İşin özüne bakılırsa her şey aslında oldukça basitti. Sunny, Şövalye’den öyle nefret ediyordu ki bu konuda üzerine düşeni fazlasıyla yapmış, onun hakkında her şeyi öğrenmek için sayısız saat harcamıştı. Canını yakan bu yaratığı öldürmeyi kafasına o kadar koymuştu ki işi şüphelinin, yani o şeytanın mesken tuttuğu katedral harabesine yerleşmeye kadar götürmüştü.
Bunun sonucunda Sunny, Şövalye hakkında her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilen tek uzman haline gelmişti. Güçlü yönlerini, zayıflıklarını, davranış kalıplarını ezberlemişti...
Ve en önemlisi, o şeytanın ne tür doğaüstü güçlere sahip olduğunu biliyordu.
Daha düşük rütbeli kabus yaratıklarının aksine, şeytanlar, uyanmışların yönelim yeteneklerine benzer, akılalmaz ve dehşet verici güçlere sahipti. Onları bu denli tehlikeli kılan da buydu. İşte bu yüzden Sunny’nin, Şövalye’nin gücünü çözmüş olması hayati bir önem taşıyordu.
Gözleri kapalı dövüşmek zorunda kaldıkları Kule Habercisi’nin aksine, ekip bu kez karşılarında ne olduğunu çok iyi bilerek o düşmüş şeytanın karşısına çıkacaktı. Böylece plan yapabilir, strateji geliştirebilir ve hazırlıklarını tamamlayabilirlerdi.
Düşmanını bilmek, zaferin yarısı demekti.
Diğer yarısı ise kendini bilmekten geçiyordu.
Sunny’nin yüzündeki gülümseme kayboldu. Öne doğru eğilerek konuştu:
"Şövalye tam anlamıyla yaşayan bir kabus. Düşmüş bir şeytanın olması gerektiği kadar güçlü, hızlı ve yok edilemez. Onun kılıcı altında can veren sayısız yaratık gördüm; şekli, boyutu, rütbesi veya sınıfı ne olursa olsun fark etmiyor. O piç gerçekten çok güçlü."
Effie kıkırdadı.
"Bizi pek rahatlatmıyorsun Sunny, farkındasın değil mi?"
Sunny kıza yan gözle bakıp dişlerini göstererek güldü.
"Dahası da var. Onu ölümün ete kemiğe bürünmüş hali yapan şey sadece o akılalmaz gücü değil, katedralin o devasa salonunda yaşayan ve ona boyun eğen o karanlık. Şövalye o karanlığa büründüğünde tek bir ses bile çıkarmadan, görünmeden ve hızla hareket edebiliyor. Fiziksel özellikleri katbekat artıyor ve durdurulamaz bir kıyım makinesine dönüşüyor."
Sunny yüzünü ekşitti.
"Üstelik o karanlığın içindeyken aldığı her türlü hasar anında iyileşiyor. O karanlığın sınırları içinde neredeyse ölümsüz."
Ekiptekiler şüphe dolu bakışlarla birbirlerine baktılar. Sadece Değişen Yıldız her zamanki gibi tepkisizdi.
Sunny’nin yüzünde hafif, muzip bir gülümseme belirdi. Nephis’e dönerek konuştu:
"Ama işte tam bu noktada sen devreye giriyorsun, Neph. Senin o göz alıcı ışığın sayesinde o karanlık yok olacak. Alevlerin o piçin en büyük silahını elinden alabilir. Karanlık gücü olmadan, Şövalye sadece güçlü bir ucubeden ibaret kalacak. Aynı rütbedeki bir iblisten birazcık daha tehlikeli olacak, o kadar."
Caster, düz bir ses tonuyla ona baktı:
"Sanki düşmüş bir iblis kolay bir düşmanmış gibi konuşuyorsun."
Sunny başını iki yana salladı.
"Hayır, öyle demiyorum. Bu savaşın ne kadar zor olacağının gayet farkındayım. Hatta bunu aranızda en iyi ben biliyorum. İşin aslı, şafak parçası olsa bile silahlarımız onun canını yakmaya yetmeyecek. Etinin sertliğinden değil, tepeden tırnağa ağır bir zırhla kaplı olmasından. Doğrusunu isterseniz, o zırhın altında bir beden var mı ondan bile emin değilim. Zırhındaki tek açık nokta, miğferinin siperliği."
