Nasıl cevap vereceğini bilemeyerek bir an tereddüt etti. Saniyeler akıp giderken aralarındaki sessizlik söylenmemiş anlamlarla dolup gerildi.
Sonunda Nephis gözlerini kırpıştırıp bakışlarını kaçırdı, Kızıl Dehşet'in cesedine dikti. Kılıcı tutan eli hafifçe titriyordu.
"Öldürdüm mü? Evet... Hallettim. Şansım yaver gitti sanırım..."
Biraz duraksadıktan sonra alçak bir sesle ekledi:
"Sonuçta sahte bir yıldızdan ibaretti."
Sunny hafifçe gülümsedi ama gözlerindeki soğukluk silinmedi.
"Şans ha... Şansın ne olduğunu az çok bilirim Neph. Böyle bir yaratık sadece şanssızlık yüzünden ölecek türden değildi."
Nephis bir süre sessiz kaldı, ardından içini çekerek yere baktı.
"Evrimleşiyordu... Bir titana dönüşmeye çalışıyordu. Dönüşümün ağırlığı onu savunmasız bıraktı. Tam Dehşet en zayıf anındayken saldırmış oldum. Bu yüzden öldü..."
Bir titana mı evrimleşiyordu?
Yüzündeki şaşkın ifadeyi fark eden Değişen Yıldız yüzünü buruşturup yapay güneşi işaret etti.
"Ne yaptığımızın farkında değil misin?"
Sunny başını kaldırıp ışık saçan parlak küreye baktı ve kaşlarını çattı.
Tüm bu kaosun içinde, savaşın ardından yaşananların çapını, nedenlerini ve sonuçlarını etraflıca tartmayı gerçekten de unutmuştu.
Düşününce... Yapay güneşin ışığı neden dokunduğu her canlının ruhunu yok etsin ki? En azından kadim uygarlığın çöküşünden önceki sayısız nesil boyunca böyle bir şey yaşanmamıştı.
Fakat sonra Kap yozlaşmış ve bir Kâbus Yaratığına, yani Dehşet'e dönüşmüştü. Aynı anda her şeyi yutan karanlığın lanetini hapseden mühürler kırılmış, karanlık serbest kalmıştı.
Yani aslında yozlaşmış güneş, karanlık deniz ona eşlik etmeden tek başına hiç var olmamıştı.
Bugüne kadar.
Sunny hep güneşin karanlık denizi dizginlediğini düşünmüştü. Yoksa... Güneş de karanlık tarafından mı dizginleniyordu?
Kadim laneti defedip yeraltına kilitlediğinde, güneş sonunda prangalarından kurtulmuştu. Işığının aniden değişip yok edici beyaz bir parıltıya dönüşmesinin sebebi buydu.
Artık dilediğini yapmakta özgürdü.
Fakat başka bir şey daha vardı...
Sunny'nin gözleri büyürken Nephis başını salladı.
"Evet. Yapay güneş sadece Kızıl Kule'nin çevresini aydınlatmıyor. Bütün Unutulmuş Kıyı'yı aydınlatıyor. Işığı her yere ulaşıyor. Yani biz kulede savaşarak ilerlerken, Unutulmuş Kıyı'daki canlıların çoğu silinip gitti. Bütün o ölüm, bütün o sayısız ruh... Kızıl Dehşet'in evrimini beslemek için devasa bir kurban töreni gibi Labirent tarafından Kule'ye yönlendirildi."
Nephis ise tam da Dehşet bu korkunç dönüşümün sancılarını çekerken saldırmıştı. Pekala, bunun bir tesadüf olmadığı açıktı. Sunny, Rüya Ordusu'na ilerleme emrini vermeden önce Neph'in Kule kapılarından dışarı bakarkenki o düşünceli halini unutmamıştı.
Ürperdi; Rüya Âlemi'nin bu koca bölgesinde neredeyse hiç yaşam kalmadığını ancak şimdi idrak ediyordu. Yalnızca çok az sayıda Kâbus Yaratığı hayatta kalabilmiş olmalıydı; ölümcül güneş ışığından zamanında saklanacak kadar şanslı olanlar ya da ona direnebilecek kadar güçlü olanlar.
Böylesine sınırsız bir ruh akışı, Kızıl Dehşet'i evriminin bir sonraki aşamasına taşımaya fazlasıyla yeterdi. Ya da yozlaşmasının mı demeliydi? Kâbus Yaratıkları güçlendikçe başlarına her ne geliyorsa işte. Sunny bu konularda pek bir şey bilmiyordu fakat Rüya Âlemi'nin koca bir bölgesinin kökünün kazınması kesinlikle böyle bir şeye yol açabilirdi.
Şimdi ise Dehşet ölmüştü ve yozlaştırıcı etkisi yok olarak yapay güneşi eski haline döndürmüştü.
Yine de bu kadar basit olamazdı.
Düşüncelerine yanıt verircesine Kule yeniden sarsıldı. Odanın zemininden bir taş blok daha kopup aşağı yuvarlandı. Güneşin ışığı aniden biraz daha soluklaştı.
Yukarı bakan Sunny, yapay güneşin birkaç dakika önceki kadar parlak görünmediğini fark etti. Sanki yavaş yavaş ölüyordu.
