Bir süre sonra Sunny mutfağa geçmiş, yeni hazırladığı kahvaltısını atıştırıyordu. Bir yandan da yapılacaklar listesindeki maddeleri zihninden geçiriyordu.
Belirli bir sıraya koymaksızın şunları yapması gerekiyordu: Rüyalar Âlemi’nden getirdiği ruh parçalarını satmak ve gelecekte daha fazlasını satabilmek için istikrarlı bir yöntem kurmak; Gölge Dansı pratiği yapmak ve Yeraltı Dünyasının Mantosu’nu zaferlerle beslemek için Rüya Manzarası’na dönüp profesyonel arenalarda düellolara katılmak; Rain’i gözlemleyip bu meseleyi nasıl halledeceğini düşünmek; mızrakla düzgün dövüşmeyi öğrenmek; Nephis’i ziyaret etmek ve Usta Julius için Noctis sikkeleri hakkında bir rapor yazmak.
Muhtemelen yapması gereken başka şeyler de vardı ama şimdilik aklına gelmiyordu. Zaten şu anki yükü bile ona yetiyordu.
Kahvaltısını bitirip ruhu Rüyalar Âlemi’nde gezerken bedeni hâlâ uyumakta olan Effie’nin kaldığı misafir odasının kapısına bir göz attı. Başını iki yana sallayıp elinde nefis bir çayla verandaya çıktı.
Sabahın erken saatleriydi. Teras bölgesinin huzurlu manzarasının tadını çıkaran Sunny, Rain’in okul yolunda toplu taşıma merkezine doğru yürüyüşünü izledi ve ardından iletişim cihazını aktif etti.
İşe en basit görevden başlayacaktı.
Ağın pazar bölümüne girip her zamanki gibi uyanmış kısmına erişmek için kimlik numarasını tuşladı. Daha önce de buradaki mallara göz atmışlığı vardı; gerçi o zamanlar bir şey alacak parası neredeyse hiç yoktu.
Ancak bugün işler değişmişti. Artık ağa bir alıcı olarak değil, bir satıcı olarak giriyordu.
Arama kısmına "ruh parçaları" yazdı ve listelenen fiyatlardaki sıfırların çokluğuna bakıp keyiflendi. Parçaların değeri tek tip değil gibiydi... Tabii ki yüksek rütbeli parçalar çok daha pahalıydı. Fakat garip bir şekilde, insanlar kristalin hangi Kâbus Yaratığı’ndan çıktığına ve canavarın nasıl alt edildiğine de önem veriyor gibiydi.
Bu da ne?
Görünüşe bakılırsa, varlıklı sıradan insanlar arasında bu tür şeylere ilgi duyan... koleksiyoncular vardı. Bazı batıl inançlı uyanmışlar da her nedense "kötü" parçaları emmenin ruhlarının saflığına zarar vereceğine inanıyordu.
Tuhaf tipler...
Sunny pek çok şeyi bilmiyor olabilirdi ama bildiği bir şey varsa, o da dışarıda ruhu saf tek bir uyanmış bile olmadığıydı. En iyileri bile doğası gereği birer katildi ve kalpleri yaşadıkları kâbuslar yüzünden karaya boyanmıştı.
Üstelik iyi ya da kötü ruh parçası diye bir şey de yoktu. Hepsi aşağı yukarı aynıydı; korkunç canavarlardan çıkıyor ve dökülen kanlar pahasına kazanılıyorlardı.
Yine de kendi ilanını oluştururken bu durumu göz önünde bulunduracaktı.
Fiyatlandırmanın mantığını kavradıktan sonra kendi dijital dükkânını oluşturmak için formu açtı. Çok fazla düşünmeden ismini "Işıltılı Panayır" koydu ve formun tamamını doldurdu.
