Kanlı Şafak ve Kararan Gölgeler

Kabus Yaratıkları ileri atılırken, altı Uyanmış harekete geçti.

Elementel Arketiplere sahip olan ikili ilk saldırıyı başlattı. Havada bir şey parladı ve ardından içlerinden biri hızla dönen bir ateş çemberiyle çevrelendi. Kor halindeki disk ileri fırlayıp ucube yığınına çarptı; tazılardan birini oracıkta küle çevirirken birkaç tanesini daha tutuşturdu.

Diğeri ise elini kaldırdı; sadece havadan ibaret olan ince bir bıçak ıslık çalarak avcılardan birinin etine daldı ve kolunu omzundan koparıp attı.

Sunny gözlerini kırpıştırdı.

Düşmüş bir Canavar katledildi…

Kabus Yaratıklarının en hızlıları savunmacıların üzerine çoktan çullanmıştı. Sunny’nin az önce konuştuğu kız bir adım öne çıkıp ince kılıcıyla hamle yaptı; dikenli bir tazının boynuna indirdiği isabetli darbeyle ana damarını yardı. Diğer iki Uyanmış ise ellerinde kalkanlar ve kendilerine has Yadigar silahlarla onu yanlardan kolluyordu; birinde kısa kılıç, diğerinde ise çelik bir mızrak vardı.

Sonuncusu ise üzerlerine yağan okları püskürtmek için bir şeyler yaptı ama Sunny bunun ne olduğunu anlayamadı.

Gölgen güçleniyor.

Uyanmışlar iyi iş çıkarıyordu… Yeterli bir koordinasyon ve öngörüyle hareket ederek yaklaşan canavar selini yavaşlatmak için ellerinden geleni yapıyorlardı. Seçkin askerler olmasalar da her biri yetkin birer dövüşçüydü. Cesur ve kararlıydılar.

…Yine de bu yeterli olmayacaktı. Hayatta kalmalarına yetmeyeceği gibi, istilacıların şehre sızmasını engellemeleri de imkansızdı.

Bir Yadigar kazandınız.

Ne yapmalı, ne yapmalı…

Ne yaptığının tam olarak farkına varmadan gölgesine vücudunu sarmalamasını emretti ve Ruh Yılanı’nın derisine geri süzülmesini sağladı.

O an kendini çok daha güçlü hissetti, zihni berraklaştı. Kasları ham bir güçle dolup taştı; az önceki halinin iki katı kuvvete ulaşmıştı. Nefesi derinleşti.

Sunny, bu ucubeleri yavaşlatması ve ardından kavgaya geri dönmesi gerektiğini biliyordu.

Tek yol buydu...

Öne doğru bir adım atarken hafifçe sendeledi, dengesini korumak için terk edilmiş bir zırhlı aracın tavanına tutundu.

…Eğilerek diğer eliyle ağır alaşımlı aracın alt kısmını kavradı.

Vücudundaki tüm özü harekete geçirip toplayabildiği kadar büyük bir gücü kaslarına pompaladı; hırlayarak parmaklarını alaşımın içine gömdü.

Ardından, asfaltı çatlatacak kadar büyük bir hırsla, vücudundaki her bir kası infilak edercesine patlayıcı bir itiş için zorladı.

Aracın camları patladı, gövdesi yamuldu ve koca kütle bir anda havaya uçtu. Sunny ile üzerine gelen Kabus Yaratıkları arasındaki mesafeyi kat eden araç, devasa bir gülle gibi yan taraftan kütlenin içine daldı. Birkaç uyuyan canavarı kanlı bir lapa haline getirdi, sayısız kemiği kırdı ve ön sıradaki ucubelerin çoğunu yere serdi.

Sunny’nin önünde rünler parıldadı; vakit kaybetmeden göz ucuyla bakıp yeni Yadigârının tanımını aradı. Sadece tek bir şeyle ilgileniyordu:

Yadigar Türü: Silah.

İdare eder…

Gerisini okuma zahmetine girmeden silahı çağırdı ve Gölge Adımı kullanarak sarsılan ucubelerin tam ortasında belirdi.

Bazıları doğaçlama koçbaşından sıyrılmayı başarmış, ya altı Uyanmışa saldırıyor ya da sokaklara kaçıyordu.

Şu an onlar için yapabileceği bir şey yoktu.

Ancak yapabileceği başka bir şey vardı…

Ucu uzun ve keskin bir siyah obsidyenden dövülmüş kadim bir mızrak ellerinde vücut bulurken, silahı hortlaklardan birinin gırtlağına sapladı; ardından mızrağın sapıyla bir diğerinin göğsüne vurdu.

Sonra mızrağı çevirip üzerine atılan bir tazının kafasına indirdi; dehşet verici bir darbeyle kafatasını paramparça etti.

Sunny kulaklarındaki çınlamayı bastırmaya çalışıp dövüşmeye devam ederken, daha fazla Kabus Yaratığı yanından sızıp gitti… Ve Kapı’dan hala yenileri çıkmaya devam ediyordu.

Geberin, geberin, geberin… Geberin sizi lanet olası pislikler, daha hızlı geberin!

“Savunma hattını yardılar!”

Müdürün sesi duruma göre şaşırtıcı derecede sakindi, bu yüzden okulun dövüş eğitim salonunda toplanan çocuklarda panik baş göstermedi. Yine de yetişkinlerin korku içinde olduğunu hissedebiliyorlardı ve bu korku bir salgın gibi yayılıyordu.

