Işık ve Karanlığın Şarkısı

Bir süre sonra Sunny, kalabalık bir sinema salonunun arka sıralarında oturmuş, hayat tercihlerini sorguluyordu. Işıklar çoktan sönmüştü; gerçi bu durumun onun için pek bir anlamı yoktu. Ama insanlar filmi izlemek için gerçekten heyecanlı görünüyordu... Özellikle de yan tarafında oturmuş, mısır patlağı denilen şeyi iştahla mideye indirirken gözlerini ekrana dikmiş olan Effie.

Karanlığın içinden kasvetli bir müzik yükselmeye başladı. Tüm mekanda yankılanan tınılar izleyicileri şimdiden titretmişti. Effie aniden dirseğini Sunny'nin kaburgalarına geçirdi.

"Bunun bestecisi kim biliyor musun? Griffin! Onu nasıl ikna ettiler bilmiyorum ama filmin tüm müziklerini o yapmış. Ne büyük onur! İnanabiliyor musun?"

Sunny, Griffin denen bu adamın kim olduğu hakkında en ufak bir fikre sahip değildi ama Effie'nin tepkisine bakılırsa epey ünlü biriydi. Suratını ekşiterek kaburgalarını ovaladı ve boğuk bir sesle cevap verdi:

"İnanıyorum."

Ekranda, geniş ve güzelce aydınlatılmış bir oda belirdi. Gümüş saçlı küçük bir kız halının üzerinde oyun oynuyor, gözlerinin altında koyu halkalar olan yakışıklı bir adam ise harita inceliyordu.

Bu da ne?

Bu kız Nephis mi olacaktı yani? Eğer öyleyse saçlarının siyah olması gerekirdi. Gümüş rengine ancak İlk Kâbus'tan sonra dönmüştü.

Effie kıkırdadı.

"Çok tatlı!"

Bu sırada küçük kız masaya yaklaştı ve üzerinde duran tuhaf kılıca dokunmaya yeltendi. Kılıcın namlusu kısa ve şekilsizdi; sanki çok uzun zaman önce paramparça olmuş gibi bir hali vardı.

Kız elini kesmeden önce, adam kılıcı kaldırıp onun ulaşamayacağı bir yere koydu.

"Bu bir oyuncak değil, Nephis!"

Sunny elini yüzüne kapattı ve yüzünü buruşturdu.

"Ama babacığım... Kılıcın neden kırık?"

Adam gülümsedi.

"Kırık olsa ne yazar? Hâlâ keskin."

Sonra elini kızın omzuna koydu ve son derece ciddi bir ifadeyle ona baktı:

"Bir gün sen de kılıç kuşanacaksın canım. O gün geldiğinde tek bir şeyi unutma: Biz uyanmışlar, silahımızı sadece insanlığı korumak için kaldırırız. Pes etmediğimiz sürece, durum ne kadar vahim olursa olsun, her zaman bir umut vardır. Tıpkı bu kılıç gibi, insanlık da göründüğünden çok daha dirençlidir!"

Sunny başını yana eğdi.

"Dur bir dakika, bu hiç mantıklı değil ki..."

Ancak sahne çoktan bitmişti. Ekran birkaç saniye karardı ve film geleceğe atladı. Nephis; şimdi ince belli, dolgun hatlı, uzun kirpikli ve büyüleyici gri gözlere sahip, süzülen bir yeşim güzeli olarak Akademi'ye giriş yapıyordu. Ardından, elinde eğitim kılıcıyla oradaki diğer tüm uykucuları dize getirdiği ve bu sırada etrafa bilgelik saçan sözler savurduğu uzun bir eğitim montajı başladı.

"Asla umudunuzu kaybetmeyin", "Görevinizi unutmayın" veya "Biz insanız!" gibi sözler havada uçuşuyordu.

Propaganda o kadar rüküş ve o kadar göze sokularak yapılmıştı ki Sunny kendini kasmaktan alıkoyamadı.

Bu yeşim güzelinin yenemediği tek kişi; maskülen hatlara, geniş omuzlara ve soylu bir duruşa sahip yakışıklı bir gençti... Han Li Caster.

"Hayır, olamaz. Hayır..."

Sunny, Kai'nin verdiği davetiyeden bunu tahmin etmeliydi; filmin yönetmeni besbelli ikisi arasındaki filizlenen romantik duygulara gönderme yapıyordu. Akademi'deki sohbetleri kılıç ustalığı üzerine gibi görünse de bir şekilde derin bir flört havası taşıyordu.

