Birkaç gün sonra, Sunny’nin evine nefis bir koku yavaş yavaş yayılmaya başladı. Birinci kattaki mutfaktaydı; elleriyle mutfak gereçlerini adeta havada uçuştururken bir yandan da neşeli bir melodi ıslıklıyordu. Ocakta birkaç tencere ve tava usul usul kaynıyor, etrafındaki tezgahlara ise taze malzemeler saçılmış halde duruyordu.
"Ah, şu kokuya bak…"
Yana doğru bir adım atıp aniden, neredeyse yoktan var etmişçesine tuhaf bir bıçak çıkardı. Sebzeleri dilimlemeye başladığında, üçgen şeklindeki bıçağın hızı onu bulanık bir görüntüye dönüştürmüştü.
Patatesleri soymakla görevlendirilen Rain, ona uzun ve karanlık bir bakış fırlattı.
"Sunny… dürüstlüğünden ve profesyonelliğinden şüphe etmek istemem ama bunun tam olarak eğitimimin neresiyle alakası var? Beni sadece ucuz iş gücü olarak kullanmadığından emin misin? Hayır, dur… ucuz bile değil, üstüne bir de sana para ödüyorum!"
Sunny elindeki işi hiç aksatmadan ona baktı ve kaşlarını çattı.
"Elbette eminim! Ayrıca, sen bıçağı böyle mi tutuyorsun? Tanrılar aşkına, zavallı patatesin yarısını kesip lavaboya attın! Bunun adı soymak, yok etmek değil! Nerede senin zarafetin? Hani hassasiyetin? Şu bıçağa daha iyi hükmet! Bu malzemeler çok pahalı!"
Rain ona birkaç an boyunca nefret dolu gözlerle baktı, ardından ağır bir iç çekerek patatesleri soymaya devam etti. Sunny ise sırıttı.
Aç bir kurt gibi yemeğin pişmesini izleyen Effie, yutkundu.
"Ee, şey… daha hazır olmadı mı?"
Sunny’nin gözü seğirdi.
"Kırk saniye, kahretsin. Aynı soruyu soralı sadece kırk saniye oldu. Yüzüncü kez soruyorsun. Sence o zamandan bu yana ne değişmiş olabilir?!"
Effie tam ağzını açıp ters bir cevap verecekti ki o an kapı zili çaldı.
Sunny’nin gözlerinde birdenbire sadistçe bir parıltı belirdi.
"Ooo. Acaba kim gelmiş olabilir?"
Umursamaz bir tavırla Rain’e döndü:
"Rain, bak bakalım kimmiş."
Genç kız, gözlerinin önüne düşen bir saç telini üfleyip ellerini önlüğüne sildi ve ona ters ters baktı.
"Ne o, şimdi de kapıcın mı oldum?!"
Söylene söylene elindeki bıçağı bıraktı, kapıya gidip kulpu çevirdi.
Sunny onu büyük bir ilgiyle izliyordu.
Rain başını kaldırdığında gelen misafirin oldukça uzun boylu olduğunu gördü ve bir anda taş kesildi.
Yüzü o kadar kireç gibi oldu ki adeta bembeyaz kesildi, göz bebekleri ise korkudan kocaman açıldı. Ağzı bir karış açık kalmıştı. Sanki dehşete düşmüş de felç geçirmiş gibiydi.
Sunny elindeki ağır kunaiyi tartıp kapıya doğru yürüdü.
O ilerlerken, Rain’in ağzından tuhaf sesler döküldü.
"N… n… n…"
Kapı eşiğinde, ona kibar ve dostane bir gülümsemeyle bakan, uzun boylu ve akıl almaz derecede yakışıklı bir genç adam duruyordu. Kumral saçları tek kelimeyle muazzamdı; parlak yeşil gözleri ise insanı büyüleyecek kadar etkileyiciydi. Sade ama son derece şık kıyafetler giymişti; bir elinde moda harikası güneş gözlüklerini ve maskesini tutuyordu.
