Kirletilmiş Koru

Sunny, Beyaz Tüy’ün yuvasından kafası allak bullak bir halde indi.

Kayıp prensin korkunç sırlar sakladığına dair bir şüphesi varsa bile, artık zerre kalmamıştı. Yoksa Aziz Tyris, Mordret’in varlığından geriye kalan tek iz gibi görünen Ayna Canavarı hakkında neden konuşmaması için onu tembihlesin ki?

Mordret ilk Kâbus’u henüz on iki yaşındayken fethetmişti… Böylesi biri, gerçek dünyada kesinlikle Nephis kadar ünlü olurdu. Gelgelelim Sunny ne onun adını duymuştu ne de benzer bir başarıya imza atan bir başkasını.

Sanki çok güçlü biri, bu gizemli prensin adını tarihten bilerek silmişti.

Peki, en başta fiziksel bedenini nasıl kaybetmişti? Ve ruh bedeni Rüyalar Âlemi’nin neresindeydi? Sahiden… Bir ruh bedeni var mıydı? En azından bir zamanlar olduğu kesindi. Sunny’nin Hesaplaşma gemisinde bulduğu çantada, Zincirli Adalar’ın detaylı bir haritası vardı ve yanında bir soru işaretiyle birlikte umut kelimesi yazılıydı.

O zamanlar çantanın sahibinin Ayna Canavarı tarafından öldürüldüğünü düşünmüştü. Şimdiyse sahibinin bizzat Mordret olduğundan şüpheleniyordu.

Demek ki kayıp prens, ortadan kaybolmadan önce en azından Zincirli Adalar’ı ziyaret etmişti. Büyük Valor klanının bu kayboluşta parmağı var mıydı? Zincirli Adalar’ın onların nüfuz alanında olması ve Aziz Tyris’in Ayna Canavarı’nın doğası hakkında bir şeyler bildiğini ima etmesi dışında elinde somut bir kanıt yoktu.

Fakat Tyris neden onu bizzat öldürmemişti?

Mordret ortaya çıktığında ona soracak çok sorum olacak.

Ne yazık ki bu, daha günler boyu gerçekleşmeyecekti.

O zamana kadar Sunny’nin ilgilenmesi gereken başka meseleler vardı.

Güneşe bir göz atıp henüz tepe noktasına yeni ulaştığına kanaat getirdi. Ayın görünmesine daha vakit vardı… Bu yüzden, kıymetli sikkelerini sunağa bırakma arzusu içini kemirse de, önce en acil sorunu halletmeye karar verdi.

Cassie.

Eski dostuyla yüzleşmeye ne kadar gönülsüz olsa da onunla konuşmak zorundaydı. İkinci Kâbus’a meydan okurken yanında kimin olacağını bilmeden gelecek planları yapamazdı.

Ve o kâbusa kesinlikle meydan okumalıydı.

Öz toplamak iyi hoştu ama usta mertebesine yükselmek, Nephis ile arasındaki güç dengesini çok daha fazla değiştirecekti. Yüksek bir rütbeye ulaştıktan sonra yeni çekirdekler oluşturmak daha zor olsa da, Yükselmiş olmak demek, onu bir böcek gibi ezebilecek şeylerin sayısının çok daha azalması demekti.

Sadece Kâbus Yaratıkları arasında değil, insanlar arasında da. Sunny, Hükümdarlar hakkında yeni kırıntılar öğrendikçe daha da huzursuz oluyordu. Doğası gereği şüpheciydi; bu yüzden bu gizli efendilerin sırf güçleri yettiği için bir gün onun üzerinde baskı kurmaya veya onu yok etmeye çalışmayacaklarına inanmıyordu.

Bu tehdit olmasa bile dünyada yüzlerce usta vardı, bu da onu ter dökmeden öldürebilecek yüzlerce insan olduğu anlamına geliyordu. Ama eğer kendisi de bir usta olursa… İşte o zaman gerçekten çekinmesi gereken sadece birkaç düzine kişi kalırdı.

Aziz Tyris gibi.

