İlk Kurban

Yitikler girişin yakınında toplanmış, dehşet verici manzaraya asık suratlarla bakıyorlardı. Welthe koridordaydı. Kan gölünün tam ortasında, yumruklarını sıkmış bir halde dikiliyordu.

Cesetleri ilk kimin fark ettiğini Sunny de tam bilmiyordu; kapıya doğru koşanların gürültüsüne ve silahlarını çağıranların saçtığı ışıklara uyanmıştı sadece. Kalabalığın arkasında kalarak gölgelerinden birini cesetleri incelemek, diğerini ise hayatta kalan gözcüleri gözlemlemek için kullandı.

Yüzünde düşünceli bir ifade vardı.

Acaba, diye geçirdi içinden.

Düşüncesini tamamlayamadan, Pierce koridorun köşesinde belirdi. Welthe’ye bir bakış atıp başını hafifçe iki yana salladı ve sonra Yitiklere kükredi:

"Ne dikiliyorsunuz orada?! Temizleyin şu pisliği ve çevreyi emniyete alın! Kimse tek başına ya da iki kişi hareket etmeyecek, en az üç kişi olacaksınız! Teyakkuzda olun, piç her an geri dönebilir!"

Askerler birbirlerine bakarken gözlerinin derinliklerinde korku tohumları filizleniyordu. Ardından, Usta'nın emrine itaat ederek sessizce işe koyuldular.

Sunny bir süre daha orada oyalandıktan sonra Cassie’nin yanına dönüp şiltesine oturdu.

Kör kız alçak sesle sordu:

"Kim ölmüş? Nasıl olmuş?"

Sunny yorgunlukla yüzünü ovuşturdu.

"Nöbetçiler. Biri, büyük salonda gölgemi fark eden herifti. Diğerini tanımıyorum. Nasıl olduğuna gelirsek... Diğerleriyle aşağı yukarı aynı. Doğranmış, parçalara ayrılmışlar..."

Cassie bir an düşündü, sonra kaşlarını çattı.

"Ve kimse bir şey duymadı mı?"

Sunny içini çekti.

"İşini çok hızlı bitirmiş olmalı. Ya da yeni bedeni sesleri bastıran bir yetenek barındırıyor."

Bir süre sessiz kaldıktan sonra kasvetli bir sesle ekledi:

"Her neyse, hazırlansan iyi olur."

Cassie başını yana eğdi.

"Neye? Yeni bir saldırıya mı?"

Sunny hemen cevap vermedi, Yitikleri süzdü. Herkes meşgul ve odaklanmış görünüyordu; eğitimli bir disiplin ve amaç doğrultusunda hareket ediyorlardı. Ancak solgun yüzlerinde bir belirsizlik emaresi vardı. Gözcüler bunu gizlemeye çalışsa da nafileydi.

Bakışlarını yere indirdi.

"Hayır. Şu an herkes sadece Mordret’in bir şekilde mühürleri aşarak iç mabede sızdığını düşünüyor. Fakat düşünmek için vakit bulduklarında, başka bir ihtimalin daha olduğunu fark edecekler."

Kör kızın beti benzi attı. Sunny karanlık bir gülümsemeyle devam etti:

"...Onca zamandır aralarında olduğu ihtimali. Efsunlu bir hücreden mucizevi bir şekilde kaçan ve bu sığınağa getirilmek için ısrar eden o iki yabancıdan birinin içine gizlendiğini düşünecekler. Yani ya senin ya da benim."

Cassie dişlerini sıktı.

"Bu cinayetleri bizim üzerimize yıkmak için mantıklı hiçbir sebep yok."

Sunny kıkırdadı.

"Mantığın bununla ne ilgisi var? Korku kapıdan girdiğinde, mantık her zaman ilk kurban olur."

Bunu söyledikten sonra sustu ve birkaç saniye sonra onlara kahvaltı getirmek üzere ayağa kalktı.

Sunny, salonun derme çatma bir mutfağa dönüştürülen kısmına doğru yürürken pek çok bakış onu takip etti. Tam da tahmin ettiği gibi, o bakışlar yavaş yavaş kararıyor; düşmanlık, korku ve şüpheyle dolup tehlikeli bir hal alıyordu.

Kendisi de olması gerektiği kadar korkmuş gibi davranarak kaselere biraz lapa koydu.

