Kanlı Koridorlar ve Sessiz Avcı

Son iki hafta içinde Parlak Kale bambaşka, tuhaf bir yere dönüşmüştü.

O ihtişamlı salonların ortasına barikatlar kurulmuş, üç tarafın her biri kendine ait bir bölge parsellerken ortaya derme çatma üç kale çıkmıştı. Bu korunaklı alanların ötesinde ise tarafsız, tekinsiz bir çöl uzanıyordu. Grubunun sığınağından dışarı adım atmak, çoğu zaman ölümle eş değerdi.

Kimse o karanlıkta neyle karşılaşacağını bilmiyorsa da yürüyordu. Yerler ceset kaynıyor, yol kesen haydutlar gölgelerin arasında fırsat kolluyordu. Gunlaug'un zorba da olsa düzeni sağlayan kanunları yok olunca, insanların içindeki en karanlık dürtüler serbest kalmıştı. Ancak bu sefiller, Kale’yi mesken tutan tehlikelerin en masumuydu.

Bölgede devriye gezen ya da savaşa giden yabancı bir partiyle karşılaşmak çok daha acı bir kaderdi. Muhafızlar, yollarında kim çıkarsa çıksın hemen oracıkta, bazen akılalmaz yaratıcılıkta işkencelerle boğazlıyordu. Avcılar ile Değişen Yıldız'ın müritleri de en az onlar kadar acımasızdı ama en azından durduk yere, sebepsiz yere saldırmıyorlardı.

Yine de en korkunç değişim başkaydı. Bu kadim kaleyi artık sadece insanlar doldurmuyordu.

Gunlaug'un ölümünün ardından çok fazla kan dökülmüş, sağ kalanlar da kendi küçük savaşlarına öylesine kaptırmıştı ki Kale’yi korumayı tamamen ihmal etmişlerdi. Yıllar sonra Kabus Canavarları yeniden aynı çatının altına dönmüştü.

Gelenlerin bir kısmı gruplar tarafından avlansa da bazıları saklanmayı başarmış, sığınağın derinliklerinde kendilerine yuva yapmıştı. İçeride kaç tane canavar olduğu bilinmiyordu ama sırf bu korku bile insanlara geceleri uykuyu haram etmeye yetiyordu.

Kulaktan kulağa yayılan söylentilerin biri bitmeden diğeri başlıyordu; hepsi birbirinden ürkütücüydü. En çok konuşulanı ise Kan Lordu adında korkunç bir yaratıktı. Söylenenlere göre Parlak Kale’nin koridorlarında sinsice dolanıyor, insanların boğazını sivri dişleriyle parçalayıp kanlarını son damlasına kadar emiyordu. Hatta kimileri bunun Gunlaug'un ta kendisi olduğunu, kendisini öldürenlerden intikam almak için mezardan kalkıp geldiğini iddia ediyordu.

Sunny, devriyelerinden birinde genç bir Muhafız'ın kanı çekilmiş cesedini bulana kadar bu söylentilere pek itibar etmemişti. O an, yüreğine ince bir korkunun sızdığını hissetti. Sonuçta Kan Çiçekleri'nin ne olduğunu biliyordu. Fakat sonra Bright Lord'un bedeninin, ölümünün ardından çıkan o büyük katliamda tamamen yok edildiğini hatırlayıp sakinleşti.

Eğer ortalıkta dolanıp insanların kanını içen Gunlaug değilse… O zaman neydi?

Bugünlerde Kale'de çok fazla huzursuz edici şey oluyordu.

Bölgeler arasındaki ufak ama sık çatışmalar bir yana, insanlar garip ve korkunç şekillerde ölmeye devam ediyordu. Düşünmek bile istemiyordu. Artık üç ana sığınak dışında hiçbir yer emniyetli değildi.

Dış yerleşim tamamen terk edilmişti. Nephis ilk başta savaşa girmek istemeyenler için orada güvenli bir liman yaratmaya çalışmış, fakat düşmanları ona kanlı bir ders vermişti. Kuvvetleri bölmek, doğrudan saldırıya davetiye çıkarmaktı. O olaydan sonra istekli olsun ya da olmasın tüm müritleri Kale’nin güneyine çekilmiş, savaşçıların saflarına katılmıştı.

Yine de iki hafta geçmesine rağmen hiçbir şey değişmemişti. Üç grup da bu kanlı kilitlenmeyi kıramıyor, kör dövüşüne devam ediyordu.