Üstelik bir Yükselmiş olarak Rüyalar Âlemi’ne dilediği gibi girip çıkma özgürlüğüne kavuşacaktı. Hatta burayı sonsuza dek terk edebilir ve bir daha asla geri dönmeyebilirdi.

Böyle bir seçeneğe sahip olmak hiç de fena olmazdı, değil mi?

Öyleyse istikamet Kirletilmiş Koru.

Sunny kaşlarını çattı, odasına dönüp Açgözlü Kasa’dan haritasını çıkardı ve Mordret’in haritasından hatırladığı tüm detayları kendi haritasına eklemek için vakit harcadı. Kısa süre sonra, elinde Zincirli Adalar’ın büyük bir kısmının ince ayrıntılarla işlenmiş, hangi tehlikelerle nerede karşılaşabileceğini gösteren bir tasviri vardı.

Bunun yardımıyla hedeflerine ulaşmak çok daha güvenli olacaktı.

Sunny, Kirletilmiş Koru’ya giden rotayı inceleyip iç çekti.

Çok zor olmamalı. Muhtemelen sabah vaktine kadar oraya varır, ertesi gün de ay gökyüzünde yükseldiğinde Sığınak’a dönmüş olurum.

Böylece uğruna kan döktüğü o sikkeleri nihayet kullanabilecekti.

Açgözlü Kasa’yı geri gönderdi, uzuvlarını esnetti ve Sığınak’ın çıkışına doğru yöneldi.

Cassie’nin notunda belirttiği uzak adaya olan yolculuk gerçekten de olaysız geçti. Sunny göksel zincirler üzerinde bir gölge formunda süzüldü ve adaları yaya olarak geçerek yoluna çıkan her türlü Kâbus Yaratığından kaçındı.

Zincirli Adalar’ın güney kısmı nispeten güvenliydi, ya da en azından kuzeye kıyasla daha emniyetliydi. Şaşırtıcı değildi; zira burası Rüyalar Âlemi’nin on yıl kadar önce insanlar tarafından evcilleştirilmiş bölgeleriyle komşuydu, kuzeydeyse dehşet verici Boşluk Dağları’ndan başka bir şey yoktu.

Kirletilmiş Koru, Zincirli Adalar’ı Rüyalar Âlemi’nin geri kalanına bağlayan Büyük Zincirler’den birinin ana rotasına yakındı. Bölgeye gelen veya bölgeden ayrılanlar, Büyük Zincir ile Hisar arasında seyahat etmek için bu rotayı kullanıyordu, bu yüzden bölge sık sık Beyaz Tüy birlikleri tarafından denetleniyordu.

Sunny yerleşik rota boyunca ilerledi, ardından uçan adaların tehlikeli vahşi doğasının derinliklerine dalmak için rotadan ayrıldı. Yozlaşmış Kâbus Yaratıkları’nın yaşadığı bilinen yerlerden özenle kaçındı ve gözlerini dört açarak her türlü tehlike belirtisini kolladı.

Yine de kaçınılamayacak bir şeyle karşılaşmadı. Sunny’nin geçmek istediği adaların hiçbiri o an yükselmediği için Ezilme’ye maruz kalmaktan bile kurtuldu.

Güneş ufkun altına yuvarlanıp kayboldu, ay da onu takip etti.

Doğuda şafak vaktinin ilk ışıkları parladığında, Sunny gölgelerin arasından süzüldü, havaya sıçrayıp büyük bir adanın kenarına tırmandı ve toprağa yumuşak bir iniş yaptı.

Kirletilmiş Koru… Sonunda varmıştı.

Sunny ağır bir iç çekti.

Yol boyunca korkunç bir canavarın ona saldırmasını ve böylece Cassie ile görüşmek zorunda kalmamasını neredeyse umut etmişti. Ona karşı hissettiği o yakıcı duygu karmaşası… Herhangi bir Kâbus Yaratığının olabileceğinden çok daha korkutucuydu.

Günün sonunda, insanlarla uğraşmak canavarlarla uğraşmaktan çok daha zordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.