Gerçekten ölüyor muydu? Ne de olsa artık fırınına ruh özü akıtacak bir kap kalmamıştı.
Düşüncelerini bölen Nephis'in kısık ve yorgun sesi oldu:
"Diğerlerine ne oldu?"
Sunny kıpırdanıp odanın zeminindeki yarıktan aşağı baktı.
Çok aşağıda, geniş balkonu ve üzerindeki Geçit'in parıldayan halkasını görebiliyordu. Işıltısı nedense daha zayıf görünüyordu. Balkon ise bomboştu. Orada tek bir insan bile yoktu; Dehşet öldüğünde sahte yaşamları son bulan mercan golemler bile hareketsizce yatıyordu.
"Herkes kaçtı."
Neph sanki bir rahatlama dalgasıyla yavaşça içini çekti. Uzun bir sessizliğin ardından hafifçe kıpırdanıp sordu:
"Peki ya Caster?"
Sunny ona bakıp omuz silkti. Konuştuğunda sesi soğuk ve kayıtsızdı:
"Onu öldürdüm."
Değişen Yıldız uzun süre sessiz kaldı. Sonra sanki kimseye hitap etmiyormuş gibi fısıldadı:
"Demek bu yüzden..."
Dudaklarından acı bir gülüş kaçtı.
Nephis derin ve karanlık bir duygunun ağırlığı altında eziliyormuş gibi ellerini yüzüne kapattı. Birkaç saniye sonra boğuk sesi duyuldu:
"Onu öldürmemeliydin Sunny..."
Sunny hırladı.
"Öyle mi? Nedenmiş o?"
Genç kız birkaç saniye hareketsiz kaldı, ardından yavaşça ellerini indirip dizlerinin üzerine koydu. Yüzü solgun ve kederliydi.
"Niteliklerine baktın mı?"
Sunny başını sallayıp meraklı bir ifadeyle ona baktı.
"Baktım. Yeni bir tane gelmiş. Ruh İletkeni."
Değişen Yıldız uzaklara bakarak başını salladı.
"Evet. Bende de aynısı var."
Sunny kaşını kaldırıp sakin ve tok bir sesle sordu:
"Ne anlama geldiğine dair bir fikrin var mı?"
Nephis bir süre konuşmadı, sonra başını çevirip ona baktı.
"Hâlâ anlamadın mı?"
Sunny omuz silkti.
"Biraz meşguldüm. Neden? Neymiş olay?"
Nephis içini çekip odanın duvarlarına baktı ve nihayet konuştu:
"Bu kule devasa bir ruh makinesi. Ruh özünü toplayıp yapay güneşe aktarmak için inşa edilmiş. Ancak küçük ama hayati bir çark olmadan çalışamaz. Bütün bu gücün dayanak noktası, bütün bu ruhların iletkeni olacak bir insan olmadan işleyemez."
Ardından çok daha kısık bir sesle ekledi:
"Yani bir kap."
Sunny ürpererek o iğrenç yaratığın cesedine dik dik baktı. Yapay güneşin önceki kabına.
Nephis onu öldürerek Kule mekanizmasının hayati bir parçasını yok etmişti; bu yüzden Kule kendine yeni bir parça bulmuştu.
İkisini.
Unutulmuş Kıyı'da kalan, yok edici güneşten kadim kulenin içine sığınarak kurtulan son iki insanı.
İnsan bunun bir kader olduğunu düşünmeden edemezdi.
"Bu bizim için tam olarak ne anlama geliyor? Biz de o şeye mi dönüşeceğiz?"
Neph yavaşça başını iki yana salladı.
"Henüz değil. Uzun bir süre böyle bir şey olmaz. Dehşet savaştan sonra topladığı ruhların çoğunu soğurmuştu ve artık güneşe kurban sunacak kimse yok. Labirent de artık öldü."
Sözlerini doğrularcasına Kule bir kez daha titredi, aşağılardan bir yerlerden taşların parçalanma sesi yükseldi.
Sunny başını yana eğdi.
"O zaman sorun ne? Buradan hemen defolup gidip bir daha asla geri dönmeyemez miyiz?"
Değişen Yıldız gözlerinde soğuk ve acı dolu duygularla ona baktı.
"Anlamıyorsun, değil mi?"
Dişlerini sıkarak devam etti:
"Kızıl Kule bir makine ve Geçit de bu makinenin bir parçası. Kule, Ruh İletkeni olarak görev yapacak bir insan olmadan çalışamaz; aynı şekilde Geçit de çalışamaz. Geçit'in işlemesi için kulenin içinde bir Kap bulunmak zorunda."
Ayağa kalktı, hafifçe sendeledi ve sonunda karanlık bakışlarını ona dikti.
"Yani buradan sadece birimiz kaçabilir."
Sunny birkaç saniye boyunca ona baktı, ardından aşağıdaki Geçit'in uzak halkasına göz gezdirdi.
Sonunda tekrar Nephis'e döndü:
"Geride kalıp gitmeme izin vermezsin herhalde?"
Değişen Yıldız çarpıcı gri gözlerinde beliren yoğunluk ve alevlenen beyaz kıvılcımlarla ona baktı:
"Ben de sana aynısını soracaktım."
Sunny bir an duraksadı, sonra sırıttı.
"Hiç şansın yok."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.