Siyah kılıç, Nephis'i kıl payı ıskalayarak büyük bir gürültüyle yere indi. Genç kız geriye doğru yuvarlanıp imkansız bir amut taklasıyla kendini yerden yukarı fırlattı. Eğitimli bir akrobatın zahmetsiz zarafetiyle mermer zemine ayak basan Değişen Yıldız, birkaç metre geriye kayarak iblisle arasına mesafe koydu.
Ancak düşman da en az onun kadar hızlıydı... Hayır, çok daha hızlıydı. Dev, elindeki korkunç devasa kılıcın ucuyla onu deşmek için şimdiden ileri atılmıştı bile. Nephis hafifçe yana kayarak bu ölümcül saldırıdan sıyrıldı ve siyah kılıcın upuzun gövdesi boyunca ileriye doğru atıldı. Kılıcı havada parıldayarak tehditkar zırhın ön kolçağına çarptı ve karanlık yüzeyde derin bir çizik bıraktı.
Her şey o kadar hızlı gelişiyordu ki birliğin diğer üyeleri savaşa dahil olmakta zorlanıyordu. Taş Şövalye daha bir an önce mermer zemine çakılmıştı ve henüz yeni ayağa kalkıyordu. Effie, Kara Şövalye'nin ilk saldırısının tüm şiddetini göğüsledikten sonra anca toparlanabilmişti ve öne doğru koşuyordu fakat hâlâ birkaç metre uzaktaydı.
Kai yayını germişti ama yoldaşlarından birini vurma riski yüzünden oku salamıyordu. Kan Oku'nun taşıdığı lanet o kadar güçlüydü ki böyle bir riski göze alamazdı.
Cassie savaşta çoğunlukla yankılara güveniyordu. Şafak Parçası tarafından güçlendirilmedikleri için bu mücadeledeki yararları zaten pek yüksek olmayacaktı. Dahası, iblisin tek bir darbesiyle yok edilme tehlikeleri vardı. Bu yüzden şimdilik geride durmak zorunda kalmıştı; işler gerçekten sarpa sararsa savaşa dahil olacaktı.
Yani şimdilik, bu canavarı yavaşlatma işi Sunny ve Caster'a kalmıştı.
Sığınabilecekleri tek teselli ve Sunny'nin daha önce uzun uzadıya açıkladığı nokta, o korkunç devasa kılıcın ne kadar ölümcül ve neredeyse durdurulamaz olsa da nihayetinde hantal bir silah olmasıydı.
Kara Şövalye bu devasa kılıcı adeta bir tüy hafifliğindeydi gibi savuracak kadar güçlüydü; momentum ile ataleti birer engele dönüştürmek yerine avantaja çevirecek kadar da yetenekliydi. Yine de fizik kurallarına boyun eğmek zorundaydı. Daha da önemlisi, o lanet şey çok uzundu.
Bu da demek oluyordu ki kılıcın menzilini ona karşı kullanabilmek için düşmüş iblisin dibinden ayrılmamaları gerekiyordu.
Çelik dev yana doğru bir adım atıp devasa kılıcını Değişen Yıldız'ı hedef alan acımasız, yatay bir savuruşa hazırlarken, Sunny aradaki mesafeyi kapatıp iblise tam ters taraftan yaklaştı. Gece Yarısı Parçası parıldayarak plaka zırhın dirsek eklemine doğru savruldu.
Sunny'nin tek yapabildiği zırhta küçük bir çizik bırakmak oldu fakat bu darbe Kara Şövalye'nin elini hafifçe aşağıya ve gövdesine doğru iterek savuruşun açısını biraz olsun değiştirdi. Aynı anda Caster da o korkunç kılıcın altından sıyrılıp aniden iblisin tam önünde belirdi ve elindeki düz kılıcı çelik miğfere doğru sapladı.
Kara Şövalye başını hafifçe yana çevirince, hayaletimsi yeşil bıçak hiçbir zarar vermeden miğferin üzerinden kayıp gitti. Aynı anda kılıcı tek eliyle bırakıp dirseğini geriye doğru savurdu; az kalsın Sunny'nin kafatasını paramparça edecekti.
Tüm bunları yaparken Nephis'e yönelik o ölümcül saldırısını sürdürmekten de geri kalmıyordu.
