BAŞLIK: Ehvenişer
İçinde bulunduğu durum tek kelimeyle delilikti ama artık harekete geçeceğine göre, Sunny’nin bunu tam olarak nasıl yapacağına karar vermesi ve elini çok çabuk tutması gerekiyordu.
Maalesef mesele göründüğü kadar basit değildi.
Hayatında hiçbir şey kolay olmayacak kadar karmaşıktı zaten...
Sadece sorunun cevabı bariz olmamakla kalmıyor, daha da kötüsü, karar vermek için önünde yalnızca saniyeler duruyordu. Bu süre, olan biteni berrak bir zihinle tartmak için yeterli olmaktan çok uzaktı.
Yine de başka ne şansı vardı ki? Hiç.
Sunny yüzünü buruşturdu.
Seçeneklerimize bir hız koşusu yaptıralım bakalım.
En güvenli ve en korkakça seçenek, Rain'i gözetleyen gölgesi aracılığıyla sınıfa uyanmak, kızı kapıp oradan uzaklaştırmaktı.
En azından kağıt üzerinde güvenli duruyordu.
Ancak gerçekte böyle bir hamle hem kendisi hem de kız kardeşi için her türlü korkunç sonucu doğururdu. Sadece gizli tutmak istediği her şeyi açıklamak zorunda kalıp bir sürü hesap vermekle kalmayacak, aynı zamanda Rain ile kendisi arasındaki bağı kanıtlayacak sayısız tanık ve dijital iz bırakacaktı.
Gelecekte, ne zaman gerçekten tehlikeli düşmanlar edinse —ki Sunny bunun yakında gerçekleşeceğinden hiç şüphe duymuyordu— bu kanıtlar gün yüzüne çıkacak ve onları doğruca kızın kapısına götürecekti. Bunu kabul etmesi mümkün değildi.
Bu yüzden, bu seçeneği son çare olarak kenara itti; ancak okulun savunması çökerse ve Rain mutlak bir tehlike altında kalırsa buna başvuracaktı.
Bu seçenek elendiğine göre, geriye tek bir yol kalıyordu: Vatandaşlık görevini yerine getirmek ve destek kuvvetler gelene kadar Kabus Yaratıkları dalgasını oyalamak umuduyla doğrudan kapı tarafına yönelmek.
Devlet için çalışmayan uyanmış kişilerin bu tür çağrılara yanıt vermesi beklenir ve teşvik edilirdi ancak teknik olarak bir mecburiyetleri yoktu. Çoğu, hatta belki de büyük bir kısmı, kaçmayı tercih ederdi. Onları kim suçlayabilirdi ki? Bir yeteneğe sahip olan herkes savaşçı değildi ve savaşçı olanlar bile bu yolu her zaman kendi rızalarıyla seçmemişti.
Haliyle travma içindeki bu insanları, reddettikleri takdirde ceza verme tehdidiyle potansiyel ölümlerine göndermek devletin pek can attığı bir şey değildi. Ya da belki de buna gücü yetmiyordu; uyanmış birini bir şeye zorlamak tehlikeli bir fikirdi çünkü çok fazla üzerlerine gidilirse hükümeti devirme potansiyelleri vardı.
Dolayısıyla hükümet, onlarla başa çıkarken sopa yerine havucu tercih ediyordu. Bu hassas bir dengeydi.
Yine de Sunny o havucu görüp göremeyeceğinden bile emin değildi. Çünkü büyük bir ikilemle karşı karşıyaydı.
Evet, kapı önünde dövüşmeye karar vermişti ama bu da birkaç şekilde yapılabilirdi.
Aslında sadece iki yolu vardı.
Sunny savaşa ya kendi kimliğiyle girecekti ya da... kimliğini meraklı gözlerden, kendisini de gereksiz ilgiden korumak için Melez olarak.
Dokumacı’nın Maskesi’ni kullanmak riskliydi. Gerekli hazırlıkları yapmadan maskeyi her taktığında, zeki insanların şüpheliler listesini daraltmasına izin verecek ipuçları bırakma ihtimali doğuyordu.
Fakat alternatif... şu an, tüm artıları ve eksileri tartacak vakti yokken Sunny, diğer seçeneğin çok daha kötü olduğunu hissediyordu.
Eğer on üç dakika boyunca hayatta kalma umudu taşımak istiyorsa, gerçek güçlerinin tamamını sergileyerek varını yoğunu ortaya koymak zorundaydı. Bu da yetenekli ama çok da tehlikeli ya da kayda değer olmayan genç bir uyanmış imajı yaratmak için verdiği tüm çabanın yerle bir olması demekti.
Gerçekten, ama gerçekten çok ünlü olacaktı... ve varlığından mümkün olduğunca uzun süre haberdar olmamasını istediği varlıkların dikkatini üzerine çekecekti.
Belki de daha kötüsü, Rain’in onun gizli ilgisini fark etmemesini imkansız kılacak kadar çok tesadüfe yol açacaktı. Tuhaf bir komşuya sahip olmak başka bir şeydi; ancak o komşu tam ihtiyaç anında okulunun yakınında belirip neslinin en ölümcül uyanmışlarından biri çıkarsa... bu durum büyük ihtimalle kızın, Sunny’nin henüz cevaplamaya hazır olmadığı sorular sormaya başlamasına yetecekti.
Bu yüzden...
Uyanmış Sunless, korkakça kapıdan uzaklaşmalıydı.
Melez ise orada durup dövüşmeliydi.
Ne berbat bir durum...
Geriye yüz yetmiş saniye kalmıştı.
Sunny, bu kararın ideal olmadığını çok iyi bilerek içini çekti. En azından Melez kimliği, en güçlü araçlarından bazılarını kullanmasına engel oluyordu; insanların Sunny ile bağdaştırdığı şeyleri, mesela Zalim Bakış'ı kullanamazdı.
Yine de Aziz'i kullandığını çok az kişi görmüştü. Hatta Nephis’in grubu dışında, bunu bilen tek kişi neredeyse Mordret’ti. Bir de Ölülerin Efendisi ile dövüştüğü insanlar vardı ama bir istisna dışında hepsi artık yok olmuştu. Seishan hâlâ hayattaydı ve bir yerlerde, üç büyük klandan birinin kucağındaydı.
Yani Aziz’i çağırmak da ideal değildi. Başka biri de benzer bir yankı elde etmiş olabilse de onu açığa çıkarmak büyük bir riskti. Bunu ancak işler gerçekten çığırından çıkarsa yapabilirdi.
Acaba... tekrar mı düşünsem...
Fakat artık düşünecek zaman kalmamıştı.
Kapı açılmadan önce üç dakikadan az zamanı vardı. Bir şekilde üstesinden gelmek zorundaydı.
Sunny bir an için gözlerini kapattı, ardından kafeyi izleyen kameraların yerini kontrol edip kör noktaya doğru yürüdü. Orada Açgözlü Sandık'ı çağırdı, iletişim cihazını kapağının üzerine bıraktı ve sandığı kendi gideceği yönün tam tersine doğru gönderdi.
Ardından Sunny derin bir nefes aldı... ve gölgelerin içinde dağıldı.
Birkaç saniye sonra ve yüzlerce metre ötede, korkunç bir siyah maske takan zırhlı bir figür, omzuna yasladığı devasa odaçisinin namlusuyla karanlığın içinden süzülerek çıktı.
Melez, kabus kapısına varmıştı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.