Ardından sıra ruh parçalarını açık artırmaya koymaya geldi. Sunny basitçe şunları yazdı:
"Düşmüş bir İblis olan Keskin Taklitçi’den elde edilmiş dört adet ruh parçası. Canavar, Işıltılı Panayır’ın sahibi tarafından bizzat öldürülmüş ve yenilmiştir. Keskin Taklitçi, ölmeden önce bir hazine sandığı kılığına girerek hazine vaadiyle kandırdığı kişileri yutuyordu. En nihayetinde, boyundan büyük bir işe kalkışmış oldu."
Yazdıklarından memnun kalarak ilanı onayladı ve sanki birisi hemen teklif verecekmiş gibi bir süre ekrana bakakaldı.
Tabii ki böyle bir şey olmadı.
İç çeker
Sunny iletişim cihazını kapatıp içeri girdi.
Yakında... Yakında çok zengin olacağım...
Dört ruh parçasının da satılması birkaç gün sürdü. Sonrasında güvenli teslimat işini ayarlaması gerekmişti ki bu da başlı başına bir baş ağrısıydı. Genel olarak bu süreç, zaten dolu olan programından çok fazla vakit çalmıştı.
Ayrıca işini gerçekten büyütmek için bazı kritik bilgilerden yoksun olduğunu hissediyordu. Satmaya çalıştığı ürün birinci sınıf olsa da —zira Uyuyan ve uyanmış rütbesine kıyasla piyasada pek fazla Düşmüş rütbeli ruh parçası yoktu— açık artırma pek de kızışmamıştı. Elbette hatırı sayılır bir miktar para kazanmıştı ama olabileceği kadar yüksek değildi.
Yine de bu para, birkaç tane ucuz ve düşük rütbeli hatıra almaya yetmişti. Sunny, kimsenin satın almak istemeyeceği en işe yaramaz parçaları bulup minimum teklifi vermişti. Onları satan her kimse, nihayet bu şeylerden kurtulduğu için herhalde dünyalar onun olmuştur.
Sunny, hatıraları teslim alır almaz Aziz’e yedirmeyi planlıyordu ama ondan önce yer altındaki dojo alanında Zalim Bakış ile talim yaparak epey vakit geçirdi.
Kısa kılıç kullanımı konusunda sağlam bir temeli vardı ama mızrak onun için tamamen yabancı bir silahtı. Dövüş tekniklerinin temel kurallarını bilse ve herhangi bir silahla az çok etkili olabilse de ustalığın kıyısından bile geçemiyordu.
Neyse ki misafir odasında, bizzat Kurtlar Tarafından Büyütülen lakaplı, namlı bir mızrak ustası konaklıyordu.
Tabii fiziksel durumu nedeniyle Sunny ile bizzat antrenman yapamıyordu. Ama bunun için Aziz vardı.
Günün sonunda üçü, bodrumda uzun saatler geçiriyordu. Effie onu izliyor; neyi nasıl yapması gerektiğini, daha da önemlisi neyi yapmaması gerektiğini anlatıyordu. Aziz ise taze becerilerini üzerinde parlatacağı o kudretli rakip rolünü üstlenmişti. Sunny ise... Sunny kendini yine gönüllü bir kum torbası rolünde bulmuştu.
Tıpkı Karanlık Şehir’deki harabe katedralin gizli odasında geçirdikleri o hafta gibiydi. O günlerin ne kadar sıcak ve güzel olduğunu hatırlayınca Sunny’nin içine bir nostalji havası çöktü.
Şimdi ise her şey çok daha iyiydi. Sadece antrenman aralarında yiyebilecekleri sınırsız miktarda lezzetli yemek değil, hırpalanmış ve dayak yemiş vücudunun acısını dindirecek ilaçlar ve buz banyoları bile vardı.
Aziz ile çalışmak gerçekten etkiliydi ama şu kadının yumruğunu, vuruşunu sakınmayı hiç bilmemesi can sıkıcıydı!
Böylece birkaç gün geçti.
Ve sonra Sunny’nin bir süredir korkuyla beklediği o an nihayet, kaçınılmaz bir şekilde gelip çattı.
Işık ve Karanlığın Şarkısı’nın galasında Kai’ye eşlik etme vakti gelmişti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.