Yine de bu ortak saldırı Değişen Yıldız'ın ikiye bölünmesini engellemişti. Hızla öne doğru bir adım atan genç kız, kendi kılıcını kaldırarak darbeyi karşıladı. Aradaki mesafeyi kapatacak zamanı bulduğu ve şu an iblisin sadece birkaç santim uzağında olduğu için, devasa kılıcın ona çarpan kısmı kabzaya yakındı ve bu yüzden pek yıkıcı bir güç taşımıyordu.
Yine de bu darbe bile onu yere sermeye yetti; kılıcı elinden kayıp gitti.
Üçü birlikte dövüşseler bile, bu lanetli yaratığı ancak tek bir anlığına yavaşlatabilmişlerdi.
Fakat bazen, tek bir an bile yeterli olurdu. Çünkü bu süre Effie'nin savaşa yeniden katılmasına yetmişti.
Ayrıca Kai'ye de nişan alma fırsatı sunmuştu.
Kara bir ok havayı yararak geçti ve tam iblisin miğferindeki göz siperliğinin çatlağına saplandı.
Sunny, cazibeli okçunun yüzündeki şaşkın ifadeyi fark etti. Kendisi de donakalmıştı; Kai dahil hiç kimse bu piç kurusunu zırhındaki tek zayıf noktadan vurabileceğini tahmin etmemişti.
Kara Şövalye'nin kafası şiddetle geriye savruldu.
Ancak bir sonraki saniyede, Kai sendeleyerek inledi.
Lanet olsun! Neden her zaman haklı çıkıyorum ki?
Sunny bu sonucu da öngörmüştü. O tehditkar siyah zırhın altında etten kemikten bir beden olmadığını çoktan tahmin etmişti. Aksine, zırhın kendisi kabus yaratığıydı ya da en azından güçlü bir hortlağın kötü ruhu için bir kap görevi görüyordu. Haliyle, o dehşet verici okun eme dökebileceği bir kan yoktu. Bu yüzden Kai, hedefini vurmasına rağmen Düşmüş Hatıra'sının geri tepmesine maruz kalmıştı.
Böyle bir ihtimale karşı Sunny, cazibeli okçuya Unutulmuş Kıyı'nın dört bir yanına saçılmış kemik parçalarından birkaç sıradan ok yapma görevi vermişti.
Yani Kai henüz tamamen savaş dışı kalmamıştı. Ancak bu korkunç iblise verebileceği hasar miktarı son derece az olacaktı.
Kahretsin!
Ama Sunny'nin bu duruma hayıflanacak vakti yoktu. Savaş giderek daha kaotik ve acımasız bir hal alıyordu...
Kai'nin o inanılmaz isabetli atışı sayesinde Kara Şövalye bir an için sersemlemişti. Effie bu fırsatı değerlendirmek için tam zamanında yetişti. Eğilerek atılışının momentumunu ve Alacakaranlık Parçası'nın kemik kıran ağırlığını kullandı; çelik devin uyluğuna yıkıcı bir darbe indirdi. Büyük salonda bir başka ses dalgası daha yankılanırken, canavar sendeleyerek geriledi.
Fakat saniyeler sonra, zırhlı yumruğunu güçlü avcının üzerine indirerek onun acı dolu bir çığlık atar gibi geriye savrulmasına neden oldu. Kara kılıcın topuzu ileri fırlayarak, gururlu soylunun ne kadar hızlı hareket ettiğine bakmaksızın Caster'ı göğsünden yakaladı. Genç adam kırık bir manken gibi yere yığıldı.
Son olarak Kara Şövalye kılıcını Sunny'ye doğru çevirerek onu geri çekilme mecburiyetinde bıraktı.
Lanet olası piç resmen durdurulamazdı. Yaptıkları saldırıların hiçbiri onu biraz olsun sinir bozucu bir şekilde rahatsız etmekten başka bir işe yaramamıştı.
Kötü, çok kötü...
Kendini yerden yukarı doğru iten Nephis, karşısında karanlığın kalesi gibi yükselen Düşmüş iblise baktı. Yüzü bembeyazdı ve ağzından kan sızıyordu.
Daha da kötüsü, gümüş kılıcı çok uzağa fırlamıştı ve artık erişebileceği bir yerde değildi. Kılıcın üzerindeki o parlak ışık kaybolmuş, büyük salonun köşelerinde gizlenen karanlığın yavaş yavaş geri sızmasına yol açmıştı.
Artık onunla Kara Şövalye arasında duran hiçbir şey yoktu.
Sunny aniden gözlerini kocaman açarak katedralin derinliklerine baktı.
Ardından, dudaklarından yırtıcı bir feryat döküldü:
"Neph! Kaç!"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.