Kozanın İçindeki Sır

Gölge'nin sıkılı yumruğunda tuhaf, göz alıcı ve bir o kadar da tekinsiz bir mücevher duruyordu. Öylesine simsiyahtı ki sanki içine nüfuz edilemez bir karanlık hapsedilmişti. Parlak siyah yüzeyi ışığı yutuyor gibiydi; harabeye dönmüş katedralin o devasa salonunu az öncekinden bile daha karanlık bir hale getiriyordu.

O kapkara boşluğun derinliklerinde, tehditkar bir kızıllıkla parıldayan alevler yanıyordu. Tuhaf ve yavaş bir ritimle atan bu kızıllık, etraftaki her şeyi loş bir kırmızı ışığa boğuyordu. Taş Aziz bu ışık altında adeta kana bulanmış gibi görünüyordu. Elinde tuttuğu mücevher, birinin göğsünden yeni sökülmüş, kanlı ve hala atan bir kalbi andırıyordu.

Sunny buna bakarken içinde tuhaf bir uğursuzluk hissetti.

Bu da ne böyle?

Mücevher bir ruh şardına benziyordu ama sanki farklı bir şeydi. Bir kere, daha önce hiç böyle siyah bir şard görmemişti; hele ki bu kadar yoğun bir ışık saçanını hiç görmemişti. Kırılmış bir çekirdeğin parçası gibi de durmuyordu. Aksine, tamamen bütün görünüyordu.

Bir kabus canavarının ruh çekirdeği böyle bir şey miydi yoksa?

Hayır, ruh çekirdeği olamazdı.

Acaba bir ruh muydu?

Şaşkına dönen Sunny, siyah mücevherin derinliklerinde yanan kızıl alevleri saydı. Bir, iki, üç... dört.

Düşmüş İblis'in dört çekirdeğine karşılık gelen dört alev.

Gölge'sinin elinde tuttuğu şey, Kara Şövalye'nin ruhuydu... ya da en azından onun bir çeşit özüydü. İyi ama bu öz nasıl olmuş da somut bir forma bürünmüştü?

Bunu yapan Taş Aziz miydi? Eğer öyleyse, bunu nasıl başarmıştı? Dahası, neden yapmıştı?

Onunla ne yapmaya çalışıyor?

Sunny ve Nephis şaşkınlık içinde, çıt çıkarmadan izlerken Gölge sonunda hareket etti. Siyah mücevheri yüzüne yaklaştırıp bir an öylece durdu. Gözlerinde karanlık, ürpertici bir duygu belirdi.

Ve sonra, Taş Aziz onu yuttu.

Sunny gözlerini kırpıştırdı.

Ne?

Gölge ağzını açtı, tekinsiz kristali ısırdı ve midesine indirdi.

Kara Şövalye'nin ruhu işte böyle, tek bir hamlede yutulup gitmişti. Saçtığı kızıl ışık sönünce dünya yeniden eski karanlığına büründü.

Hemen bir an sonra, Taş Aziz de gölgelerin içine süzülüp gözden kayboldu.

Dur bir dakika... Onu geri çağırmamıştım ki. Neler oluyor yahu?

Nephis kafası karışmış bir ifadeyle ona baktı.

"Az önce ne oldu? Ne yaptı o?"

Sunny bu kez gerçeği bükmek ya da birilerini kandırmak zorunda değildi. Doğrudan içinden geldiği gibi, dürüstçe cevap verdi:

"Hiçbir fikrim yok."

İblisin yok oluşunun ardından geriye kalan paslı çelik yığınına doğru yürüyen Sunny, ayağıyla kalıntıları biraz kurcaladıktan sonra mırıldandı:

"Hiç şard kalmamış. Burası boş."

Yıldız Değişen bir an sessiz kaldı, ardından kaşlarını çattı.

Sonunda konuştu:

"Yankın gerçekten çok tuhaf."

Herkes savaşın yorgunluğunu üzerinden atmaya çalışıp yaralarını sararken, Sunny gözlerden uzak bir köşeye çekilip Ruh Denizi'ne daldı.

Durgun suların o dingin uzamı onu her zamanki sessizlik ile karşıladı. Suyun sınırında hareketsizce duran gölge sıralarına göz gezdiren Sunny, Kara Şövalye'nin de aralarına katıldığını fark etti.

