Peşimizdeki Gölge

"Biri bizi takip ediyor."

Sunny’nin kaşları iyice çatıldı. Vakit kaybetmeden öne atılıp Nephis, Caster ve Effie’ye yetişti. Avcı kadın ona bir bakış atıp hafifçe gerildi.

"Gölgen bir düşman mı fark etti?"

Gölge o sırada grubun birkaç yüz metre önünde ilerliyor, olası tehlikelere karşı etrafı kolaçan ediyordu.

Sunny başını iki yana salladı.

"Cassie takip edildiğimizi hissetmiş. Gölgeyi geri çekip arkaya, bir bakmaya göndereceğim. Teyakkuzda kalın."

Effie başıyla onayladı. Tabii partinin yol bulucusu olarak zaten her zaman tetikteydi; Sunny sadece stratejisini ona göre belirlemesi için onu uyarıyordu.

İkisi birlikte çalışmaya fazlasıyla alışkın olduklarından kelime israfına gerek duymadılar.

Sunny gölgeye dönmesini emretti ve grubun en arkasına geçti. Oraya vardığında, çevresini saran gölgelere odaklanarak gözle görülemeyen bir şeylerin varlığını hissetmeye çalıştı.

Ancak hiçbir şey yoktu.

Önünde, partinin geri kalanı sessizce en kötüsüne hazırlanıyordu. Meçhul takipçiye hazır olduklarını belli etmemek için henüz kimse silahını çağırmamıştı. Kimse başını bile çevirmemişti. Yine de Sunny, kaslarındaki gerginlikten bu huzurlu havanın her an bir hareket fırtınasına dönüşebileceğini görebiliyordu.

Değişen Yıldız ve av partisi, o korkunç şöhretlerini tesadüfen kazanmamışlardı.

Nihayet gölge geri döndü. Sunny, gölgesini bir saniye bile dinlendirmeden hemen az önce geçtikleri sokakları gözlemesi için geriye yolladı. Algısı, kendi görüşüyle gölgenin görüşü arasında ikiye bölünmüştü.

Gölge uzaktayken hissettiği o savunmasızlık duygusu iyice katmerlendi. Sunny kasvetli bir kabullenişle içini çekti. Grubun en arkasında olması ve bu yüzden bir saldırı anında ilk kurbanın kendisi olacağı gerçeği, durumunu hiç de kolaylaştırmıyordu.

Sakin ol. Daha grubun peşinde ne olduğunu bile bilmiyorsun.

Birkaç an sonra gölge, yıkık dökük bir binanın karanlığına sinmiş, peşlerine düşmek isteyen birinin geçmek zorunda olduğu kavşağı gözlüyordu. Sunny, hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi yürümeye devam etti.

Saniyeler gergin bir sessizlik içinde akıp gitti.

Neredesin? Nesin sen?

Gizemli takipçinin ne olduğuna göre tepkileri de değişecekti. Eğer bir canavar ise ya onunla dövüşecekler ya da izlerini kaybettirmeye çalışacaklardı. Ancak yaratık, kadim harabelerde kol gezen o gerçekten dehşet verici varlıklardan biriyse… o zaman işler iyice sarpa saracaktı.

Bir ihtimal daha vardı. O da peşlerindekinin bir canavar değil, bir insan olmasıydı. Gunlaug, Değişen Yıldız ve ekibine pusu kurması için bir avcı timi göndermiş olabilirdi.

Eğer durum buysa… dürüst olmak gerekirse Sunny ne olacağını kestiremiyordu. Yine de, sayıca üstün olsalar bile Ev Sahibi'nden gelecek bir saldırıya göğüs gerebilecek yetenekte olduklarından emindi.

Diğerleri de aynı fikirde görünüyorlardı.

Birkaç dakika geçtikten sonra gölge nihayet bir hareketlilik fark etti. Biri caddenin ortasında yavaşça yürüyor, varlığını gizlemeye bile çalışmıyordu. Sunny ilk başta bunun Karanlık Şehir'de dolanan hortlaklardan biri olduğunu sandı. Figür, her ne kadar insan görünümünde olsa da tuhaf bir şekilde çarpıktı; süssüz, koyu renkli bir pelerin uzuvlarını ve yüz hatlarını gizliyordu. Ama sonra…

Sunny aniden kalbini buz gibi bir korkunun pençelediğini hissetti.