Yakında bir şeylerin patlak vermesi kaçınılmazdı.

Bir akşam Sunny, Değişen Yıldız'ın sığınağındaki salonlardan birinde bir sandığın üzerine oturmuştu. Elindeki kapta zayıf bir tayın vardı ama yine de büyük bir iştahla kaşıklıyordu.

Üç beş metre ötede, Nephis'in müritlerinden birkaçı da aynı şekilde yemeklerini yerken laflıyordu. Can sıkıntısından, bir yandan atıştırıp bir yandan onları dinlemeye başladı.

"Duydun mu? Taht odasının yakınlarında bir Muhafız cesedi daha bulmuşlar. Kan Lordu kapmış adamı."

"İyi olmuş piçe. Ama o şey benim de tüylerimi ürpertiyor."

"Sorma. Korkunç. Ama… benim asıl neyden korktuğumu biliyor musun?"

Daha birkaç hafta öncesine kadar Kale'de barınabilmek için vergi ödeyen adam, gecekondu mahallesinden gelen yoldaşına bakıp kaşını kaldırdı.

"Neyden?"

"Harus. O kambur piçten. Nerede şimdi o? Yemin ederim rüya görebilseydim, her gece o kasap yüzünden kabuslarla uyanırdım."

"...Bekle. Duymadın mı sen?"

"Neyi?"

"Adam öldü."

Eski vergi mükellefinin gözleri fal taşı gibi açılırken, Sunny kafasını çevirip sırıtışını saklamaya çalıştı.

"Olamaz!"

"Bayağı öldü işte. Büyük savaştan sonra tahtın arkasındaki gizli geçitte bulmuşlar leşini. Biri… biri adımı döve döve öldürmüş. Çıplak yumruklarıyla. Ben öyle duydum."

Bir an ortama derin bir sessizlik çöktü. Sonra biri söze girdi:

"Hangi insan evladı o canavarı öldürebilir ki? Hem de çıplak elle?"

Gecekondu sakini ürperdi.

"İşin garibi de o ya. Kimse bilmiyor. Bütün güçlü tiplerin ne yaptığı belliydi. Sen de gördün, hepsi taht odasında kapışıyordu."

"...Hay aksi. Şimdi daha çok korktum. Harus tek başına felaketti ama bu Kale'de onu çocuk oyuncağı gibi öldürebilecek birinin olması… Hem de bunca zamandır hiç renk vermeden, gizlice aramızda yaşamış olması… Kahretsin, bu çok daha korkunç."

Gecekondu sakini başıyla onaylayıp Sunny'ye döndü:

"Hey… Sunny'ydi değil mi? Leydi Nephis'in gözcüsüsün sen. Sence Harus'u kim öldürmüş olabilir?"

Sunny bir an düşündü, sonra gayet ciddi bir tavırla cevap verdi:

"Şey… Savaş alanında gerçek bir dehşet saçan ve muhtemelen dünyadaki en tehlikeli Uykuculardan biri olan bendeniz hariç… Şey… Bence Cassie yapabilirdi."

Genç adam memnuniyetsiz bir ifadeyle yüzüne baktı, ardından kafasını salladı.

"Hiç komik değil dostum. Övünmeni anlarım da Leydi Cassia ile dalga geçmek sana yakışmadı."

Sunny gözlerini kırpıştırdı. Cassie ile ne zaman dalga geçmişti ki? Harus'un yeteneği düşünüldüğünde, o kamburla dövüşebilecek en mantıklı aday Sunny'den sonra Cassie'ydi. Kız zaten kördü ve bu şekilde savaşmaya fazlasıyla alışkındı. Yankıları'nın desteğiyle o savaştan sağ çıkma şansı oldukça yüksekti.

Mahcup bir gülümsemeyle omuz silkti.

"Ü-üzgünüm, lafımı pek toparlayamadım. Her neyse, ben çıkıyorum."

Sandıktan atlayıp grubun ana üssünü koruyan barikata doğru ilerledi.

Gecekondu sakini şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı.

"Nereye gidiyorsun? Akşam oluyor!"

Sunny sırıttı.

"Büyük bir avın peşine. Dert etme ya, Karanlık Şehir'de üç ay tek başıma yaşadım ben, unuttun mu? Bugün de başıma bir şey gelmez…"

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.