Dışarıdaki zifiri karanlıkta, kulenin duvarına oyulmuş devasa bir balkon uzanıyordu. Neredeyse bu muazzam yapının merkezine kadar ulaşan bu geniş çıkıntıda, mermer sütun kırıntıları her yeri saran kızıl mercan lifleriyle kaplanmıştı. Bu sütun artıkları, taş yüzeyine geniş bir demir halkanın gömüldüğü dairesel bir kürsüye doğru ilerliyordu.
Halkanın etrafını saran büyüleyici rün dizilimi, tanıdık bir ışıkla hafif hafif parıldıyordu. Uyanmış her fani, Büyü ile temas kurduğu o sayısız anda bu rünleri defalarca görmüştü.
Fakat Sunny'nin dikkatini çeken ilk şey bu olmadı. Kürsüdeki en tuhaf husus, Kulenin içindeki diğer her şeyin aksine, üzerinde tek bir kızıl mercan filizinin bile bulunmamasıydı. Demir halkayı çevreleyen taş yüzey tuhaf bir şekilde tertemizdi, yıpranmamıştı.
Gölgesinin gözleriyle parıldayan rünlere ve demir halkaya bakan Sunny, yüreğinin derinliklerinde bir şeylerin kıpırdadığını hissetti.
Burası Gizli geçidin ta kendisiydi, emindi.
Kurtuluşa o kadar yakınlardı ki…
Tam o sırada bütün Kule aniden sarsıldı. Mercanlardan kopan devasa parçalar büyük bir gürültüyle aşağıya fırladı, alt taraftaki diğer dallara çarparak parçalandı. Düşler Ordusu’nu kuşatan o koyu karanlık bir nebze olsun aralandı.
Tepelerindeki o parıltılı ışık halkası bir anda katbekat daha parlak bir hal aldı.
Nephis, Kızıl Dehşet’e ulaşmıştı.
Sunny kasvetli bir ifadeyle daldığı düşüncelerden sıyrıldı. İleriye atılıp yoluna çıkan birkaç golemi bir hamlede biçti. Korkudan ne yapacağını bilemeyen Uyuyanlar, kaderlerini onun ellerine teslim etmişçesine arkasından geldi.
Kadim kule şiddetli sarsıntılarla sallanmaya devam ederken, mercandan devasa sütunlar birer birer çöktü. Onlarsa yükselmeyi sürdürerek o geniş balkona iyice yaklaştı.
Sonunda Sunny aşağı atlayıp sert taş zemine bastı.
Yolunu kesen birkaç golemi daha parçalayarak arkadakilere yer açtı ve diğerlerinin de balkona ulaşmasını izledi. Uyuyanlar, o tehlikeli mercan dallarından birer birer atlayarak ona katıldı. Ön saflara ilk ulaşanlar, geride kalanların güvenle inebilmesi için saldıran golem sürüsünü püskürtmeye başladı.
Çok geçmeden yüz kişilik kafilenin tamamı balkona ayak bastı. Tam zamanında gelmişlerdi. Birkaç saniye sonra yukarıdan düşen devasa bir kalıntı, az önce üstünden geçtikleri mercan dalını unufak etti.
Sunny bir an duraksadı. Yağan kızıl parçaları izledikten sonra kararlı bir ifadeyle arkasını döndü.
"Hadi! Az kaldı!"
Düşler Ordusu’ndan geriye kalanlar, golem yığınının arasından yararak ilerledi ve kuşatmayı yardı. Var güçleriyle koşan genç kadın ve erkekler, Gizli geçidin karşısında öylece kalakaldı. Karşılaştıkları manzara hepsini büyülemişti.
Gözlerini ondan alamıyorlardı.
Tam karşılarında... bunca zamandır unuttukları o umut duruyordu.
Kızıl Kule'nin kasvetli, heybetli gölgesinde saklanan, her gün kendilerine işkence eder gibi kendini hatırlatan o özgürlük vaadi...
Evlerine dönen yol.
Kurtuluş.
