Bir Kapı… orada bir Kapı var…
Sunny bu kelimeleri henüz idrak bile edemeden titremeye başlamıştı; ruhunun derinliklerinden yükselen buz gibi bir korku tüm benliğini yutuyordu. Bu bilinçli bir tepki değil, aksine içgüdüsel bir refleksti. Vücudunun geçmişte öğrendiği, modern insanın kemiklerine kadar işleyen o kadim dehşetti.
O kulak tırmalayan, yankılı çınlama tek bir anlama geliyordu: Kaç! Yaşamak istiyorsan, kelimelerin tarif edemeyeceği kadar korkunç bir şekilde can vermek istemiyorsan hemen kaç!
Fakat Sunny artık sıradan bir insan değildi.
İçgüdüsel korkusunu boğup bir kenara fırlattı ve yüzünde karanlık bir ifadeyle iletişim cihazının ekranına dikti gözlerini.
Bildirim, geçmişte birkaç kez gördüklerine benziyordu. Daha önce varoşlarda yaşarken, açılan bir Kapı’nın beraberinde getirdiği yıkıma bizzat şahit olmuştu. Nerede yaşarsanız yaşayın, birkaç yılda bir o sesi mutlaka duyardınız.
Gerçi varoşlardaki altyapı şehrin asil bölgelerine kıyasla çok daha zayıftı ve etrafta pek fazla Uyanmış bulunmazdı. Bu yüzden sonuçlar genelde tam bir felaket olurdu.
Şu an ise oldukça saygın bir bölgedeydi.
Fakat ironik bir şekilde, durum çok daha vahimdi.
Sunny, hükümetin yaklaşan Kapıları önceden tespit etmek için kullandığı teknolojiye pek vakıf değildi ama bu sefer bir şeylerin ters gittiğini biliyordu. Normalde insanlar o uğursuz olaydan en az on dakika, yarım saat, hatta bazen günler öncesinden bildirim alırlardı.
Bu süre, halkın büyük kısmına etki alanından tahliye olması için zaman tanır, hükümet güçlerinin de Kabus Yaratıkları sel gibi Kapı’dan boşalıp onları durdurmaya çalışan Uyanmışların saflarını yarmadan önce bölgeye ulaşmasına imkan verirdi.
İki yüz saniye… Bu koca bir hiçti. Hiçten de azdı. İnsanların kaçması için yeterli olmadığı gibi yardımın ulaşması için de imkansız bir süreydi. Bu kadar dar bir zaman penceresi tek bir anlama geliyordu…
Eğer bir mucize olmazsa, ortalık kan gölüne dönecekti.
Yine de kendisi güvendeydi. İstediği an Gölge Adımı ile oradan uzaklaşabilirdi.
Etrafındaki insanlar panik içinde yerlerinden fırlayıp çıkışa doğru koşarken, Sunny iç çekerek bildirimin üzerine tıkladı.
Anında bir harita açıldı; Kapı’nın nerede belireceğini ve en uygun tahliye rotalarını gösteriyordu.
Çok yakın…
Rain’in okulunun binlerce öğrenciyi vaktinde tahliye etmesine imkan yoktu. Eğer acil durum protokolleri sağlamsa, denemeyeceklerdi bile. Çocukları okulun en korunaklı kısmına toplayacak, savunma sistemlerini devreye sokacak ve yardım gelene kadar dayanmaya çalışacaklardı.
Ancak okul, açılacak olan Kapı’nın tam dibindeydi. Sunny, savunma sistemleri ne kadar sağlam olursa olsun ne kadar dayanabileceklerinden emin değildi. Tam da bu tür durumlar için güvenlik personeli veya eğitmen olarak çalışan birkaç Uyanmış olsa bile, pek bir varlık gösteremezlerdi. Ne de olsa gerçek elitler bu tarz pozisyonlarda çalışmazdı.
Ne yapmalı…
Bu seferki bildirim arayüzü, Sunny’nin geçmişte gördüklerinden farklıydı.
Haritanın üzerinde acı acı yanıp sönen ek bir sembol vardı. Usta Jet’in kolundaki ambleme çok benziyordu, tek farkı üzerinde üç yerine iki yıldız olmasıydı.
Bu sembol oradaydı çünkü iletişim cihazı Sunny’nin bir Uyanmış olduğunu biliyordu.
…Kapı’nın açılmasına yüz doksan iki saniye kalmıştı. Gölgelerinden birinin gizlendiği sınıfta, çocuklar ve öğretmen hala ekrandaki bildirime bakıyor, tam olarak ne anlama geldiğini henüz kavrayamıyorlardı. Ya da sadece kabullenmeyi reddediyorlardı…
Etrafındaki kaosa pek aldırış etmeyen Sunny sembole dokundu ve ekranda ek bilgiler belirdi.
TÜM UYANMIŞLARIN DİKKATİNE
ACİL MÜDAHALE ÇAĞRISI
TÜM UYANMIŞLARIN DİKKATİNE
ACİL MÜDAHALE…
Altında birkaç satır yazı parıldıyordu:
Kapı Kategorisi: 2 (yüzde 89 olasılık), 3 (yüzde 10 olasılık), ÜSTÜ (belirsiz).
Müdahale Ekibi Tahmini Varış Süresi: 16 dakika 14 saniye.
On üç dakika!
Sunny’nin dudağının kenarı seğirdi, yüzünde öfkeli bir ifade belirdi.
Hükümet güçlerinin Kapı açıldıktan sonra bölgeye ulaşabileceği en erken süre on üç dakikaydı. On üç dakika… Bu süre bir sonsuzluk gibiydi.
Çok uzun!
Ve şimdi, Sunny bir karar vermek zorundaydı.
Ya arkasına bakmadan kaçacak ya da silah başına çağrısına cevap verip o canavar selinin önünde tam on üç dakika boyunca hayatta kalmaya çalışarak Kabus Kapısı’nın karşısına dikilecekti.
Aslında… bu o kadar da zor bir karar değildi. Sunny kalacağını biliyordu; bunu bir ahlaki sorumluluktan dolayı değil, sadece istediği için yapacaktı.
Kabus Büyüsü’nün dünyasını fütursuzca istila etmesine ve kendisine lezzetli çörekler getiren o nazik garson kızın ya da onları pişiren fırıncının Kabus Yaratıklarının pençesinde can vermesine izin vermeye hiç niyeti yoktu.
Bu onun dünyasıydı, onun şehriydi, onun insanlarıydı. Eskiden Sunny güçsüzdü; kaçmak, saklanmak ve korkuyla titremekten başka seçeneği yoktu.
...Ancak korku içinde yaşama devrini çoktan kapatmıştı. Kendisine ait olanı, kanlı bir kavga vermeden birinin —ya da bir şeyin— almasına izin vermeyi de bırakmıştı.
Zayıf olduğu günler geride kalmıştı.
Fakat asıl sebep bunlar bile değildi. Belki Sunny yaklaşan bu felaketi çok büyük bir risk olarak görüp geri çekilebilirdi… Ama Rain oradaydı, Kapı’nın etki alanını gösteren haritanın tam merkezinin dibindeydi.
Bu yüzden, kaçmak bir seçenek bile değildi.
Yüz seksen saniye kaldı.
Şimdi boş kalan kafede tek başına dikilen Sunny, gerinerek vücudunu esnetti. Dudaklarından ağır bir iç çekiş döküldü.
"Bu iş… fena patlayacak."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.