İlginç, diye düşündü.

Mordret... Belki de daha önce sandığı kadar çıldırmış biri değildi.

Başından beri, Hiçlik Prensi’nin davranışlarında Sunny’nin içine sinmeyen bir şeyler vardı. Mordret son derece kurnaz ve titiz olduğunu kanıtlamıştı; öyle ustaca bir tuzak kurmuştu ki, kendisi de dahi bir aldatıcı olan Sunny bile hiçbir şeyden şüphelenmeden içine düşmüştü.

Buna karşın, onlarca Yitiğin sadistçe katledilmesi ve prensin Gece Tapınağı’nın koridorlarında bıraktığı o tüyler ürpertici vahşet sergileri, bu soğukkanlı ve hesapçı stratejist imajıyla hiç uyuşmuyordu, tamamen mantıksızdı.

Ancak şimdi, sadece iki can karşılığında iç mabetteki varlığını belli etmeye ve paha biçilemez baskın avantajını feda etmeye karar verdiğine göre, Sunny bu deliliğin bir yöntemi olduğundan emin olmuştu.

...Ve hayatta kalan Yitikler, yüzlerini çarpıtan karanlık ifadelerle onu ağır bakışlarla süzerken, bunun amacını anladığından artık emindi.

Mordret birbirlerinden şüphelenmelerini istiyordu; gergin ve korku dolu olmalarını istiyordu. Ruhlarının kırılmasını bekliyordu.

Neden mi? Tabii ki ruhlarını zayıflatmak ve iradelerini sarsmak için. Bu da ruh emme yeteneğinin mutlak olmadığını, kurbanın bir şekilde... Ne olması gerektiğini gösteriyordu? Yenilmesi mi? Teslim olması mı? Yoksa sadece iradesinin onunkinden daha zayıf düşmesi mi?

Ne piç ama.

Sunny, Cassie’nin yanına dönüp ona bir kase lapa verdi ve kaşlarını çattı.

Dürüst olmak gerekirse, hangisinin daha korkutucu olduğundan emin değildi: Kurbanlarını korkunç şekillerde öldürmeden önce onlara işkence etmekten zevk alan kaçık bir lümpen mi, yoksa sadece pratik hedeflerine uygun düştüğü için aynı şeyi zerre umursamadan yapan soğukkanlı bir katil mi?

Her iki durumda da sonuç aynıydı. Yitikler sarsılmıştı ama henüz kırılma noktasına yakın bile değillerdi. Bu da Mordret’in durmayacağı anlamına geliyordu... Hayır, ruhlara dehşet tohumları ekmeye daha yeni başlıyordu.

Asıl soru şuydu... Sunny onu nasıl durduracaktı?

Lapasını yerken, kapının yanında alçak sesle konuşan Pierce ve Welthe’ye göz ucuyla baktı.

...Peki, durdurmalı mıydı?

Kısa bir süre sonra Usta Pierce on Yankı'yı çağırdı. Onları her an aktif tutmak ciddi miktar öz tüketse de, bu tekinsiz varlıkların bundan böyle Yitiklerin arasında kalmasına karar verilmişti.

Birkaçı iç mabedi keşfetmek ve saldırgana dair bir iz bulmak ya da en azından içeri nasıl girmeyi başardığını öğrenmek için gönderildi. Geri kalanlar salonun dışında nöbet pozisyonu aldı; bu durum geri kalan gözcüleri hem rahatlattı hem de daha fazla gerdi.

Bu deneyimli savaşçılar bile insan formundaki Yankıların yanında kendilerini huzurlu hissetmiyordu.

Güvenlik önlemleri de artırılmıştı. Artık kimsenin yalnız kalmasına izin verilmiyordu; ortak alandan ayrılmak gerekirse, bu sadece üçer kişilik gruplar halinde yapılabiliyordu. Sunny ve Cassie, sırf tuvalete gitmek için bile görünmezlik yeteneğine sahip olan o kadın gözcünün yardımına ihtiyaç duyuyordu.

Yine de bu önlemlerin hiçbiri kaleyi korumaya yetmedi.

Ertesi sabah olduğunda iki Yitik daha ölmüştü. Bu sefer dışarıdaki koridorda da değil, bizzat salonun içinde katledilmişlerdi.

İşte o andan sonra, işler Sunny için gerçekten çirkinleşmeye başladı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.