Şövalye’nin göz yerinde yanan iki kızıl kordan başka bir şey yoktu, bu yüzden Sunny o piçin bir yüzü olup olmadığını bile bilmiyordu.
Kai hafifçe kıpırdandı ve kararsız bir sesle sordu:
"Yani onu öldürmenin tek yolu miğfer siperliğindeki o incecik aralığı vurmak mı? Ben... Bunun mümkün olduğundan emin değilim. Sabit bir hedefte belki, ama o kadar hızlı ve ölümcül hareket eden bir hedefte... Bunu başarabileceğime söz veremem."
Diğerleri de onaylayarak başlarını salladılar.
Sunny sırıttı.
"Ah, evet. Bu gerçekten zor olurdu. Neyse ki buna mecbur değiliz."
Bir an duraksadıktan sonra, keşfetmesi çok ama çok uzun zamanını alan o sırrı açıkladı:
"Gerçek şu ki, o siperlik bir tuzak. Zayıf bir nokta gibi görünüyor ama değil. Şövalye’nin asıl zayıflığı zırh tarafından korunmuyor bile."
Yüzüne karanlık bir ifade çöktü.
"Zayıflığı, kılıcı."
Aylar boyunca o şeytanı gözlemleyen Sunny, bu lanet şeyi yok etmenin yolunun zırhını delmeye çalışmaktan değil, o dehşet verici devasa kılıcını parçalamaktan geçtiği kanaatine varmıştı.
Şövalye’nin sayısız kabus yaratığıyla dövüşünü izleyen Sunny, tuhaf bir döngü fark etmişti. Katedrale yolu düşen canavarlar da tıpkı ekiptekiler gibi içgüdüsel olarak koruyucunun gözlerine saldırma eğilimindeydi. Ama o piç bu saldırıları zerre umursamıyordu.
Ancak ne zaman güçlü bir darbe alacak olsa, o kara kılıcıyla engellemek ya da savuşturmak yerine, darbeyi kendi bedeniyle karşılamayı seçiyordu. Sanki kılıcına en ufak bir zarar gelmesinden deli gibi korkuyor gibiydi.
Bu davranışa odaklanan Sunny, düşmüş şeytanın sakınmaya çalıştığı tek şeyin gerçekten de o kılıç olduğunu kesinleştirmişti.
Onun asıl zayıflığı buydu.
Nephis başını hafifçe yana eğerek onun sözlerini tekrarladı:
"...Kılıcı mı?"
Sunny başıyla onayladı.
"Evet. Eğer Şövalye’yi öldürmek istiyorsak, o devasa kılıcı yok etmek zorundayız. Tek yol bu."
Effie birkaç kez gözlerini kırpıştırdı, ardından öfkeyle ona dik dik baktı.
"Zırh tarafından korunmuyor dediğin şey bu mu yani? Tabii ki korunmayacak be adam! Çünkü o kılıç zırhın kendisinden bile daha serttir, seni şapşal!"
Başını iki yana salladı.
"Düşmüş bir şeytanın savurduğu bir kılıcı nasıl kıracağız peki? Ha?"
Sunny gülümsedi.
"Ah, sizin kırmanıza gerek yok. Hatta kırmamanızı rica ediyorum. Siz bana yardım etmek için orada olacaksınız ama o piçi benden başka kimse öldüremez. Kimse, anlıyor musunuz? Sizin göreviniz o iblisi oyalamak olacak. Kılıcı bana bırakın."
Avcı kadın alayla güldü.
"Bu bir cevap değil. Hiçbirimizin gücü o kadar güçlü bir silahı kırmaya yetmiyorsa, sen onu nasıl yok edeceksin?"
Sunny bir süre ona baktı, sonra omuz silkti.
"Ben yok etmeyeceğim. Onu kırabilecek biri gibi mi duruyorum? Tabii ki hayır, kıramam da zaten."
Dudaklarında karanlık bir tebessüm belirdi.
"...Ama Taş Azize? Onun bunu yapabileceğine dair bahse girerim."
Daha onun gölgesi bile olmadan önce iki düşmüş canavarı tek başına katletmişti. Şimdi ise Sunny’nin kendi gölgesi, neredeyse bin kadar parçayla beslenip güçlenmişken, Karanlık Şehir’de Azize’nin onun desteğiyle yok edemeyeceği çok az şey vardı.
Evet, Şövalye’nin kılıcını kırabileceğine dair bahse girmeye hazırdı.
Hatta bu uğurda hayatını ortaya koyacaktı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.