Gelişiyordu... Taş şövalye evrim geçiriyordu.
Ruh denizinin o uçsuz bucaksız zihinsel düzleminden sıyrılan Sunny kaşlarını çattı. Fakat gözlerinde tarif edilemez bir heyecan parıldıyordu.
Acaba onun hangi yönü değişecekti?
Aslında çok fazla ihtimal yoktu. Ya rütbesi yükselecekti ya sınıfı değişecekti ya da niteliklerine yenileri eklenecekti.
Kendisinden daha yüksek rütbeli bir rakibi alt ettiği için gölgenin de yeni bir rütbeye yükselmesini beklemek son derece mantıklıydı. Ancak bu mantıkta ufak bir pürüz vardı.
Kara şövalye, Sunny ve şövalyenin birlikte canını aldığı ilk düşmüş yaratık değildi. Aslına bakılırsa, ceset yiyici ve kule elçisinden sonra üçüncüydü. Hatta o canlı heykel, Sunny'nin kılıcıyla can vermeden önce iki demir örümceği de tek başına biçip geçmişti.
Fakat daha önce hiçbirinin cesedinden böyle siyah bir mücevher söküp çıkarmamıştı.
Bu yüzden, o kabus canavarının ruhunu soğurabilmesini sağlayan şey muhtemelen sadece yaratığın muazzam gücü değil, aralarındaki o tuhaf ama gözle görülür akrabalık bağıydı. En azından Sunny'nin içindeki ses bu tahminin doğru olduğunu fısıldıyordu.
Yine de bu durum, o ağzı var dili yok canavarda ne gibi değişimler yaşanacağını anlamasına yetmiyordu. Her şeye rağmen, bu geleceğe dair paha biçilemez bir bilgiydi.
Bundan sonra gölgelerini geliştirmek isterse, sadece güçlü değil, aynı zamanda onlara uygun birer rakip bulması gerekecekti. Kendi soylarından gelen, daha yüksek rütbe veya sınıfa ait bir canavar...
Başını hafifçe yana eğerek unutan kıyıda şövalyeye yedirebileceği, ruhu buna uygun başka bir yaratık olup olmadığını düşündü. Bir an için gözünün önüne o yürüyen devasa heykelin silueti geldi.
Yok artık, daha neler. Bunu aklından bile geçirmeyecekti.
Sunny başını iki yana sallayıp hafifçe gülümsedi ve yoldaşlarının yanına doğru adımladı.
Artık anlaşmaları tamamlandığına göre...
O korkuyla bekledikleri gelecek nihayet kapılarına dayanmıştı.
Fenerlerin ışığı, bir zamanlar bu kadim katedralin rahibesine ait olan geniş odayı aydınlattı. Ancak içeriye altı kişinin girmesiyle birlikte bu huzurlu sığınak artık o kadar da büyük görünmüyordu.
Sunny etrafına bakınıp içini çekti. Gizli oda tam da bıraktığı gibi duruyordu. Soluk renkli ahşaptan oyulmuş sade ama lüks mobilyalar, yıkıntılardan topladığı birkaç uyumsuz parça eşyayla yan yana duruyordu. Taş duvarlar ince ince işlenmiş kabartmalarla süslenmişti. Bir zamanlar içi ışıl ışıl parıldayan ruh şaraplarıyla dolu olan sandık ise şimdi köşede karanlık ve bomboş duruyordu.
Taş şövalyeyi beslemek onu resmen tamtakır bırakmıştı. Ne yazık ki doymak bilmeyen bir gölgenin ustası olmak pek de ucuz bir heves değildi...
Duvarlardan birinin üzerinde, harap katedralde geçirdiği her günü işaretlemek için taşın üzerine kazıdığı çentikler duruyordu. Burası uzun süre boyunca onun evi olmuştu. Hayatında sahip olduğu en iyi evdi aslında; lanetli bir şehrin göbeğinde, penceresiz taş bir oda için bunu söylemek her ne kadar acı verici olsa da durum buydu.
Ama Sunny burayı çok sevmişti. Bu karanlık ve sessiz yeri çok özleyecekti.
Gruptakiler, Effie ve Cassie hariç, meraklı gözlerle etrafı inceliyordu. Nephis bile hafif bir merakla çevreye göz gezdiriyordu.
Kai, yüzünde tuhaf bir ifadeyle Sunny'ye döndü.