Oyuncuların kimyası fena tutmuştu.

Sunny'nin kusası gelse de seyirciler belli ki bu iki başrolün cazibesine kapılmıştı.

Ancak Sunny bu saçmalığa pek fazla kafa yormadı çünkü tam o esnada kendi karakteri tanıtıldı.

Bu da neyin nesi?

Onu oynaması için tutulan oyuncu... resmen bir çocuktu! On üç yaşlarında, yüzünde muzip bir sırıtış olan ve en hafif tabiriyle yumruklanmak için can atan bir surat ifadesine sahip bir gençti. Daha da kötüsü; son derece eğitimsiz, sakar ve saf biri gibi gösteriliyordu.

Kısacası... Sunny, filmin şebeği olarak kurgulanmıştı!

Öfkeyle Effie'ye döndü ama onun sessizce güldüğünü gördü.

"Ah dostum... Bu filmin kast direktörü kimse ona çiçek göndermem lazım!"

Gölgeleri bile gülüyordu. İkisi birden!

Sunny dişlerini sıktı, ona bu işkenceyi yaşattıkları için Kai ve Effie'den intikam alacağına yemin etti ve ekrana geri döndü.

Nihayet Nephis Rüya Âlemi'ne girdi ve kendini Unutulmuş Kıyı'da buldu. Mercan labirenti ve karanlık deniz o kadar detaylı canlandırılmıştı ki Sunny gayriihtiyari titredi.

"Vay canına... En azından derslerine iyi çalışmışlar!"

Nephis'in Karanlık Şehir'e olan yolculuğu sırasında seyirciler nefeslerini tutmuştu. Karanlık gelgitlerin dehşeti ve Labirent'te yaşayan uyanmış kâbus yaratıklarıyla yapılan ölümcül savaşlar, gerçekten gergin ve boğucu bir atmosfer yaratmıştı.

Tabii ki herkes ana karakterin filmin ilk yarısında ölmeyeceğini biliyordu. Ama Sunny ve Cassie işte burada devreye giriyordu. Tam tahmin ettiği gibi, film onları Nephis'in kahramanca yolculuğunda sırtında taşıması gereken birer yük olarak göstermişti. Fakat Sunny'nin kim olduğunu çok az kişi bildiği için onun kaderi belirsizdi.

Nephis'in hayatta kalacağı kesindi ama ya arkadaşları?

Ayrıca karakteri sayesinde, tüm o gerginliğin ortasında hoş bir rahatlama sağlayan anlar da vardı. Ekrandaki Sunny özellikle aptalca bir şey yaptığında veya ağzından absürt bir laf çıktığında, tüm salon birkaç kez kahkahaya boğuldu.

Ayrıca yavaş yavaş bir sloganı da oluşmuştu: "Sen deli misin?!"

Bu sadece seyircilerin kıkırdamasını sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda Nephis'e bu işe yaramaz takipçisini eğitme fırsatı veriyor, böylece gerekli pek çok bilgiyi doğal bir şekilde seyirciye aktarıyordu.

Ancak gerçek Sunny hiç eğlenmiyordu. Çünkü onunla birlikte gülmüyorlardı; ona gülüyorlardı.

Aptallar! Siz ne biliyorsunuz ki?

Hiçbir şey bilmiyorlardı...

Karanlık Şehir yolunda üçünün neler yaşadığını kimse gerçekten bilmediği için, senarist Nephis'in aşması gereken bazı uydurma tehlikeler yaratmıştı.

Nihayetinde kadim şehre vardılar ve Effie ile tanıştılar.

Effie'yi çok uzun boylu, atletik ve çekici bir aktris canlandırıyordu.

...Ancak karakteri canlandırma şekli görülmeye değerdi. Aktris, avcıyı karizmatik ama pek de zeki olmayan, kas gücü yerinde ama aklı bir karış havada bir vahşi olarak göstermek için elinden geleni yapmıştı. Tek bildiği dövüşmek, yemek yemek ve bir şeyleri parçalamaktı.

Sunny, haince bir keyif ve kötü niyetli bir sırıtışla Effie'ye döndü.

Bu gürültücü genç kadını ilk kez böylesine yerin dibine geçmiş, dili tutulmuş bir halde görüyordu.

"Kast direktörü mü demiştin? Sanırım ben de onlara çiçek göndereceğim."

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.