"Ah… çok özür dilerim. Sanırım yanlış eve geldim."
Sesi bile o kadar büyüleyici ve kadifemsiydi ki insanın kulaklarını karıncalandırıyordu.
Rain sonunda panik dolu bir çığlıkla tek bir kelimeyi dışarı çıkarabildi:
"N—Night!"
Sunny ona kısa bir bakış atıp başını salladı, ardından Kai’ye gülümsedi.
"Hyung! Geldin demek! Kusura bakma, akşam yemeği henüz hazır değil… geç içeri, buyur!"
Kai gülümseyerek içeri girdi.
Sunny elini kaldırıp Rain’in sırtına hafifçe dürttü, sonra gözlerini kısıp bıkkınlıkla konuştu:
"Rain, neden orada öyle dikiliyorsun? Hemen hyunguma terlik getir!"
Sonra Kai’ye dönüp içini çekti.
"Kusura bakma. Bu Rain, ders verdiğim bir kız. Bazen algıları biraz yavaş işliyor."
Kai kıza baktığında yanaklarında ölümcül derecede sevimli gamzeler belirdi.
"Buna inanmam imkansız. Tanıştığımıza çok memnun oldum, Rain."
Rain bir şeyler söylemek için ağzını açtı ama tek bir kelime bile edemedi.
Sunny bir an bekledi, sonra tekrar başını iki yana sallayıp Kai’nin önüne bir çift ev terliği itmek için eğildi.
"Kendi evin gibi rahat et! Burası oturma odası. Ben biraz daha mutfak tarafında olacağım ama lütfen, tanrılar aşkına, şu Effie’nin dikkatini dağıtabilir misin? Beni çıldırtmak üzere."
Kai kahkaha attı, Sunny’nin omzuna dokundu ve aç avcıyı selamlamak için içeri geçti.
Sunny ve Rain bir anlığına yalnız kaldılar.
Genç kız birkaç saniye boyunca kesik kesik nefes aldı, sonra yavaşça aşağıya, kirli önlüğüne ve üstüne patates kabukları yapışmış ellerine baktı. Yüzünde mutlak bir dehşet ifadesi vardı.
Ardından, kocaman açılmış gözlerle Sunny’ye döndü ve fısıldadı:
"Sunny… N—n… N-n… Night’ın senin evinde ne işi var?!"
Sunny, soruyu anlamamış gibi yaparak birkaç kez gözlerini kırpıştırdı.
"Ne demek istiyorsun? Kai benim can dostumdur. Neredeyse kardeş sayılırız! Bugün neyin var senin?"
Sunny alaycı bir tavırla başını salladı. Rain şaşkınlık içinde ona bakarken bir şeyler söylemek için ağzını açtı.
Ancak, daha fırsat bulamadan kapı zili tekrar çaldı.
Sunny sakince kapıyı açtığında, eşikte minyon tipli, fevkalade güzel genç bir kadın belirdi. Narin hatları, soluk sarı saçları ve büyüleyici mavi gözleri vardı. Mütevazı giyinmiş olmasına rağmen, onda insanın gözlerini kaçırmasını neredeyse imkansız kılan bir aura vardı. Sanki bir şekilde bu kirli ve kusurlu dünyaya yolunu düşürmüş saf, semavi bir varlık gibiydi.
Elinde uzun, beyaz bir baston tutuyordu.
Cassie bir an tereddüt etti, sonra başını hafifçe Sunny’ye doğru çevirdi.
"Umarım geç kalmamışımdır."
Rain ona bir hayalet görmüş gibi bakıyordu.
"S—s… Sesi…"
Sonra tekrar Sunny’ye döndü; gözleri artık her zamankinden daha fal taşı gibiydi.
Zavallı kız her an bayılacak gibi görünüyordu.
Sunny neşeyle gülümsedi.
"Ah, işte sonunda! İntikam!"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.