Sunny yüz kişilik çaresiz bir insan grubuna, hele ki herhangi birine liderlik edeceğini asla tahmin etmezdi. Ama işte, tam olarak kendini bulduğu durum buydu.
Tuz biber eken kısmıysa bu iş için gerçekten en uygun kişinin kendisi olmasıydı.
Liderlik vasıflarına sahip olduğundan değil, sadece karanlıkta görebildiği için. Ruhları yok eden ışık huzmeleri Nephis tarafından uzaklaştırıldığına göre, artık gölgesini de serbest bırakabilir, Gateway'i bulması için öne gönderebilirdi.
Düşçü Ordusu'ndan geriye kalanları ona ulaştırabilecek biri varsa, o da kendisiydi.
"Nasıl oldu da..."
İçindeki huzursuzluğu derinlere gömen Sunny, dışarıya mutlak bir özgüven yansıtarak herkesin peşinden gelmesini haykırdı. Şaşırtıcı şekilde, Uykucular tek bir itiraz bile etmeden dediğini yaptı.
"Özgüvenle yetkinlik kolay karışıyor herhalde."
Çoğu insan nasıl ve ne derecede olduğunu tam kavrayamasa da Değişen Yıldız'la bir şekilde bağlantılı olması da işini epey kolaylaştırıyordu tabii.
Cassie'nin elini tutan Sunny, sığınağından fırlayıp yukarıdaki karanlığa doğru uzanan devasa, sarmal bir mercan köküne doğru atıldı. Arkasından gelen ayak seslerini duyabiliyordu.
Düşçü Ordusu bir kez daha harekete geçmişti.
Kökün üzerine atlayan Sunny, gölgesini öne gönderip yaklaşan mercan golem denizine göz attı. Hâlâ zaman vardı.
Mercan uzantılarını basamak gibi kullanarak yukarı koştu. Birkaç saniye sonra bağırdı:
"Arkada kalanlar! Silahlarınızı hazırlayın!"
Uykucuların ilk sıraları Sunny'yle birlikte yukarı tırmanırken, arkadakiler de denileni yaptı. İlk golemler belirdiğinde neredeyse herkes kökün üzerine çıkmayı başarmıştı.
Karanlıktan bocalayarak çıkan ilk mercan figür, bir kılıç parıltısıyla karşılaştı. Neredeyse hiçbir direnç gösteremeden anında ufalandı.
Ancak bir an sonra birkaç tanesi daha belirdi, sonra daha fazlası ve daha fazlası.
Uykucular, kendilerine birkaç an kazandırmak için ilk dalgayı yok etti, ardından kökün üzerine atlayıp hızla ilerleyerek hayatta kalan diğerlerine yetişti.
Grubun en önündeki Sunny bir an tereddüt etti. Gölge sayesinde, tırmandıkları bu geniş mercan uzantısının birazdan dik bir açıyla yukarı kıvrılacağını ve iyice daralacağını biliyordu.
Şanslarına, birkaç metre ötede, çok küçük bir boşlukla ayrılan ve bu kökü kesen başka bir uzantı vardı.
Cassie'yi kucağına alan Sunny, bir adım atıp karşıdaki köke atladı. Sonra geriye dönüp geldikleri yönün tersine ama hâlâ yukarıya doğru ilerlemeye başladı.
Arkasındaki Uykucular da onun yaptığı atlayışı tekrarladı. Aşağıda ise golem dalgası onları takip etmek için kıvrılan köklere tırmanmaya başlamıştı bile.
"Kahretsin. Tırmanabiliyorlar demek!"
Dik eğime karşı koyarak ileri koştu, sonra aniden donup başını yukarı kaldırdı. Onlarca metre ötede, Al Spire'ın boşluğunun etrafını çevreleyen geniş bir galeri vardı.
Ve orada, başka bir golem kütlesi Düşçü Ordusu'na doğru akın ediyordu. Alık mercan karmaşasının içinden sayısız şekilsiz figür fırlıyor, insanlara ulaşacak bir yol arayışıyla öne atılıyordu. Çoğu galerinin kenarından aşağı düşüyor, zemine çarptıklarında parçalara ayrılıyordu.
Ama bazıları tam da Sunny'nin üzerinde durduğu kökün üzerine düşmekteydi.
Dişlerini sıkan Sunny arkasına baktı ve yakınlarda tanıdık, uzun boylu bir figür fark etti. Effie yorgun gözlerle ona baktı ve kendini zorlayarak gülümsedi:
"Şimdi ne var?"
Cassie'yi yere bırakıp nazikçe avcıya doğru itti.
"Ona benim için göz kulak ol, olur mu?"
Effie hallettiğini belirten bir el hareketi yaptı.
Sunny bir an ikisine baktı, sonra dönüp Midnight Shard'ı çağırdı.
Birkaç saniye sonra ilk goleme ulaşıp kılıcını savurdu. Golemin gövdesi az da olsa bir direnç gösterdi ama sıradan bir yaratıktan fazlası değildi. Saldırısı karşısında adeta dağıldı, kolayca bir kırık mercan yığınına dönüştü.
"Fena değil..."
Mücadele'nin bu katil için kendisini tebrik etmemesi ilginçti. Sunny'nin şüphelendiği gibi, bu şeyler gerçekten canlı yaratıklar değildi.
Bu durum işleri birazcık da olsa kolaylaştıracaktı.
Yıkılan yapının yanından geçen Sunny, çok geçmeden bir diğerine yaklaştı ve Midnight Shard'ın kabzasıyla tek bir darbe indirip onu kökten aşağı itti. Golemler o kadar da tehlikeli sayılmazdı...
En azından az sayıdayken.
Düşçü Ordusu'nu arkasına alıp daha da yukarı tırmandı. Her birkaç dakikada bir, bulundukları kökü bırakıp bir başkasına geçmek zorunda kalıyorlar, kimi zaman Al Spire'ın duvarlarında yer yer bulunan taş galerileri kullanıyorlardı.
Bir noktada, insan kafilesinin hem öncüsü hem de arkası mercan golem deniziyle amansız bir yakın dövüşe tutuştu. Ortadakilerse tepelerine bir şey düşmediğinden emin olmak için gözlerini yukarıdaki mercan ve taş katmanlarından ayırmıyordu.
Yine de bu savaş o kadar korkunç sayılmazdı. Yapılar, suretini taşıdıkları sıradan insanlardan bile daha yavaş ve zayıftı; neredeyse tamamen bilinçsizlerdi. Henüz tek bir insan bile onların saldırılarına yenik düşmemişti.
...Tabii bu, sayısız golemin hücumundan sağ çıkmanın kolay olduğu anlamına gelmiyordu.
Bu sırada, yukarılarda bir yerde çakan beyaz ışıklar yavaşça tek bir kesintisiz, ışıl ışıl bir haleye dönüştü. Nephis muhtemelen kadim kulenin en tepe noktasına yaklaşmaktaydı. Yok edici ışınların hiçbirinin Uykuculara saldırmak üzere geri dönmemesi, kızın hâlâ hayatta olduğunun ve Dehşet'in dikkatini kendi üzerine çektiğinin kanıtıydı.
"Neredesin... neredesin..."
Düşçü Ordusu'nun başında bir golemi daha biçen Sunny, bir laneti bastırdı.
Lanter olası Gateway neredeydi?!
...Ve tam bunu düşündüğü an, gölge bunca zamandır aradığı şeyi nihayet buldu.
Gerçek dünyaya dönüş yollarını.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.