Birkaç saniye boyunca ikisi de kıpırdamadan durdu. Caster'ın yüzündeki şok ve inanımsızlık; öfke, hiddet ve korkuyla harmanlanmıştı.
Başını yavaşça kaldırıp gözlerini nefretle Sunny'ye dikti.
"Seni pislik..."
Sesi bastırılmış bir gazapla titriyordu.
İyi. Gazap iyidir. Kontrolünü kaybettiren her şey iy...
Bir an sonra Sunny'nin göğsüne sert bir darbe indi ve acı dolu bir çığlıkla geriye savruldu. Efsunlu jianın ucunu bir şekilde saptırmayı başarsa da soylu avcı yine de ona hızlı bir tren gibi çarpmıştı. Kılıcın keskin ucu Kuklacı Kefeni'ni bir kez daha delip Sunny'nin ön kolunu yardı.
Lanet olsun!
Bu hiç adil değildi. Kefen, uyanmış kademesinde beşinci seviye bir hafızaydı. Bu piç, onu bu kadar zahmetsizce kesebilen bir silahı nereden bulmuştu böyle?
E, Sunny aslında cevabı az çok biliyordu. O hayaletimsi yeşil jianın daha yüksek değilse bile aynı seviyede olmadığını kim söyleyebilirdi ki? Soylu klanların hazinelerinde bir sürü güçlü hafıza vardı.
Onun aksine.
Yere çakılır çakılmaz yuvarlanan Sunny, yana doğru fırladı ve Gece Yarısı Kırıntısı'nın kabzasıyla Caster'ın eline vurup savurdu. Kafasının kopmasından son anda kurtulmuştu.
Sarsılan Sunny, havaya bir avuç mercan tozu savurup geri çekildi. Salise sonra düşmanı, toz bulutunun içinden intikam hırsıyla yanan bir iblis gibi fırladı. O lanet jian yine kalbine doğrulmuştu.
Fakat...
Caster farklı görünüyordu.
Anlaşılan Sunny, bu gururlu soyun kusuru ve o gizemli muskaya dair tahmininde tam hedefi vurmuştu. Caster zaten birliğin diğer üyelerinden biraz daha yaşlı görünüyordu... Ki ikisinin arasındaki en büyüklerin Effie ve Kai olması gerektiği düşünülürse bu garipti. Akademi'deyken böyle bir fark olmadığı için ilk başta Sunny'nin dikkatini bu çekmişti.
Ancak o kristal kum saati kırıldığına göre zaman, bu soyluyu yakalıyor gibiydi. Onu şu an kim görse yirmilerinin sonunda, hatta belki otuzlarının başında sanırdı.
Sunny'nin sadece bir yıl önce tanıştığı o genci hâlâ andırıyordu ama sadece andırmakla kalıyordu. Karşısında artık olgun, güçlü ve yakışıklı bir adam vardı; koyu teni hâlâ pürüzsüz olsa da göz ve ağız kenarlarında gelecekteki kırışıklıkların izleri belirmeye başlamıştı. Sakalına tek tük teller düşmüştü.
Bütün kaslarını zorlayan Sunny, yerini koruyup bu ölümcül hamleyi savuşturdu ve sola doğru kaçtı. Yine saniyenin küçük bir kesriyle geç kalmıştı; bedeninde bir kesik daha açıldı.
Lanet olsun!
Acıyla yüzünü buruşturan Sunny; sıyrıldı, kaçındı, savuşturdu ve blokladı. Caster'la arasına mesafe koymak için geri çekilmeye devam etti. Bir noktada, öfkeli bir kükreme kulaklarını çınlattı:
"Bana bak, seni lağım faresi! Neden bir korkak gibi kaçıyorsun?!"
Maskenin arkasında gizlenen ve nefes almakta zorlanan Sunny, dişlerini sıkıp fısladı:
"Özel... bir sebebi... yok..."
Caster ile bir sonraki çatışmalarında, soylu adam otuzlarının sonundaymış gibi görünüyordu. Artık hayatının baharında bir adamı andırıyordu. Güçlü fiziği daha da heybetli bir hal almış, geniş omuzları sağlam pul zırhın metalini zorlamaya başlamıştı. Şakakları kırlaşmış, sakalına gümüşi hatlar inmişti. Genç kızların aklını başından alacak türden olgun bir adama benziyordu.
Bedeninde bir yırtılmanın daha açıldığını hisseden Sunny inledi, Caster'ı itip geriye doğru fırladı. Gece Yarısı Kırıntısı bir sağa bir sola, bir aşağı bir yukarı savruluyor, salise olsun durmuyordu. Çeliğin çınlaması kesintisiz, sağır edici bir gürültüye dönüştü. Ciğerleri yanıyor gibiydi ama bir an bile yavaşlamaya lüksü yoktu.
Anlık bir dalgınlık canına mal olacaktı.
Haydi ama... Bu... Bu Aziz'le savaşmaktan çok da farklı sayılmaz...