O çelik dev, Sunny'nin katlettiği diğer tüm yaratıkların arasında, en az onlar kadar boş bir kabuk olarak dikiliyordu. O tehditkar ve ölümcül Düşmüş İblis'ten eser kalmamıştı artık. Şimdi o da sıradan gölgelerden biriydi sadece.

Sunny sırıttı.

"Hoş geldin piç kurusu. Keyfine bak. Nasılsa artık hiçbir yere gidemeyeceksin."

Yüreğini karanlık, derin bir tatmin hissi kapladı. Ezeli düşmanının bu hareketsiz gölgesine bakarken, Sunny ona var gücüyle bir tekme savurmamak için kendini zor tuttu.

Sonuçta artık sadece bir gölgeydi. Ona tekme atmak, havayı tekmelemekten farksız olurdu. Hem Sunny o kadar da kinci biri değildi. Bu piçi bir kez öldürmek onun için gayet yeterliydi.

"Şimdi kim gülüyor bakalım? Yiğidi öldür hakkını yeme, beni fena benzettin. Ama sen mezardayken ben hala nefes alıyorum. Günün sonunda önemli olan tek şey de bu."

Bu dünya... Hayır, hem bu dünya hem de gerçek dünya Sunny'den çok daha büyük, güçlü ve kudretli yaratıklarla doluyordu. Bunların birçoğu ya onun varlığını tehdit etmiş ya da üstünlüklerini kanıtlamak için ona bir hiçmiş gibi davranmayı kendilerine hak görmüştü.

Ama o, hepsine inat hala buradaydı; ne yok olmuş ne de boyun eğmişti. Özgürdü, hayattaydı ve her geçen gün daha da güçleniyordu.

Bir gün gelecek, hepsi onun karşısında sinecek ya da onun ellerinde can verecekti. Tıpkı bu Kara Şövalye gibi.

Sunny yüzünde karanlık bir ifadeyle arkasını döndü ve gölge çekirdeğinin siyah güneşi altında durmak üzere ilerledi. Ardından Taş Aziz'i çağırdı.

...Fakat hiçbir şey olmadı.

Sunny kaşlarını çatıp çağırmayı tekrarladı, sonuç yine aynıydı. Birden içine bir endişe düştü ve havada rünlerin belirmesini diledi.

Neyse ki korktuğu başına gelmemişti. Taş Aziz hala onun Gölgesi olarak görünüyordu.

O halde ona ne oluyordu?

Onun adını tanımlayan rünlere odaklanan Sunny, yazıları büyüterek okumaya başladı:

Gölge: Taş Aziz.

Gölge Rütbesi: Uyanmış.

Gölge Sınıfı: Canavar.

Gölge Nitelikleri: [Savaş Ustası], [Sarsılmaz], [İlahiyat Kıvılcımı].

Gölge Açıklaması: [Gölge Aziz, Unutulmuş Kıyı'nın lanetli karanlığında, hain Işıktan Yitmiş tarafından yaratılmıştır.]

Gölge Parçaları: [80/200].

Buraya kadar her şey aynıydı. Ona yedirdiği gölge parçalarının sayısı bile değişmemişti.

Ancak, o sayının hemen altında, daha önce hiçbir şeyin olmadığı yerde yeni bir rün dizisi ışıldıyordu.

Sunny rünleri gördüğünde gözleri fal taşı gibi açıldı.

Yazıda aynen şöyle diyordu:

[...Taş Aziz evrimleşiyor.]

Bir an öylece kalakaldı, ardından bakışlarını Gölge Çekirdeği'ne çevirdi.

Gölgesi, çekirdeğin bir yerlerinde, onu besleyen karanlık alevlerin dalgaları arasında dinleniyor; tüm varlığı gizemli bir dönüşümden geçiyordu. Görünüşe göre Kara Şövalye'nin ruhunu yutmak, onun Sunny'nin hiç tahmin etmediği bir büyüme evresine girmesini sağlamıştı.

Bu evrim süreci ne kadar sürecekti?

Ve Aziz nasıl bir dönüşüm geçiriyordu?

Sunny'nin hiçbir fikri yoktu.

Yine de bunu öğrenmek için sabırsızlanıyordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.