İntikamın Gölgesi

Karanlık Şehir’in uzaktaki surlarından gözlerini kaçıran Sunny, derin bir nefes alıp gözlerini yumdu ve içindeki öfke dalgasının yatışmasına izin verdi.

Şimdilik soğukkanlılığını korumak zorundaydı. Düşmüş bir iblis öldürmek çocuk oyuncağı olmayacaktı. Hatta bu iş onun sonunu bile getirebilirdi.

Ama ne olursa olsun bunu yapmaya kararlıydı. O yaratığa olan kan borcunu mutlaka ama mutlaka ödetecekti.

Ateşin yanına doğru yürüyen Sunny, eski ve yıpranmış mermer kemerin üzerinde geçirdikleri o eski günleri anımsamaya çalışarak oturdu. Ne kadar da eğlenceli birkaç gündü ama.

Üstelik göz zevkine de hitap ediyordu...

Gölgesi umutsuzca başını sallayarak arkasını döndü.

Çok geçmeden Nephis ona yiyecekten düşen payı uzattı. Ellerindeki malzemelerin kısıtlılığına rağmen, geçen bunca ayda yemek yapma konusundaki becerilerini epey geliştirmişti. Yine de en iğrenç canavar etini bile leziz bir ziyafete dönüştürmek herkesin harcı değildi.

Bunun Akademi’de ayrı bir ders olarak okutulması gerekirdi.

Öğretmen Julius ona Rüya Alemi’ndeki zehirli şeyleri ayırt edip nasıl hayatta kalacağını öğretmişti ama işin lezzet kısmına pek değinmemişti.

Sulu bir et parçasını ısırırken Sunny bir anlığına da olsa dertlerini unutup bu nadir huzur anının tadını çıkardı. Eti bitirdikten sonra memnuniyetle gülümsedi ve ellerini Kuklacının Örtüsü’nün yumuşak kumaşına sildi. Ardından Nephis’e bir bakış atıp sordu:

“Yarın şehre varmış oluruz, değil mi?”

Kız onu onaylayarak başını salladı.

“Bir aksilik çıkmazsa...”

Sunny biraz düşündükten sonra meraklı bir tonla ekledi:

“Sence Gunlaug döndüğümüzü biliyor mudur?”

Nephis birkaç an düşündükten sonra cevap verdi. Sesi sakin ve kayıtsızdı.

“Kesinlikle.”

Sunny içini çekti. Kendi ulaştığı sonuç da buydu. Parlak Kale’ye ilk ayak bastığı zamanlarda Caster’dan öğrenmişti; bir insanın daha önce karşılaştığı herkesin yaklaşık konumunu saptayabilen bir zanaatkar vardı orada. Caster da Unutulmuş Kıyı’ya gönderilen uyuyanların sayısını bu sayede öğrenmişti.

Gunlaug’un yaklaşmakta olduklarını öğrenebileceği başka hiçbir yolu olmasa bile o kadına sorması yeterliydi.

Sunny oturduğu yerde biraz kıpırdanıp sordu:

“Peki bizi karşılamak için bir parti hazırlamış mıdır?”

Değişen Yıldız başını iki yana salladı.

“Sanmıyorum. Bir şey yapmasına gerek yok. Gunlaug bizim kendi rızamızla ona geleceğimizi biliyor. Çünkü gidecek başka hiçbir yerimiz yok.”

Kısa bir süre sustuktan sonra devam etti:

“Ama en önemlisi, onun derdi hiçbir zaman beni ya da insanlarımı öldürmek olmadı. O her zaman benim temsil ettiğim fikirleri yok etmek istedi. Kimse görmedikten sonra beni ezmesinin ne anlamı var ki? Gunlaug seyircisi olmadan hiçbir şey yapmaz. Sahneden kaçmamızı engellemek için Harus’u göndermişti ama şimdi sahneye geri döndüğümüze göre kaçınılmaz olanı aceleye getirmesine gerek yok.”