"Burada... Burada mı yaşıyordun?"
Sunny tek kaşını kaldırıp omuz silkti.
"Evet. Ne oldu ki?"
O yakışıklı okçu yüzünde belirgin bir memnuniyetle gülümsedi.
"Yok, bir şey olduğundan değil. Sadece... burası çok zevkli döşenmiş! Kaldığın yerin bu kadar şık olacağını tahmin etmemiştim."
Bu da ne demekti şimdi?
Sunny kaşlarını çattı.
"Nasıl bir yer bekliyordun ki?"
Kai birden mahcup bir tavırla bakışlarını kaçırdı.
"Şey, bilirsin işte... Nedense hep senin bir mağarada, yerde yattığını hayal etmiştim. Evet, aptalca biliyorum. Bir katedralin içinde mağaranın ne işi varsa zaten."
Bunu duyan Effie kahkahayı bastı.
"Ah... Bir de dolabında ne olduğunu görsen, Gece."
Sunny ona ters bir bakış fırlattı ama cevap vermemeyi tercih etti.
Avcının sadece ortamdaki havayı yumuşatmaya çalıştığının farkındaydı.
Birazdan başlarına ne geleceğini bildikleri için gruptaki herkesin içine bir korku ve şüphe çökmüştü. En çok da Effie endişeliydi; çünkü Gunlaug'un onlar için hazırladığı o tiyatro sahnesinde ona biçilen rol fazlasıyla acımasızdı.
Bir süre sonra ocağın etrafına kurulmuşlardı, havada hâlâ yemek kokusu geziniyordu. Herkes suskunca ateşi seyrediyor, zihinleri karanlık düşüncelerle boğuşuyordu. Sunny artık bir karar vermesi gerektiğini biliyordu ama içinden bir ses bu adımı atmayı sürekli erteliyordu.
Sadece gizli odanın duvarlarında dans eden gölgeleri izlemekle yetindi.
Nihayet sessizliği bozan Nephis oldu. Ona doğru dönüp bir an duraksadı ve sordu:
"Sabah yola çıkıyoruz. Bizimle geliyor musun?"
Sesi her zamanki gibi dümdüz, duygudan arınmıştı. Ancak Sunny onu bastırdığı duyguların ince sızılarını sezecek kadar iyi tanıyordu.
Umut...
Umut, insanı ölüme sürükleyen bir zehirdir.
Ama hayır. Bu konuşan eski Sunny'ydi. Kendi deliliğinin arkasına sığınmaktan keyif alan, her şeyden vazgeçmiş o eski çocuk. Acımasız gerçeklerle yüzleşmekten ve hakkı olanı almak için gereken bedeli ödemekten korkan o korkak.
Zafer. Kurtuluş.
...Ve umut.
Sunny artık korkmaktan bıkmıştı.
Sakin bir ifadeyle Nephis'in gözlerinin içine baktı.
"Yarın değil, sonraki gün. Karanlık Şehir'de hâlâ halletmem gereken işler var. Sonraki gün size katılacağım... Sonu nereye varırsa varsın."
Kız bir an sessiz kaldı, ardından yüzünde hafif bir tebessüm belirdi.
"Teşekkür ederim. Benim de yapmam gereken bazı hazırlıklar var. O halde Aydınlık Şato'ya birlikte döneriz."
Sunny başıyla onaylayıp bakışlarını kaçırdı.
Nephis hiçbir zaman korktuğuna dair en ufak bir belirti göstermemişti, en azından Sunny böyle bir ana şahit olmamıştı. Ama bunun sadece bir maske olduğunu biliyordu. Aslında korkuyu çok iyi tanıyordu. Belki de kendisi hariç buradaki herkesten daha iyi biliyordu o hissi.
Ne de olsa o korkuyla çok küçük yaşta tanışmıştı.
Bu yüzden o umursamaz yüzünün ve tekdüze sesinin arkasında içten içe titrediğini tahmin edebiliyordu. Ne de olsa o da sadece genç bir kızdı.
Üstelik yakında o ölümsüz Aydınlık Lordu ile ölümüne dövüşecek olan kendileri değil, bizzat o kız olacaktı.
Sunny duvardaki gölgelere baktı.
Sadece bir gün. Bir gün sonra, kehanet gerçekleşmeye başlayacaktı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.