Ama farklıydı. Hem de çok daha kötüydü...
Gölgeyle güçlenmiş olmasına rağmen Sunny, Caster'ın gazap dolu saldırılarına direnemiyordu. Kendisi daha güçlü ve çok daha dayanıklıydı ama keskin silahların olayı zaten buydu; birini öldürmek için gereken kuvvet miktarını en aza indirmek. Hıza dayanan yetenekli bir kılıç ustası, kılıcın tek bir isabetli dokunuşuyla düşmanının işini bitirebilirdi.
Sunny gibi biri için Caster tam bir kâbustu. Kan Dokusu olmasaydı, sırf bedenindeki sayısız kesik yüzünden kan kaybından çoktan halsiz düşüp yavaşlardı.
Yine de direndi ve yıldırım hızındaki darbeleri çaresizce savuşturarak geri çekilmeye devam etti.
...Sunny gururlu soyluya bir kez daha dikkatlice baktığında, sırtından aşağı soğuk bir titreme yayıldı.
Ona saldıran kişi artık bir ihtiyardı. Avurtları çökmüş yüzünü kırışıklıklar bir örümcek ağı gibi sarmış, saçı sakalı bambeyaz olmuştu. Buncadır tanıdığı... ve nefret ettiği... o yakışıklı gençten eser kalmamıştı.
Yine de Caster hâlâ güç ve dinamizm doluydu. Öfkesi ilk anki gibi ölümcül ve yakıcıydı. Ancak hızı... Sadece küçücük bir miktar yavaşlamıştı.
"Geber, seni aşağılık kırma!"
Öfkeli bir kükremeyle Caster, önceki darbenin etkisinden henüz kurtulamamış olan Sunny'nin üzerine hayaletimsi jianı indirdi. Çaresiz kalan Sunny, taçisini acemi bir bloklama pozisyonuna kaldırdı. Kılıçlar çarpıştığında Gece Yarısı Kırıntısı yana savruldu ve az kalsın elinden kayıp gidiyordu.
...Daha da kötüsü, Sunny dengesini kaybedip geriye doğru sırtüstü kapaklandı.
İhtiyarın yıpranmış yüzünde zalimce bir gülümseme belirirken, savunmasız düşmanının işini bitirmek için öne atıldı.
...Ancak son saniyede, sırtının ardından sakin bir ses yükseldi.
Nefret ettiği ama çok iyi bildigi o ses.
Arkasında bir yerde duran Nephis, itiraz kabul etmeyen bir tonla emretti:
"Geri çekil!"
Caster'ın gözleri yuvalarından fırladı. Dehşet dolu bir ifadeyle arkasını döndü ve kılıcını kaldırıp nihayet bunca zamandır korktuğu ve öldürmek istediği kişiyle yüzleşmeye hazırlandı.
Ancak döndüğünde koskoca bir boşluktan başka bir şey göremedi.
Arkasında kimse yoktu. Yerde yatan basit bir kayadan başka hiçbir şey.
Caster'ın kafa karışıklığı içinde bakışları bulanırken, yaşlılığın getirdiği ağırlıkla düşünceleri yavaşlamıştı; kaya birden Değişen Yıldız'ın sesiyle haykırdı:
"Gölgelere saklan!"
Gururlu soylunun gözbebekleri anında küçüldü. Karanlık bir ifadeyle hızla geriye döndü, kılıcını savunma pozisyonuna getirdi.
...Saniyenin küçücük bir kesriyle geç kalmıştı.
Çıt bile çıkarmadan ilerleyen Gece Yarısı Kırıntısı'nın ucu; adamın pul zırhını, etini...
Ve ardından kalbini delip geçti.
Karşısındaki çaresiz ihtiyarın donakalmış yüzüne bakan Sunny, yüzünü buruşturup içini çekti.
Caster başını eğip göğsünden fırlayan bıçağa ve altından süzülen kana baktı, sonra zayıf bir hareketle taçiyi eliyle kavradı. Solgun, kırışık yüzü acı ve nefret dolu bir ifadeyle buruştu.
Başını kaldırmak için kendini zorlayarak Sunny'nin gözlerinin içine baktı ve fısıldadı:
"Sende... sende hiç... onur yok."
Sunny ölmekte olan ihtiyara acımayla baktı, sonra gözlerini kaçırdı.
"...Onur var elbette. Onur... Güçlü pisliklerin sizin gibi genç aptalları uğruna ölsünler diye uydurduğu bir kelimeden ibaret değil. Ya da onlar için öldürsünler diye. Sizi bir köle yapmak için boynunuza doladıkları bir zincir de değil."
Caster birkaç an boyunca ona baktı, bir şey söylemeye çalıştı ama sonra yavaşça dizlerinin üzerine çöktü.
Aniden çöken sessizlikte, Büyü'nün sesi fısıldadı:
[Uykuda olan bir insanı katlettiniz: Han Li Caster.]
[Gölgeniz güçleniyor!]
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.