Herkes bu konuşmayı karanlık yüz ifadeleriyle dinliyordu. Sunny onlara göz ucuyla bakıp biraz tereddüt ettikten sonra sordu:

“Onu yenebileceğinden emin misin?”

Nephis gözlerini ateşe dikti. Kısa bir sessizliğin ardından sadece şöyle dedi:

“Evet.”

Bunu duyan Sunny tatlı tatlı gülümsedi.

“E güzel, senin adına sevindim ama ben emin değilim. O yüzden o manyak hepinizi gebertmeden önce şu bizim anlaşmayı tamamlayalım. Ne dersiniz?”

Neph’in dudağının kenarı yukarı doğru kıvrıldı.

“Düşmüş iblis konusundan mı bahsediyorsun?”

Başını salladı.

“Evet. O piçten bahsediyorum. Onu öldürmeme yardım edeceğine söz vermiştin, hatırladın mı?”

Bu sırada Kai ona karmaşık bir ifadeyle bakıyordu. Sonunda dayanamayıp sordu:

“Sunny... Gerçekten bize katılmayacak mısın? Buradan kaçmak için tek bir şansımız olduğunu görmüyor musun? Kurtarabileceğimiz bunca hayatı saymıyorum bile!”

Sunny omuz silkti. Dürüst olmak gerekirse bu konuda kendisi de tamamen emin değildi. Bir yandan Nephis’in o çılgın hedefine ulaşmasına yardım etmek istemiyordu. Diğer yandan ise kızın başlattığı şeyler o olsa da olmasa da gerçekleşecekti.

Ne yapacaktı yani, gidip kendi katedraline saklanıp Unutulmuş Kıyı’da hayatta kalan son insan olana kadar bekleyecek miydi?

Kaderin böylesi de batsındı...

“Belki katılırım, belki de katılmam. Kim bilir ne olacağını?”

Sustu ve Cassie’ye yan gözle bir bakış attı.

Aslında burada ne olacağını az çok bilen en az üç kişi vardı.

Kaderden kaçmak imkansız gibi bir şeydi.

“Ama konumuz bu değil, öyle değil mi? Önemli olan önce bizim anlaşmayı tamamlamamız, sonra ne haltsanız onu yemeniz...”

Değişen Yıldız ikisine birden bakarak bu konuşmayı sakince noktaladı:

“Tabii ki. Sorun değil. Önce katedrale gideceğiz. Ne de olsa anlaşma anlaşmadır.”

Sunny memnuniyetle gülümsedi.

Nephis ona bakıp ekledi:

“Ama Sunny... Bir düşmüş iblis canavarını tam olarak nasıl öldüreceğiz?”

Sunny’nin gülümsemesi daha da genişledi.

“Ah! Bunu sormana çok sevindim...”

Sunny, Kara Şövalye’yi tam olarak nasıl öldüreceğinin planlarını altı aydan uzun süredir yapıyordu. Karanlık Şehir’den ayrılmadan önce, o korkunç iblisi izleyerek ve onun hakkında bilinebilecek her şeyi öğrenmeye çalışarak tam iki ay geçirmişti.

Söylemeye gerek bile yoktu, bu kadar güçlü bir yaratığı katletmek hiç de kolay olmayacaktı. Aslında bu, şimdiye kadar verdikleri en zorlu mücadele olacaktı.

Neredeyse imkansız görünüyordu.

Ama gerçekten öyle miydi?

Düşmüş bir canavar olduğu ortaya çıkan Kule Elçisi’ne karşı verdikleri savaş, gruptaki birkaç kişinin neredeyse hayatına mal oluyordu. O sınıftaki bir yaratığa karşı bile ucu ucuna dayanabilmişlerdi ve bir iblis ondan katbekat daha dehşet vericiydi.

Ancak karşılaştıkları Elçi ile Kara Şövalye arasında çok büyük bir fark vardı.

Ve bu fark aslında çok basitti.

Sunny, o Elçi’den tüm o karanlık ve kin dolu kalbiyle bu kadar nefret etmiyordu.

Şimdi ise bu nefret, dengeleri onların lehine değiştirecekti.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.