O cam gibi bakan, cansız gözleri tanımıştı. Pek çok insanı dehşete düşüren o iğrenç, soluk yüzü…

Harus. Bu gelen Harus’tu. Jubei’yi çıplak elleriyle parçalara ayıran o ölümcül kasap, Gunlaug’un zalim celladı ve gizli bıçağı.

Jubei’nin idam edildiği gün Parlak Kale’nin büyük salonundaki o aynı sıkılmış ifadeyle lanetli harabelerin arasından geçiyor, onların ayak izlerini takip ediyordu.

Gunlaug, Değişen Yıldız’a pusu kurmak için onlarca avcı göndermemişti. Onun yerine tek bir adam yollamıştı.

Sunny ürperdi.

Kahretsin. Neden… neden bu adamdan bu kadar çok korkuyorum?

Ama nedenini biliyordu. Çünkü derinlerde bir yerde, birbirlerine benzediklerini hissediyordu. Harus, Sunny’nin dönüşmekten korktuğu her şeyin vücut bulmuş haliydi.

Korkusunu üzerinden atmaya çalışarak öne doğru yürüdü ve Nephis’e bir bakış attı. Ardından pürüzlü bir sesle konuştu:

"O… o lanet olası kambur. Bizi takip ediyor."

Havayı bir anda yoğun bir gerginlik kapladı. Bakmasına bile gerek yoktu, herkesin yüzünün karardığını biliyordu.

Harus bir gizemdi. Kusurunu bırakın, kimse onun yeteneğinin ne olduğunu bile bilmiyordu. Bu dehşet verici adam hakkında bilinen tek şey çok güçlü olduğu ve eline düşen tek bir kurbanın bile sağ kurtulamadığıydı.

Neph kaşlarını çattı.

"Yalnız mı?"

Sunny başını salladı.

"Evet."

Sağ tarafında duran Caster alçak sesle alay etti.

"Gunlaug ne düşünüyor acaba, altı kişiye karşı tek bir adam mı gönderiyor?"

Ancak Neph onun bu küçümseyen tavrını paylaşmıyordu. Sola dönüp Effie’ye bir bakış attı. Yüzünde karanlık bir ifade vardı.

"Sen ne diyorsun?"

Avcı kadın birkaç an tereddüt etti. Sonra o heybetli boyundan aşağıya doğru bakarak tek bir şey söyledi:

"Bence kaçmamız gerekiyor."

Caster yüzünü ekşitti.

"Kaçmak mı? Neden? Harus ne kadar güçlü olursa olsun, onu alt edebiliriz. Hiçbirimiz zayıf değiliz. Onu teke tekte yenemesek bile…"

Effie başını iki yana salladı.

"Anlamıyorsun, değil mi? Harus’la dövüşemeyiz. Kimse dövüşemez. Pek çok kişi denedi ve şimdi hepsi ölü."

Dişlerini sıktı.

"O insan kılığına girmiş bir canavar, Caster. Akılalmaz derecede güçlü. Ama sorun bu bile değil. Asıl sorun, kimsenin onun yeteneğini bilmemesi. Bildiğimiz tek bir şey var: Harus senin için geldiyse, ölürsün."

İçini çekti.

"Gunlaug’un onları ortadan kaldırmak için Harus’u göndereceğini duyup da direnmeye çalışan çok kişi gördüm. Güçlü insanlar, zayıf insanlar… Bazıları onunla tek başına dövüşmeye kalktı, bazıları korkunç müttefikler topladı. Ertesi sabah olduğunda hepsi ölüydü. Ne kadar güçlü olduklarının ya da ona karşı koymak için kaç kişi toplandıklarının hiçbir önemi yoktu, tek bir kişi bile sağ çıkamadı. Geriye kalan tek şey kan ve cesetlerdi…"

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.