ya da özellikle korkunç canavarlarla karşılaşma eğilimi inanılmaz derecede kötüydü.
Yine de bu nitelik mantıklıydı. Eğer bu hatıra, güçleri büyük ihtimalle zihin manipülasyonuyla bağlantılı olan Umut’un tutsaklığıyla ilgiliyse, bu tür saldırılara karşı koruma sağlaması doğaldı.
Ölümsüz Zincir’in, Yeraltı Dünyası Mantosu’nun sahip olduğu beş nitelik yerine sadece üç niteliğe sahip olması da beklenen bir durumdu. Bir hatıranın kademesi, kaç nitelik barındırabileceğini belirliyor gibiydi ve manto, rütbesi daha düşük olmasına rağmen birkaç seviye daha yukarıdaydı.
Ölümsüz Zincir’in ikinci niteliği ise oldukça ilgi çekiciydi.
[Parlak İrade] Nitelik Açıklaması: "Bu zırh, ilahi öze sahip olanlar tarafından giyildiğinde daha da güçlenir."
Sunny sırıttı.
Ölümsüz Zincir’e ve büyü dokusuna bakmasına bile gerek kalmadan bu niteliğin nasıl çalıştığını anlayabiliyordu. Bu, kullanıcının ilahi yakınlığına bağlı olarak çalışan genel bir güçlendirmeydi. Yani sıradan bir uyanmış, zırhın dayanıklılığında herhangi bir artış elde edemezken, [İlahiyat İşareti] niteliğine sahip biri makul bir miktar güçlendirme alacaktı.
Ya Sunny? [İlahiyat Közü] sayesinde bu güçlendirme üç katına çıkacaktı. Oldukça sağlam bir nitelikti.
"Bu harika!"
Ancak gözleri üçüncü niteliğe takıldığında, az önceki yoğun sevincini bir anda unuttu. Gözleri hafifçe fal taşı gibi açıldı.
Rünlerde şöyle yazıyordu:
[Ölümsüz] Nitelik Açıklaması: "Kullanıcı ölemez."
Sunny başını yana eğdi.
"...Ne?"
Ölemiyor olmak kulağa kesinlikle harika geliyordu… Solvane’in başına gelen o korkunç kaderi daha yeni görmüş olsa bile.
Ancak Sunny, bu nefes kesici görünen niteliğin sınırlamalarını çabucak fark etti. [Özlem Zincirleri] ve [Parlak İrade]’nin aksine, [Ölümsüz] aktif bir nitelikti. Ve bu özelliği sürdürmenin bir okyanus dolusu öz gerektireceğine bahse girerdi.
Sunny’nin sadece bir uyanmış olduğu düşünülürse, rezervleri muhtemelen sadece bir anlık ölümsüzlüğe yetecekti.
Yine de bir anlık ölümsüzlük bile muazzam bir şeydi!
"...Eğer akıllıca kullanılırsa."
Sunny bu niteliğin hayatını kurtarabileceği pek çok durum hayal edebiliyordu… Ama kullanılmasının ölümü sadece saniyenin küçük bir parçası kadar erteleyeceği durumlar çok daha fazlaydı.
Muazzam ama bir o kadar da tehlikeli bir araçtı.
Düşüncelere dalmış ama son derece tatmin olmuş bir halde ayağa kalktı.
Gunlaug da Üstün bir zırha sahipti… Ancak onun altın yansıması şimdi [Ölümsüz Zincir]’in yanında sönük kalıyordu. Parlak Lord bir zamanlar gözüne çok yenilmez ve korkutucu görünmüştü ama Sunny onu çoktan aşmıştı. Artık cephaneliği de onu geride bırakmıştı.
...Tuhaf bir histi.
İç çekerek yırtılmış ve kana bulanmış Kuklacının Örtüsü’nü geri gönderdi, ardından [Ölümsüz Zincir]’i çağırdı.
Anında, ince bir metal zırh vücudunun etrafında yokluktan örüldü. Gökyüzündeki o devasa zincirlerin dövüldüğü demire çok benzeyen, mat ve kasvetli bir çelikten dövülmüştü.
Zırh vücudunu neredeyse tamamen kaplıyordu; birbirine geçmiş çelik plakalar arasında kalan az sayıdaki boşlukta, alttaki ince ama inanılmaz derecede güçlü zincir zırh katmanı görünüyordu. Yüzü, üzerinde sadece yeterli görüş sağlamak için açılmış birkaç dikey çizgi bulunan, dümdüz bir maskeye benzeyen miğferin ardında gizlendi.
Miğferin siperliğindeki yarıklara yuva yapan gölgeler, karanlık ve tekinsiz bir çehre yaratıyordu.
Belinde koyu renkli deriden yapılmış geniş bir kemerle tutturulan siyah bir kumaş parçası sarılıydı; ayrıca başı ve boynu için ek koruma sağlayan bir kukuletası vardı.
Şaşırtıcı bir şekilde zırh pek ağır gelmemişti ve hareket kabiliyetini de fazla kısıtlamıyordu. Tasarımı o kadar ince elenip sık dokunmuş, çelik plakalar vücuduna ve birbirine o kadar kusursuz oturmuştu ki sanki ikinci bir deri gibi hissettiriyordu… Tabii eğer o deri aşılmaz bir çelikten dökülmüş olsaydı.
Elbette Ölümsüz Zincir, Kuklacının Örtüsü kadar hafif değildi ama Sunny onu giyerken neredeyse hiç ses çıkarmadan özgürce hareket edebiliyordu.
Buna karşılık, çok daha büyük bir koruma sağlıyordu.
Kadim geminin kargo ambarında, yeni Üstün zırhının içinde duran Sunny kendini yenilmez hissetmekten alıkoyamadı.
"...Çıkar şu düşünceyi aklından, budala."
Karanlık bir ifadeyle gülümsedi, sonra Azize’ye baktı.
"Eee? Ne düşünüyorsun?"
Ağzı sıkı iblis elbette cevap vermedi.
Ancak Sunny, benzer şekilde kapalı bir miğferin siperi ardında gizlenen yakut gözlerindeki parıltının bir nebze olsun…
Onaylar gibi olduğuna yemin edebilirdi.
Gülümsemesi genişledi ama sonra yavaşça kayboldu.
"Çelik bir zırh..."
Aniden ciddileşen Sunny miğferini geri gönderdi ve Ateş Muhafızları’nın olması gerektiği yöne döndü.
Birkaç dakika sonra sessizce fısıldadı:
"Anlıyorum..."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.