Nephis Karanlık Şehir’e ulaşıp avcı kadınla tanıştırıldıktan sonra, hem Sunny hem de Effie filmin geri kalanını asık suratlarla izlemeye koyuldu.
İkinci perde dış yerleşkede geçiyordu ve tamamen Nephis’in orada mahsur kalan gençleri korumak, onlara ilham vermek için sergilediği kahramanca çabalara adanmıştı. Bolca tutkulu nutuk, Karanlık Şehir’in derinliklerine yapılan kan dondurucu seferler ve Gunlaug’un adamlarıyla girilen gerilimli sürtüşmeler perdeye yansıyordu.
Ayrıca genç Sunny’nin sergilediği türlü şebeklikler izleyicileri mest ediyordu. Bir noktadan sonra insanlar ekrandaki Sunny ile aynı anda "Sen kafayı mı yedin?!" diye bağırmaya başladılar. Biraz sonra karakterin o komik gelişim anlarından biri yaşandı; Sunny her zamanki eleştirilerini sıralamak yerine sadece "...Ben kafayı mı yedim?" diye sorup Nephis’in peşinden gittiğinde salondan büyük bir alkış koptu.
Ancak filmin bu kısmının büyük bir bölümü, bu korkunç zamanlarda Nephis ile Caster arasında filizlenen o samimi saygı ve yoldaşlığa ayrılmıştı. Yanında sağ kolu olarak duran yakışıklı başrol erkekle birlikte Değişen Yıldız, dış yerleşke halkını birleştirmeyi başarmış, onlara insan olmanın ne demek olduğunu hatırlatmış ve gürültücü Effie’yi haksız tutsaklığından kurtarmak için Gunlaug’a meydan okumuştu.
Düellonun koreografisi, gerçekle uzaktan yakından alakası olmasa da fena sayılmazdı. Hem ışık saçan başrol kadın hem de zalim tiranın kullandığı hamleler gösterişli ve dramatikti; ortamın havasını iyi yansıtıyordu. Fakat birisi gerçek bir kavgada öyle dövüşmeye kalksa, düşmanı muhtemelen gülmekten ölürdü.
Üçüncü perde Kızıl Kule kuşatmasını, ön saftaki savaşçıların ve Effie’nin sergilediği destansı direnişi, Kai’nin gökyüzünde Kule Elçileri ile verdiği savaşı ve Nephis ile Caster’ın sırt sırta vererek düzinelerce Kabus Yaratığı’nı haklamasını gösteriyordu.
Seyirciler nefes almayı unutmuş gibiydi. Sunny bile savaş sahnesinin özellikle iyi çekildiğini, böylesi bir katliamın beraberinde getireceği kaosu, dehşeti ve insan hayatına mal olan o korkunç bedeli başarıyla sergilediğini kabul etmek zorundaydı. İnsanların çoktan sevdiği pek çok yan karakter kahramanca can veriyordu; Sunny karanlığın içinden birkaç hıçkırık sesi bile duydu.
Güzel müziklerle beslenen atmosfer yine de trajik hissettirmiyordu. Aksine, bu şekilde ölmek bir insanın erişebileceği en yüksek onurmuş gibi, zafer dolu ve yüce bir hava hâkimdi.
Sunny, oturduğu koltukta huzursuzca kıpırdandı.
"Şu Griffin denilen herif melodi yapmayı gerçekten biliyor..."
Karanlık sular yükselip hayatta kalan tüm savaşçıları boğmakla tehdit ettiği o en çaresiz anda, beklenmedik bir şey oldu. Deniz aniden çekildi ve canavarlar yere yığılmaya başladı. Kanlar ve yaralar içindeki Caster, Nephis’e bakıp fısıldadı:
"Leydim! Güneş..."