Çocuklar da korkuyordu.

Küçüklerin çoğu için bu, açılan bir Kapı’nın yakınında bulundukları ilk seferdi. Büyük olanlar teoride ne yapmaları gerektiğini biliyorlardı… Ancak o bildiklerinin hiçbirini uygulama şansları yoktu. Tahliye olmak ya da en yakın sığınağa ulaşmak için vakit kalmamıştı; bu yüzden öğrendikleri tüm dersler bir anda işlevsiz kalmıştı.

Herkes okulun en korunaklı yeri olan spor salonuna doluşmuş, birbirine sokulmuştu. Küçük çocuklar merkeze, büyükler ise kenarlara yerleştirilmişti; öğretmenler ise en dış halkada duruyordu.

Dövüş eğitmenleri, Rain’in gözüne hem tehditkar hem de büyüleyici görünen gerçek Yadigar silahlarla kuşanmıştı. Rain, öğretmeninin gerçek silahlarından birini kullandığını daha önce hiç görmemişti.

Eğitmen, diğer hocalar ve aileleri nüfuzlu olan çocukların yanında getirdiği birkaç korumayla birlikte aralarında beş Uyanmış vardı; her biri silahlanmış ve dövüşe hazır bekliyordu.

Diğer öğretmenler ve büyük öğrenciler de silahlıydı ama onlarınkiler sıradan silahlardı. Rain elindeki eğitim kılıcını sıkarken, onun ne kadar dayanıksız ve acınası olduğunu ilk kez fark ediyordu. Eskiden bu kılıç ona bir ton ağırlığındaymış ve gereksiz derecede keskinmiş gibi gelirdi.

Şimdi ise keşke sadece bir eğitim kılıcı değil de gerçek bir silah olsaydı diye dua ediyordu.

“Neler olacak?”

Müdürün hemen yanında durduğu için, dövüş eğitmeninin ona doğru kaçamak bir bakış atıp alçık sesle bir şeyler söylediğini gördü. Rain’in duymaması gerekiyordu muhtemelen ama duymuştu.

Adam şöyle dedi:

“Bu kadar uzun süre dayanmaları bile mucize. Sadece yedi kişiler… O insanların kim olduğunu bilmiyorum ama ilk dakikada çiğnenip gitmeleri gerekirdi.”

Çiğnenip gitmek mi? Ama… Ama eğer yedi Uyanmışın bir dakikadan az sürede ölmesi gerekiyorsa, bizi koruyan bu beş kişi ne yapacaktı?

Rain’in bir anda kanı çekildi, iliklerine kadar korktuğunu hissetti. Tüm bunlar gerçek gibi gelmiyordu… Böyle bir şey nasıl olabilirdi? Bu okul çok prestijliydi, çok pahalıydı; pek çok önemli isim çocuklarını buraya gönderiyordu. Elbette savunmalar…

Sanki düşüncelerine yanıt verir gibi, boğuk silah sesleri duvarları aşıp içeri sızdı ve herkesin vücuduna bir titreme yaydı. Otomatik taretler devreye girmişti; bu da Kabus Yaratıklarının yaklaştığı anlamına geliyordu.

Rain’in babası hükümet için çalışıyor, Uyanmışların lojistik desteğiyle ilgili işlerle ilgileniyordu. İş hakkında konuşmayı sevmese de Rain bu konularda yaşıtlarından çok daha fazlasını biliyordu. Bu yüzden sıradan silahların Büyü yaratıklarına, özellikle de yüksek rütbeli olanlara karşı ne kadar etkisiz olduğunu anlıyordu.

Sadece umut ediyordu...

Kulakları sağır eden bir çat sesiyle bir şeyler kırıldı ve tüm spor salonu sarsıldı.

…L—lanet olsun!

Rain kılıcının kabzasını daha sıkı kavradı ve bembeyaz bir yüzle sesin geldiği yöne döndü.

Gözleri faltaşı gibi açıldı.

Yüzlerce metre ötede, Kabus Yaratığı yığınının içinde Sunny bir başka ucubeyi daha cehenneme gönderdi, cesedini bir kenara fırlatıp hırladı.

Çok fazlalardı! Çok fazla!

Rain’in yanında gizlenen gölgesi aracılığıyla, kendisini ve diğer savunmacıları aşan canavarların okula ulaştığını gördü.

Kapı’dan her an daha fazlasının çıktığını da görüyordu… Hayvanlar, canavarlar ve iblisler; Uyanmışlar ve Düşmüşler… Sonları gelmiyordu!

Sunny ise ölesiye yorulmuştu, gücü hızla tükeniyordu.

Vücudu sınırına dayanmıştı, gölge özü rezervleri kurumak üzereydi ve hatta Yeraltı Pelerini bile artık savuşturamadığı darbelerin dinmek bilmeyen yağmuru altında zorlanma belirtileri gösteriyordu.

Yüzünden aşağı süzülen kanı hissederek bir an için uzaktaki okula, sonra tekrar Kapı’ya baktı.

Ve sonra, ürperdi.

Bir şeyler değişmişti.

Bir şey… geliyordu.

Kapı’nın karanlığında yeni bir silüet belirdi.

Bir an sonra, etrafını saran tüm canavarlar donup kaldı ve ardından, sanki yeni gelen yaratığı uyanık dünyaya buyur edercesine zafer nidasıyla ulumaya başladılar.

Kapı Muhafızı gelmişti.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.