Unutulmuş Kıyı'da öyle çok zaman geçirmişlerdi ki buradan kaçma düşüncesi çoğu için uzak bir hayalden ibaret kalmıştı. Değişen Yıldız'ın peşinden gidip onun sözlerine inanmayı seçtiklerinde bile kurtuluş soyut bir kavramdı. Bir fikirdi sadece.
Şimdi onu kanlı canlı karşılarında görünce, çoğu ne tepki vereceğini bilemedi.
Neyse ki Sunny süreci hızlandırmak için oradaydı.
"Ne bakıyorsunuz öyle aptal aptal?! Ağzınızı toplayın da hareket edin! Dövüş formasyonu! Arkayı kollayın! Yaralılar ve dövüşemeyenler önden gitsin, geri kalanlar bu lanet golemleri tutsun! Teker teker gidin ulan!"
Öfkeli bağırışıyla kendilerine gelen Uyuyanlar hızla toparlandı. Dövüşebilecek durumda olanlar arkalarını Gizli geçide dönüp bir savunma hattı kurdu, bedenleriyle yaralılara siper oldu. Durumu biraz daha iyi olanlar ise en ağır yaralıların demir halkanın içine girmesine yardım etti.
Sunny, ilk insanın Gizli geçidin merkezine yerleştirilişini izledi. Bir an sonra, halkayı çevreleyen rünler göz alıcı bir ışıkla parıldadı. Uyuyan'ın bedeni de o parıltıya büründü. Başta cılız olan o ruhani ışık giderek şiddetlendi. Bir süre sonra ışığın merkezindeki insan siluetini seçmek imkansızlaştı.
Ardından o ışık, tıpkı bir Hatıra ya da Yankı gibi dağılarak yok oldu. Geride hiçbir şey kalmamıştı.
Geçen bunca yılın, çekilen bunca acının ve verilen sayısız kaybın ardından, ilk Uyuyan nihayet Unutulmuş Kıyı'dan kaçmayı başarmıştı.
O kayboluşun geride bıraktığı boşluğa bakan Sunny, nefes almayı unuttuğunu fark etti.
Hemen ardından insan kalabalığından sevinç dolu bir çığlık yükseldi. Seslerindeki duygu yoğunluğu... Düşler Ordusu'ndan hayatta kalanların göğsünü kavuran o karmaşık, sürükleyici duygu fırtınasını anlatmaya hiçbir kelime yetmezdi.
En azından Sunny'nin dağarcığında böyle kelimeler yoktu.
Hemen ardından, bastıran golem dalgası savunma hattına çarptı ve bir sonraki insan Gizli geçide adım attı.
Savunmadakiler yerlerini koruyarak mercan yaratıklarını gerisin geri fırlattı.
Sunny kürsünün kenarında durmuş, insan kalabalığını izliyordu. Birer birer, Gizli geçidin o büyüleyici ışığında kayboluyorlardı; diğerleri ise golemlerin saldırısını kararlılıkla püskürtmeye devam ediyordu.
Hayatta kalacaklardı.
Bu da buradaki işinin bittiği anlamına geliyordu.
Ve tıpkı tahmin ettiği gibi, Caster ortalıklarda yoktu.
Sunny bir an tereddüt etti, Gizli geçide son bir kez baktı ve geri çekildi.
İnsan kalabalığının arasından sıyrılıp kenara doğru ilerlerken birisi aniden adını seslendi.
Kafasını çevirdiğinde Effie'yi gördü. Avcı kadın, bir omzunda baygın haldeki Kai'yi taşıyor, diğer kolunun altında ise Cassie'yi tutuyordu. Kör kızın yüzü kireç gibiydi; şaşkın ve boş bakıyordu.
"Şapşal! Nereye gidiyorsun?"
Sunny bir an ona baktı, sonra yüzünde beliren ani bir tebessümle cevap verdi.
"...Halledilmesi gereken yarım kalmış bir işim var. Kendinize iyi bakın. Sonra... görüşürüz. Yani, umarım."
Bunu söyledikten sonra bir adım geri çekildi ve gölgelerin arasında kayboldu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.