Film biter bitmez Kai, kulakları sağır eden alkışlar eşliğinde sahneye çıktı. Kısa bir konuşma yapıp yönetmeni ve tüm ekibi tebrik ettikten sonra soru-cevap kısmına geçmek üzere onları sahneye davet etti.
Sunny, bu rezaletin yönetmenine dik dik bakarken birkaç saniye boyunca onu sessizce ortadan kaldırmayı ciddi ciddi düşündü. Ardından Effie’ye bir göz attı; kadının yüz ifadesinden onun da aynı şeyi planladığı belli oluyordu.
Bir süre orada öylece durduktan sonra sordu:
"Ne yapmak istersin?"
Genç kadın derin bir nefes alıp ona döndü ve gülümsedi.
"Karnım aç. Hadi gidip bir şeyler yiyelim."
Birlikte sessizce salondan süzülüp sinemanın restoranına doğru yöneldiler.
Orada tıpkı kendileri gibi etkinliğin halkla ilişkiler kısmını es geçip yiyecek ve içeceklerin tadını çıkaran, bir yandan da heyecanla film hakkında tartışan bir sürü insan vardı. Sunny ve Effie yiyecek bir şeyler alıp boş bir masaya geçtiler; bir süre ikisi de sessizliğe gömüldü. Her biri kendi düşüncelerine dalmıştı.
Sunny filmi biraz sindirme fırsatı bulduğunda öfkesi de yavaş yavaş dindi. Hatta içten içe sevinmeye bile başlamıştı.
Evet, hikayedeki tasviri gerçeklerden fersah fersah uzaktı ve fazlasıyla aşağılayıcıydı. Ama bir bakıma... Tam da ihtiyacı olan şey buydu.
Artık Nephis onun ustası olduğuna göre, gücünü ve gerçek ismini o kadar da saklamasına gerek kalmamıştı. Yine de gölgelerde kalmayı tercih ediyordu; sadece bir gün tekrar usta sız kalma ihtimali olduğu için değil, gizli tehlikelerle ve güçlü düşmanlarla dolu bir dünyada var olmanın en iyi yolu bu olduğu için.
Tanınmış biri olmak işini birçok açıdan zorlaştırır, gireceği her savaşı daha da çetin hale getirirdi. Ne de olsa düşman tarafından hafife alınmaktan daha büyük bir avantaj yoktu.
Bu açıdan bakıldığında, filmde sergilenen o gülünç hali aslında bir kutsama sayılırdı. Kimsenin onun hakkında yüksek beklentilere girmesi artık imkansızdı. Elbette herkes bu rezaleti izlemeyecekti ama izleyenlerin sayısı az değildi ve onların fikirleri kulaktan kulağa yayılacaktı.
Değişen Yıldız’ın o sakar yancısının aslında hayattaki en tehlikeli uyanmış isimlerden biri olduğuna kim inanırdı ki? Kim onu ciddi bir tehdit olarak görürdü?
Neredeyse hiç kimse.
Yani Işık ve Karanlığın Şarkısı’nın yönetmeni, bilmeden de olsa ona büyük bir iyilik yapmıştı.
Bu sonuca varmış olmanın tatminiyle Sunny etrafına bakındı. Birkaç kişinin hayranlık dolu bakışlarla Effie’ye baktığını, açıkça gelip tanışmak için cesaret topladıklarını fark etti. Ancak henüz kimse harekete geçmemişti.
Yine de fısıldaşmalarını duyabiliyordu:
"Bakın! Kurda Kuşa Yem Olan o kadın işte!"
"Aman Tanrım!"
"Durumunu duymuştum ama kanlı canlı görmek... Çok cesur bir kadın!"
Effie ise alışılmadık bir şekilde sessizdi. Fısıltıları görmezden gelerek Sunny’ye döndü:
"Hey, Sunny. Bir şey sorabilir miyim?"
Bunun sıradan bir soru olmayacağını sezen Sunny hafifçe gerildi.
"Tabii. Nedir?"
Effie birkaç an tereddüt etti, sonra kimsenin duyamayacağı kadar alçak bir sesle konuştu:
"Caster gerçekten de Nephis’e yardım etmek için mi gitti?"