Gerçekten de güneş aniden tehditkâr bir kırmızıya bürünmüş, ışığıyla geri kalan Kabus Yaratıkları’nı yok ederken insanlara saldırıyordu. Filmin başından beri ilk kez Değişen Yıldız’ın yüzünde belirsiz ve çaresiz bir ifade belirdi.
Kurtuluş ise izleyicinin bu kadar derin bir iş yapmasını asla beklemediği birinden geldi. Havada çınlayan net bir çan sesi duyuldu ve kulenin yanında el sallayan sakar, işe yaramaz Sunny’nin küçük figürü göründü.
Hayatta kalanlar Kızıl Kule’ye doğru atılıp içeri daldılar.
Orada Nephis başını kaldırıp yukarı baktı, sonra Sunny’ye döndü.
"Herkesin kaçabilmesi için birinin Dehşet’i oyalaması lazım. Ben o kabusla çarpışacağım ama senin tamamlaman gereken önemli bir görev var. Bu insanları Geçit’e götür!"
Ekrandaki Sunny, Değişen Yıldız’a korku dolu gözlerle bakıyordu:
"Leydi Nephis... Siz kafayı mı yediniz? Ben kenar mahallelerden gelen sakar bir çocuğum. Bu kadar önemli bir görevi benim gibi birine nasıl emanet edebilirsiniz?"
Gerçek dünyadaki Sunny, öfkeli bir iniltiyi bastırdı. Salondaki insanlar ise epey duygulanmıştı:
"Yapabilirsin Sunny!"
"Hadi evlat, güveniyoruz sana!"
"Harika bir gözcüsün, kendini bu kadar küçümseme!"
Ekranda, Nephis’i canlandıran güzel aktris, önündeki komik ve hafif acınası çocuğa şefkatle bakıp elini omzuna koydu.
"Bizler, birer uyanmış olarak insanlığı korumak için üzerimize düşeni yapmalıyız. Vazgeçmediğimiz sürece, durum ne kadar vahim olursa olsun bir umut vardır. Sana inanıyorum Sunny. Sen sandığından çok daha fazlasını yapabilirsin!"
Bununla birlikte hayatta kalanları bırakıp Dehşet ile savaşmaya gitti; Sunny ise herkesi Geçit’e yönlendirdi. Bu süreçte bir yerlerde Caster, Değişen Yıldız’a savaşta yardım etmek için gruptan ayrıldı.
Filmin son sahneleri, Geçit’e giden yolu savaşarak açan yüz kadar sağ kalan ile kulenin tepesindeki korkunç yaratıkla çarpışan trajik ikili arasında gidip geliyordu.
Seyircilerin çoğu, ikisinin de gerçek dünyaya dönemeyeceğini bildiği için ağlıyordu.
Sonunda Caster, Nephis’i korumak için kendini kahramanca feda ederek pek çok izleyicinin kalbini parça parça etti. Sağ kalanlar Geçit’i buldular ve yok edilmesine saniyeler kala kaçmayı başardılar.
Son karede, elinde kırık bir kılıç tutan kan revan içindeki Nephis kuleden dışarı çıkarken görüldü.
Unutulmuş Kıyı’ya bakarken yanağından tek bir damla gözyaşı süzüldü.
"Vazgeçmediğimiz sürece... Bir umut vardır."
Ekran karardı ve bir an sonra salonda alkış tufanı koptu.
Sunny, pek çoğu gözyaşları içinde alkışlayan o insanlara yüzünde tuhaf bir ifadeyle bakakaldı.
"Bunlar... Bu saçmalığı gerçekten sevdiler mi?"
Effie’ye döndü, bir an duraksadı ve sordu:
"Eee... Sen beğendin mi?"
Eski avcı ona uzun bir bakış fırlattı.
Ardından şöyle dedi:
"Ne sanıyorsun, aptal mıyım ben? Tabii ki beğenmedim. Tam bir çöp!"
Sunny derin bir rahatlama ile nefesini dışarı verdi.
En azından bu sinemada aklı başında olan bir kişi daha vardı...
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.