Gecekondu sakini parmağını dudaklarına bastırıp bıkkınlıkla tıslandı.
"Lafını geri al! Çıldırdın mı sen?"
Sunny gözlerini kırpıştırdı.
"Ne? Yok canım. Yani bir ara çıldırmıştım doğru ama geçti, şimdi iyiyim."
Genç adam ona şüpheyle bakıp başını iki yana salladı.
"Yine de ağzını hayra aç. Hiç değilse seni koruyacak bir Hafıza'n var mı?"
Silahlanma meselesi Neph’in takipçileri için devasa bir sorundu. Yarısından fazlasının ne bir Hafıza zırhı ne de düzgün bir silahı vardı. Ellerine ne geçerse ondan yonttukları alelade gereçlerle idare etmek zorundaydılar. Muhafızlar ve Avcılarla savaşırken bu kadar zorlanmalarının başlıca sebeplerinden biri de buydu zaten.
Eskiden haraç ödeyen diğer adam iç çekip arkadaşına seslendi:
"Aklını mı kaçırdın sen? Lady Nephis'in kişisel muhafızlarından biriyle konuşuyorsun. Tabii ki Hafıza'ları var."
Bunun üzerine ikisi de ellerindeki derme çatma kılıçlara baktı.
Bu ikili, Sunny ve ekibinin öldürdüğü Kule Habercisi'nin pençelerinden yapılma Siyah Pençeler'i taşıyanlar arasındaydı. Uzun ve kıvrık pençeyi bir silah gibi kullanabilmek için sap kısımlarını deriyle sarmışlardı.
Düşmüş bir canavarın pençesinden yapıldıkları düşünülürse, sıradan silahlar arasında en iyilerinden sayılırlardı. Yine de bunları etkili bir şekilde savurmak pek kolay değildi.
Gecekondu sakini yüzünü ekşitti.
"Doğru ya. Kahretsin! Siyah Pençeler'den birini taşıdığım için gurur duyuyorum, yanlış anlama. Ama her birimizin elinde düzgün birer Hafıza olsaydı... o şerefsizler bizi böyle teker teker avlayamazdı, orası kesin."
Sunny garip bir ifadeyle adama baktı. Sonra gülümsedi.
"İyi bir Hafıza çok şeyi değiştirir, orası doğru."
Arkasını döndüğü anda yüzündeki gülümseme yok oldu.
'Yine de bu hayatınızı kurtarmayacak. Hepiniz yürüyen birer cesetten ibaretsiniz.'
Böylece iki Uyuyan'ı geride bırakıp barikatın üzerinden aştı ve oradan uzaklaştı.
Yine de haklıydılar. Hafıza eksikliği büyük bir sorundu.
Sunny, kadim hisarın bağrına doğru ilerlerken gölgelerin arasından süzülüyordu. Parlak Kale devasa bir yapıydı ve içinde ucu bucağı görünmeyen, labirent gibi dolambaçlı koridorlar barındırıyordu. Bazılarında yön bulmak görece kolayken, bazıları hiçbir mantığa sığmıyordu. Birbirine havada asılı köprülerle bağlanan yüksek kuleler, karanlık ve tehlikeyle dolu derin zindanlar uzanıp gidiyordu.
Bu koridorlarda yüreğinde cinayet arzusuyla dolaşan insanların yanı sıra çok daha korkunç yaratıklar cirit atıyordu. Taş salonlarda zaman zaman yankılanan rahatsız edici sesler Sunny'yi duraklatıyor, kaşlarını çatmasına sebep oluyordu.
Muhafız veya Avcı devriyelerine yakalanmamak için birkaç kez saklanmak zorunda kaldı. Onların bıraktığı izleri takip ederken henüz soğumamış birkaç cesede rastladı; eline fırsat geçmişken o şerefsizleri öldürmediğine pişman oldu.
Yarım saat kadar sonra Sunny, Kalenin ana burcunun alt taraflarında bir yerlerde, karanlık bir koridorda temkinli adımlarla ilerliyordu. Tam o sırada bir sonraki dönemeçten arbede sesleri yükseldi.
'Öğğ, yine mi bela...'
Bocalayarak birkaç adım attı, köşeyi döndüğünde bugünlerde kadim hisarda sıkça rastlanan o tanıdık manzarayla karşılaştı.