Anlıyorum dercesine bir bakış attı Sunny. Arkadaşına bir süre baktıktan sonra başını iki yana salladı.
"Hayır. Öldüğünden emin olmak için gitti."
Effie derin bir nefes verdi.
"Anladım..."
Cevabı, zaten şüphelendiği bir şeyi doğrulamış gibi konuyu daha fazla uzatmadı.
Zaten Effie, o kaba saba tavırlarına ve filmdeki yansıtılış biçimine rağmen aptal olmaktan çok uzaktı. Aksine son derece zeki, soğukkanlı ve kurnaz bir kadındı; öyle olmasaydı Karanlık Şehir’in sokaklarında tek başına üç uzun yıl boyunca hayatta kalması zaten imkansız olurdu.
Bildiği onca şeyden sonra şüphelenmesi gayet doğaldı.
Neyse ki Effie başka bir şey sormadı.
Bunda, tam o sırada restorana giren, etrafa şöyle bir bakıp masalarını fark eden ve gözleri parlayarak üzerlerine yürüyen tuhaf adamın da payı vardı.
Hay aksi... Bir Kurda Kuşa Yem Olan hayranı daha geliyor...
Adam önlerinde durdu, Effie’ye kısa bir bakış atıp ardından hayranlık dolu bir ifadeyle Sunny’ye döndü:
"S... siz Uyanmış Sunless mısınız?"
Sunny gözlerini kırpıştırdı.
"Efendim?"
"Iıı... evet?"
Adamın yüzünde kocaman bir gülümseme yayıldı.
"Aman Tanrım! İnanmıyorum! Bu ne büyük bir onur! Sizin çok büyük bir hayranınızım!"
Neler oluyor ya?!
Sunny, ne dediğini anlamaya çalışarak adama bakakaldı. Adam, Sunny’nin şaşkınlığını yanlış yorumlayarak telaşla ekledi:
"Ah, kusura bakmayın! O kadar heyecanlandım ki kendimi tanıtmayı unuttum. Ben bir yazarım... Aslında Işık ve Karanlığın Şarkısı’nın senaryosunu ben yazdım. Ve her şey... her şey sizin sayenizde oldu!"
Effie, Sunny’ye hiç de hayra alamet olmayan bir bakış fırlattı ve şeker şerbet bir sesle sordu:
"Öyle mi? Gerçekten her şey onun sayesinde mi? Nasıl yani?"
Başım belada!
Adamın gülümsemesi daha da genişledi.
"Unutulmuş Kıyı Keşif Raporu! Ah, o kadar muazzam bir akademik çalışma ki! Araştırmalarımın çoğunu sizin o derinlikli çalışmanıza dayandırdım, Uyanmış Sunless! Tüm ekip, tüm oyuncular o raporu en az bir kez okudu. Hatta isminizi senarist ortağı olarak yazdırmak için çok uğraştım ama maalesef imkansızdı... Biliyorsunuz, senaristler loncasına üye olmadığınız için. Ama hiç dert etmeyin! Siz olmasaydınız bu filmin var olamayacağını herkese duyuracağım!"
Sunny gözleri fal taşı gibi açılmış halde adama bakarken, cılız bir sesle konuştu:
"Lütfen, yapmayın..."
Ama boşunaydı.
"Ah, ne kadar da mütevazısınız! Ne kadar alçakgönüllü! Tabii ki, sizin gibi yetenekli bir araştırmacıdan başka ne beklenirdi ki? Ama tüm övgüleri tek başıma kabul etmem doğru olmaz... Hayır, insanlar bilmeli..."
Restorandakilere dönerek sesini hiç de alçaltma gereği duymadan ilan etti:
"Bu harika filmi izleyebildiğiniz için asıl teşekkür etmeniz gereken kişi işte budur; Uyanmış Sunless!"
Sunny bakışlarını yere indirdi.
Sanırım Kai’yi öldürmem gerekecek. Ya da dur bir saniye... Aslında şu kırmasoy felaketinden sonra muhtemelen artık ödeşmiş sayılırız...
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.