Biri başka birini öldürmeye çalışıyordu.
Bu vakadaki saldırgan, gözünün bir yerlerden ısırdığı iri yarı bir Muhafız'dı. İri kıyım adam, zayıf ve minyon birini duvara sıkıştırmış, zırhlı elleriyle boğazını sıkıyordu. Yerde yanan kırık bir gaz lambası, boğuşan iki figürün gölgelerini duvara devasa ve tehditkar bir şekilde yansıtıyordu.
Muhafız'ın yüzünde kan sızan dört derin tırmık izi vardı. Çehresi öfke ve karanlık bir hazla çarpılmıştı. Kurbanının yüzüyse morarmaya başlamıştı bile.
Bu, gözleri acı ve çaresizlikle dolmuş, koyu renk saçlı, kahverengi gözlü minyon bir genç kadındı.
Kadın bilincini kaybetmeden hemen önce, karanlığın içinden süzülen bir el belirdi ve şeffaf, garip bir hançeri Muhafız'ın boğazına saplayıp çekti. Havaya sıcak kan fışkırdı. Adam, boğazından gelen hırıltılı bir çığlıkla yere serildi.
Genç kadın sendeleyerek geriledi, moraran boynunu ovarak hırıltılı bir nefes çekti. Birkaç saniye sonra başını kaldırıp kurtarıcısını temkinle süzdü.
Genç çehreli, sıska, oldukça soluk tenli bir genç adamdı bu. Büyüleyici, garip karanlık gözleri vardı. Şu anda hançerini zırhının koluna siliyor, can çekişen Muhafız'a ifadesiz gözlerle bakıyordu.
Aslına bakılırsa az önce birini öldürmüş gibi değil, tüyler ürpertici derecede rahattı. Yüzünde ne bir tiksinti ne bir korku, ne de bir zafer sarhoşluğu vardı... Hiçbir şey yoktu.
Soğukkanlı bir katilin yüzüydü bu.
Genç adam ona dönüp gülümsedi:
"Şey... Aiko'ydun, değil mi?"
Sunny, ciddi bir yarası olmadığından emin olmak için genç kadını tepeden tırnağa süzdü. Onu Kaledeki günlerinden az çok hatırlıyordu. O zamanlar, ertesi hafta haracı ödeyecek kadar ruh parçası toplayıp toplayamayacağını dert etmeden hayatına devam edebilen az sayıdaki kişiden biriydi.
Karanlık Şehir'deki tek kumarhanenin sahibiydi. Bu da mekanını Kalanlar arasında doğal olarak popüler kılıyordu. Ama aynı zamanda birçok kişinin bu küçük kıza kin beslemesinin sebebi de tam olarak buydu.
Aiko temkinle başını salladı. Normalde gözlerinde muzip kıvılcımlar çakardı ama şu an içini kaplayan korkudan başka bir şey yoktu. Sunny Ay Işığı Parçası'nı yok edip dostane bir tonla konuştu:
"Tanıştığımıza sevindim. Ben Sunny."
Genç kadın bir süre ona dik dik baktı, ardından konuştu:
"Değişen Yıldız'ın adamlarından birisin, değil mi?"
Sunny yüzünü buruşturdu.
"Ben kimsenin adamı değilim. Tamamen kendime aitim. Ama evet, şu anda Nephis benim... patronum sayılır."
Aiko bocaladı, ardından kibar ve sevimli bir ses tonuyla konuştu:
"Anladım... Pekala Sunny. Postumu kurtardığın için teşekkürler. Ben artık gideyim."
Sunny sırıttı.
"Tüh, üzgünüm... Gidebileceğini söylediğimi hatırlamıyorum. Hatta kalman konusunda ısrar etmeliyim."
Aiko önce Muhafız'ın cesedine, sonra da solgun yüzlü genç adama baktı. Yanılıyor muydu yoksa adama şimdi hafif bir delilik mi çökmüştü?
"Ah, neden daha önce söylemedin! Kalmamı istiyorsan seve seve kalırım. Şeref duyarım, gerçekten. Ama, şey... Sunny, tam olarak neden kalmamı istiyordun?"
Sunny başının arkasını kaşıdı, kısa bir duraksamanın ardından cevap verdi:
"Sorduğuna sevindim. Bak şimdi, büyük bir avın peşindeyim. Bana yardım edebileceğini düşündüm..."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.